Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Medikal cilt bakımı nedir, reçeteli ürünlerden nasıl ayrılır? Medikal cilt bakımının etkinlik seviyesini, içeriklerini ve fiyat farkının nedenlerini uzman görüşleriyle inceliyoruz.
“Medikal cilt bakımı” ifadesini duyduğunuzda aklınıza ne geliyor? Belki beyaz önlüklü bir dermatolog ya da Londra’nın Harley Street bölgesindeki şık bir cilt kliniği. Deneyimli bir güzellik editörü olarak benim için “medikal” ifadesi, gözle görülür sonuçlar elde etmeyi hedefleyen, yüksek konsantrasyonlu aktif içerikler kullanan ve bir doktorun onayını taşıyan ürünleri çağrıştırıyor. Ortalama bir banyo dolabında bulunan ürünlerin ötesine geçen, güçlü içeriklere sahip formüller… Bu nedenle “medikal cilt bakımı”nın yalnızca ara sıra çıkan sivilceler veya hafif kızarıklıklar yerine akne ya da rozasea gibi cilt sorunlarına odaklanmasını beklerim. Bu yüzden, bu kavramı düşününce, yeniliklerin ön saflarında yer alan, yaklaşımıyla iddialı ve etkisini hedefe yönelik sunan ürünler geliyor aklıma.
Medikal cilt bakımı son dönemde kuşkusuz oldukça popüler. Ancak bu terim gerçekte ne anlama geliyor? Medikal cilt bakım ürünleri geleneksel kozmetik ürünlerinden gerçekten daha mı etkili, yoksa bu algı yalnızca zekice kurgulanmış bir pazarlama stratejisinin mi eseri? Konuyu uzmanlara sordum.
Danışman dermatolog Dr. Derrick Phillips, medikal cilt bakımının resmî olarak tanımlanmış veya düzenlemeye tabi bir ürün kategorisinden ziyade bir pazarlama terimi olduğunu söylüyor. Phillips, “Bir markanın bu tanımı kullanabilmesi için karşılaması gereken belirli kriterler bulunmuyor” diyor. Bununla birlikte markalar, bu konumlandırmayı desteklemek için çeşitli adımlar atabiliyor. Phillips’e göre dermatologlar ve diğer sağlık profesyonelleriyle çalışmak, araştırma ve geliştirmeye yatırım yapmak, ürünlerin güvenliğini ve etkinliğini göstermek amacıyla klinik çalışmalar yürütmek bu adımlar arasında yer alıyor.
Bu sınırın nerede başladığı ve bittiği oldukça hassas bir konu. Reklam Standartları Kurumu’nun da (Advertising Standards Authority) özellikle dikkat ettiği nokta tam olarak bu. Daha önce Medik8’de formülasyon başkanı, Trinny London’da ise araştırma ve geliştirme başkanı olarak görev yapan kozmetik bilimci Fanny Coste, “Birleşik Krallık’ta düzenleyici çerçeve oldukça katı” diyor. Coste’ye göre bir markanın “medikal” ifadesini kullanması, ürünün akne tedavisi gibi tıbbi bir işlevi olduğu izlenimini yaratıyor ancak marka gerekli resmî ilaç ruhsatına sahip değilse, onaylanmamış bir “ilacın” pazarlanması nedeniyle ciddi yaptırımlarla karşılaşabiliyor. Başka bir deyişle medikal cilt bakım markaları, ürünlerinin tıbbi faydaları olduğunu ileri süremiyor.
Buna karşılık ürünlerinin kozmetik faydalarından söz edebiliyorlar. Bir marka kendisini medikal cilt bakımı alanında konumlandırıyorsa, Dr. Phillips’in de belirttiği gibi, ürünlerinin etkinliğini göstermek amacıyla klinik çalışmalar yürütmüş olmasını beklemek makul. Örneğin bir marka, serumunun ciltteki lekelerin ve kusurların görünümünü yüzde 97 oranında azalttığının kanıtlandığını söyleyebilir; ancak aynı ürünün akneyi yüzde 97 oranında azalttığını iddia edemez. Klinik çalışmalarda güçlü sonuçlar elde edilmişse ürünün, cilt hücrelerinin yenilenmesini destekleyen retinoidler, aydınlık bir görünüm kazandırmaya yardımcı olan C vitamini veya gözenekleri arındırıp ölü hücreleri uzaklaştıran salisilik asit gibi araştırmalarla desteklenen aktif içeriklerle, uygun konsantrasyonlarda formüle edilmiş olması da beklenebilir. Örneğin salisilik asit, yüzde 2 konsantrasyonda etkili bir şekilde kullanılabilir.
Bağımsız klinik çalışmalar hem maliyetli hem de zaman alıcıdır. Bu durum, medikal cilt bakım ürünlerinin daha yüksek fiyatlarla satışa sunulmasının nedenlerinden biridir. Bazı markalar ise bitmiş ürünlerini bağımsız olarak test etmek yerine ham madde tedarikçilerinin sağladığı içerik verilerinden yararlanarak bu maliyetlerden kaçınabiliyor. Yüksek fiyatların diğer nedenleri arasında üst segment aktif içerikler, bu içeriklerin cildin daha derin katmanlarına taşınmasını sağlayan yenilikçi iletim sistemleri ve dermatologların ya da doktorların profesyonel desteği bulunuyor.
Medikal cilt bakımı terimiyle en sık ilişkilendirilen markalar arasında Obagi, Revision, Alumier MD ve Alastin bulunuyor. Ancak bu markalara genellikle standart güzellik mağazalarında rastlamak mümkün değil. Estetik hekimi Dr. Priya Verma, “Bu ürünler çoğunlukla estetik ve dermatoloji kliniklerinde bulunuyor. Bir sağlık profesyoneli, kişinin cilt ihtiyaçlarını değerlendirerek uygun ürünleri önerebiliyor” diyor. Verma, bu formüllerin daha yüksek konsantrasyonlarda aktif içerikler barındırabileceğini de belirtiyor. “Bu nedenle profesyonel rehberlik, ürünlerin güvenli ve etkili biçimde kullanılmasına yardımcı oluyor” diye ekliyor. Belirli bir cilt sorunu için dermatoloğa başvurmadıysanız ya da bir estetik kliniğinde mikroiğneleme, lazer veya kimyasal peeling gibi işlemler yaptırmadıysanız “medikal cilt bakımı” etiketli ürünler size yabancı gelebilir.
Bu alanda markaların yalnızca perakende satış ekiplerini ikna etmesi yeterli değil; ürünlerini kliniklerinde satmaya değer bulan sağlık profesyonellerinin de güvenini kazanmaları gerekiyor. Bu profesyonel onay, medikal cilt bakım ürünleri için bir tür güvenilirlik göstergesi niteliği taşıyor. Üstelik bu ürünler çoğu zaman uzmanların uyguladığı klinik işlemlerle birlikte kullanılacak şekilde konumlandırılıyor. Örneğin Alastin, popüler dolgu ve biyostimülatör ürünleri Restylane ile Sculptra'yı da üreten Galderma şirketine ait.
Bununla birlikte Space NK'nin internet sitesinde de “medikal cilt bakımı” kategorisi altında Environ, iS Clinical ve SkinCeuticals gibi markaları bulmak mümkün.
İlginç bir şekilde Coste, medikal cilt bakımının yükselişini cilt bakım pazarındaki bir boşlukla ilişkilendiriyor. Coste, “Bu kavram, standart kozmetik ürünlerle sağlık hizmetleri arasındaki maliyet farkını kapatmak amacıyla ABD'de ortaya çıkan bir pazarlama yaklaşımı” diyor. ABD'de reçeteli ilaç fiyatlarının diğer yüksek gelirli ülkelere kıyasla önemli ölçüde daha yüksek olduğunu belirten Coste, dermatoloji uzmanına başvurmanın da cep yakabildiğini veya sigorta süreçleri nedeniyle zorlaşabildiğini söylüyor. Bu nedenle tüketiciler, doktora gitmeden gözle görülür sonuçlar elde etmeyi vadeden, reçeteli tedavilere yakın konumlanan ürünlere yöneliyor.
Birleşik Krallık'ta ise NHS üzerinden ücretsiz dermatoloji hizmetlerine erişim mümkün olsa da yönlendirme ve randevu bekleme süreleri uzayabiliyor. Akne veya rozasea gibi sorunların tedavisinde bu gecikmeler yaşandığında Skin + Me platformunun ya da danışman dermatolog Dr. Emma Craythorne tarafından kurulan Klira ve Dermatica gibi markaların sunduğu, reçeteli tedavilere dayalı kişiselleştirilmiş cilt bakım ürünleri bir alternatif oluşturabiliyor. Bu hizmetlerde kullanıcıların ciltleri, fotoğraf gönderimi yoluyla bir doktor tarafından değerlendiriliyor. Ardından kişiye özel hazırlanan, reçeteli aktif içerikler içeren ürünler adrese gönderiliyor.
Dr. Verma, “Kendini ‘medikal’ olarak tanımlayan kozmetik cilt bakım ürünleri ile reçeteli cilt bakım ürünleri arasındaki temel fark, reçeteli ürünlerin ilaç olarak kabul edilmesi” diyor. Örneğin reçeteli tretinoin, uygun hastalarda kullanılmasını destekleyen kapsamlı klinik kanıtlara sahip, farmakolojik olarak aktif bir retinoid. Reçetenin yüz yüze bir muayeneyle ya da meşru bir çevrim içi reçete hizmeti aracılığıyla düzenlenmesi bu gerçeği değiştirmiyor: Tretinoin bir ilaç olmaya devam ediyor.
Medikal olarak tanımlansın ya da tanımlanmasın, kozmetik cilt bakım ürünleri ise kozmetik ürün kategorisinde kalıyor. Cildin görünümünü iyileştirebiliyorlar ancak herhangi bir cilt hastalığını tedavi ettiklerini iddia edemiyorlar.
Dr. Sam’s Skincare markasının kurucusu Doktor Sam Bunting, “Medikal cilt bakımı” etiketinin büyük ölçüde bir pazarlama taktiği olduğunu düşünüyor. Ancak bu, söz konusu kategorideki bazı ürünlerin etkili olmadığı anlamına gelmiyor. Bunting, “Cilt sorununuz için doğru içerik, doğru konsantrasyon ve doğru kombinasyon bir araya geldiğinde reçeteli bir ürüne ihtiyaç duymadan da oldukça belirgin sonuçlar elde edebilirsiniz” diyor.
Fiyatı ortalama bir cilt bakım ürününden daha yüksek olsa bile medikal cilt bakım ürünleri, ilaçların sağlayabildiği sonuçları garanti edemez. Dr. Phillips de bu görüşü destekliyor: “Daha yüksek fiyat, mutlaka daha iyi sonuçlar elde edileceği anlamına gelmez.” Phillips piyasada, formülasyonü dermatologlarla birlikte geliştirilen ve cilt sağlığına olan faydası araştırmalarla desteklenen içerikler kullanan pek çok başarılı ürün bulunduğunu belirtiyor. L’Oréal Paris, No7, CeraVe, Garnier ve Eucerin bunları geliştiren markalar arasında sayılabilir. Bu nedenle Dr. Phillips, yalnızca “medikal” etiketine odaklanmak yerine ürünün içerik listesinin, formülasyonunun ve ambalajında ya da markanın internet sitesinde sunulan bilimsel kanıtların incelenmesini öneriyor.
Sonuç olarak iyi kurgulanmış bir pazarlama stratejisi, hem gerçekten başarılı ürünlerin hem de vasat olanların ön plana çıkmasını sağlayabiliyor. Bu ürünler arasındaki farkı anlamak ise içeriklere ve bilimsel kanıtlara biraz daha yakından bakmayı, bazen de deneme yanılma yoluyla cildimiz için en uygun seçeneği bulmayı gerektiriyor.


