Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Etkisi kalıcı mı? Evet, hepimizin çok merak ettiği eksozomlardan söz ediyoruz. Popüler içeriğe dair bilmek isteyebileceğiniz her şeyi araştırdık.
Eksozomların ne olduğunu, ne işe yaradığını sorgulamadan önce, estetik dünyasının son dönemde benimsediği rejeneratif estetik kavramını doğru anlamalıyız. Rejeneratif estetik, cildin ve dokuların yaşlanma ile değişen yapısını yabancı maddeler ekleyerek maskelemek yerine vücudun kendi doğal onarım ve yenilenme mekanizmalarını harekete geçirmekle ilgileniyor. “Hücresel iletişim ve doku yenilenmesiyle estetik tıbbın sınırlarını genişletiyor” diyor medikal estetik hekimi Dr. Kanat Cavlak “zira güzelliğin geleceği artık daha fazla işleme değil, daha fazla biyolojiye dayanıyor.”
Stembio ile bilimsel bir işbirliği içinde yürüttüğü kliniğinde benimsediği felsefe, doku mühendisliği ve hücresel mekanizmaları aktive ederek cildin kendi biyolojik potansiyelini kullanarak yenilenme kapasitesinin en üst düzeye nasıl çıkarılabileceğini sorgulamak. “Eksozomlar, özellikle insan kaynaklı mezenkimal kök hücre eksozomları, rejenaratif estetikte altın standart kabul ediliyor.”
Ancak eksozomlara geçmeden önce doğru tanımını yapmamız gereken kavramlardan biri de yaşlanma. Dr. Cavlak yaşlanmayı, zamanla hücrelerimiz arasında başlayan iletişim kopukluğuyla tanımlıyor. “Kök hücre kaynaklı küçük bilgi paketçikleri” eksozomlar, burada devreye giriyor. Bu küçük paketler yaşlanan dokudaki hücrelere net bir mesaj iletiyorlar: “Yeniden genç hücre gibi davran, hasarı onar ve kolajen üret.” Üstelik bu sinyalin verdiği mesaj, imha olmuyor. “Hücresel düzeyde kalıcı bir yenilenme süreci başlatıyor; çünkü kronik hücresel enflamasyonu baskılıyor, hücresel yaşlanmayı geciktiriyor ve dokunun yenilenme kapasitesini destekliyorlar.”
Tıp dünyası bunların “hücrelerin birbirlerine yenilenme mesajı göndermek için kullandığı mekanizmalar” olduğunu uzun yıllardır biliyor aslında. “Bunun gelip geçici bir trend olmadığını söyleyebilirim; eksozomlar hücresel düzeyde sundukları yüksek hedeflenmiş iletişim yeteneği sayesinde biyoteknolojide yerini sağlamlaştırmış, kalıcı gelişmelerdir.” Hekimlerin yıllardır aşina olduğu eksozomlar, son dönemdeki popülerliklerini longevity ve güzellikle ilişkilendirilmeye başlamalarına ve estetik dünyasının agresif müdahalelerden günden güne uzaklaşmasına borçlu olabilir. Dr. Cavlak longevity’i organizmanın bir bütün olarak sağlıklı kalmasını hedefleyen bir alan olarak açıklıyor; cilt ve saç kalitesini ise içeride olup bitenlerin birer dışavurumu olarak tanımlıyor. “Güzellik dünyasının eksozomlarla kesiştiği nokta tam da burası; hücresel estetik, semptomları gizlemek yerine dokuyu hücresel düzeyde destekleyen bu mikroskobik habercilerin etrafında şekilleniyor.”
Eksozomların hücreler arasında iletişimi sağladıkları kadar klinik uygulamalar ve ev rutininiz arasında da bağ kurma potansiyeli var. “Sahip oldukları hücreler arası akıllı kargo mekanizmaları sayesinde klinikte yapılan iğneli uygulamalar ile evde kullanılan topikal medikal kremler arasında kurulan kusursuz bir bilimsel sinerji” diyor Dr. Cavlak. Bu sinerji hekimlere ve bizlere “cilt bakımını tek seferlik bir işlemden ziyade sürekliliği olan bir biyolojik süreç” olarak algılamamız gerektiğini söylüyor. Yılların izlerini silmeye çalışırken hedefi yaşlanmayı durdurmaktan, iyi yaş almaya çevirmemiz gerektiğini de hatırlatıyor. “Geleceğin estetiğinde lüks, daha fazlasını yapmak değil biyolojiyi daha doğru anlamak, daha hassas çalışmak ve bilimi kişiye özel çözümlere dönüştürmek olacak.”
Eksozomların elde edildiği birkaç farklı kaynak var ve bu noktada seçici olmak şart. “Bu önemli, çünkü eksozomun taşıdığı mesajın kalitesini doğrudan belirliyor” diye uyarıyor Dr. Cavlak. Hekimler yaşanan kavram karmaşasından mustarip. Göbek kordonu ya da yağ dokusundan izole edilen insan kaynaklı eksozomların rejeneratif estetikte altın standart kabul edilme nedeninin açıklaması çok basit aslında: “İnsan hücresinin dilini yine en iyi insan hücresinden salınan sinyaller çözer.” Bu küçük kesecikler cilt hücrelerine kolajen üretimi ve doku yenilenmesi yönünde kodlanmış en doğru sinyalleri taşıyor. Ayrıca belli cilt sorunları ve gençleşme arayışında en iyi sonuçları veriyorlar. “Yaşlanma karşıtı yaklaşımlarda, akne izlerinde ve saç uygulamalarında biyolojik uyumu en yüksek grup, insan kaynaklı kök hücre eksozomları.”
Hayvan ve bitki kaynaklı eksozomlara gelelim: “Somon ve bitki kaynaklı vezikülleri de eksozom tedavilerinin alt türleri olarak değerlendirebiliriz.” Bunların insan kaynaklı olanlardan farkı, o kadar kabiliyetli olmasalar da farklı yeteneklerinin olması. “Biyolojik uyum ve taşıdıkları sinyal kalitesi açısından daha sınırlı olsalar da güçlü antioksidan etkileri ve destekleyici özellikleriyle öne çıkıyorlar.” Bitki kaynaklı eksozom benzeri yapıların klinik gücünün daha çok koruyucu ve yatıştırıcı etkilerde ortaya çıktığını söylüyor. “Cildin serbest radikal hasarına karşı direncini artırmada, pigmentasyonu regüle etmede ve cilt bariyerini dış etkenlere karşı sakinleştirmede etkililer, ancak kök hücre kaynaklı yapıların taşıdığı genetik mesajı içermiyorlar.” Bitki kaynaklı eksozomların kendileriyle birlikte verilen vitamin veya peptitleri cilde etkili şekilde taşıyan birer kanal görevi görebileceğini de ekliyor.
K-Beauty formülleri başta olmak üzere, eksozomları her birimizin herhangi bir eczane ya da güzellik mağazasından satın alabileceği ürünlerin formüllerinde de görmeye başladık. Etkileri ise tartışılır. O yüzden “eksozom içerikli” şişelere sarılmadan evvel beklentilerinizi gözden geçirmeniz gerekiyor. Hekimler bu konuda temkinli. Klinik uygulamaların yerini evde uygulayabileceğiniz herhangi bir bakım rutininin tutması elbette zor. “Retinolde olduğu gibi yüzde sıfır nokta üç mü, yüzde bir mi şeklinde basit bir konsantrasyon mantığını eksozomlara doğrudan uygulamak yanlış olur, çünkü burada yalnızca miktardan değil biyolojik bir materyalin kimliğinden, bütünlüğünden, stabilitesinden ve hedef dokuya ulaşıp ulaşmadığından bahsediyoruz.”
Dr. Cavlak önemli bir detayı hatırlatıyor: “Cildin en önemli görevlerinden biri, dışarıdan gelen maddelerin içeri girmesini engellemektir.” Tam da bu yüzden raftan alınan bir kozmetik ürünle klinik protokollerden aynı performansı bekleyemeyiz. “Yine de eksozom teknolojisiyle formüle edilen kremler ve serumlar, bariyer desteği, yoğun nemlendirme ve cilde canlılık kazandırma gibi günlük bakım etkileri göstermekte başarılı olabilir.”
Eksozomlara dair yanlış bilinenlerin başında kök hücre ile aynı şey oldukları yanılgısı geliyor. “Eksozomlar canlı hücre değildir” diye açıklıyor Dr. Cavlak, “kök hücrelerin diğer hücrelere tamir komutları iletmek için sağladığı protein ve RNA dolu nano-keseciklerdir.” Yani eksozom tedaviniz sırasında -ürkütücü bilimkurgu filmlerine özgü sahnelerdeki gibi- cildinize nakledilen, canlı birtakım yapılar olmaz.
İkinci yanılgı da ömür boyu kalıcılık beklentisi. “Eksozomlar dokuda çok güçlü bir hücresel yenilenme tetikler, ancak biyolojik yaşlanma süreci durdurulamaz, bu yüzden tedavinin kalıcılığı kişinin yaşam kalitesine ve genetiğine bağlıdır.” Kişiselleştirmenin önemi burada da devreye giriyor; eksozom teknolojisiyle yaşlanmaya karşı koymak istiyorsanız seanslarınızın size uygun ve özel bir şekilde planlanması gerekiyor.
“Kişinin yaşı, mevcut doku kalitesi, maruz kaldığı güneş hasarı, pigmentasyon eğilimi, geçmişte yaptırdığı işlemler, beklentisi, kullanılan preparatın niteliği gibi pek çok faktör klinik sonuçları doğrudan etkiler” diyor Dr. Cavlak. Herkes için geçerli olacak bir ideal seans sayısı yok. “Eksozomlar yapıları gereği üst ölü deri bariyerini kendi başlarına aşamazlar; kolajen ve elastin sentezini başlatan fibroblastların yer aldığı papiller dermis katmanına çok ince uçlu mezoterapi iğneleriyle doğrudan ulaşırız.” Bu sayede ürün kaybının önüne geçerken iğnenin yarattığı minimal uyarılarla sinerjik bir yenilenme süreci başlatılıyor. “Derin yenilenme, odaklanmış leke tedavisi ve doku kaybı olan alanlarda enjeksiyon yöntemi klinik başarının temeli” diyor Dr. Cavlak.
Farklı teknoloji ve yaklaşımlar da var. “Mikro iğneleme ve lazer uygulamalarında (Dermapen, altın iğne, fraksiyonel lazer gibi) cilt yüzeyinde mikro kanallar veya termal tüneller açarak eksozomların aşağı sızmasını hedefleriz.” Bu tekniklerde emilim oranının cilt yapısına göre değişkenlik gösterebileceğine dair de uyarıyor. “Son yöntem olan topikal uygulamada ise eksozomlar yalnızca cilt yüzeyine uygulanır.” Hekim bunu tek başına bir tedavi olarak değil, agresif işlemlerden sonra cildi yatıştıran bir destek olarak gördüğünü de ekliyor.
Klinik çalışmalar eksozom uygulamalarının cilt kalitesi, nem, elastikiyet, leke görünümü ve ince kırışıklıklarda olumlu sonuçlar verdiğini hatta saç uygulamalarında da iyi sonuçlar alındığını gösteriyor. “Ancak literatürdeki çalışmaların içerdiği ürün formülasyonları, uygulama protokolleri ve hastaların takip süreleri birbirinden farklı, dolayısıyla günümüz verileriyle hem saç hem cilt için tek bir uygulama sıklığı ya da etki süresinden söz edemeyiz.”
Gelecekte birtakım şeyler değişebilir elbette. “Eksozom teknolojisi önümüzdeki beş-on yıl içinde genel medikal estetik ürünü olmaktan çıkıp kişiye özel ve hedefe yönelik akıllı hücresel tedavilere dönüşecek” diye öngörüyor Dr. Cavlak. “Örneğin ‘tasarımcı eksozomlar’ ile laboratuvar ortamında özel olarak kodlanmış eksozomlar üretilebilecek.” Bu, probleme ya da hedefe yönelik eksozom yaklaşımlarının detaylandırılabileceği anlamına geliyor. “Sadece kolajeni yıkan enzimleri durduran veya doğrudan leke oluşumunu engelleyen spesifik görevli moleküler taşıyıcılar devreye girebilir ya da saç dökülmesi nedenleri özelleştirilerek tedavi edilebilir.”


