Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Elizabeth Holmes’un kurduğu Theranos, bir zamanlar sağlık teknolojisinin geleceğini değiştirecek şirket olarak görülüyordu. Milyarlarca dolarlık değerlemeye ulaşan şirketin yükselişi ve çöküşü, teknoloji dünyasında vizyon ile gerçeklik arasındaki çizgiyi yeniden gündeme getirdi.
Bir zamanlar Silikon Vadisi’nin en parlak girişimcilerinden biri olarak gösteriliyordu. Siyah balıkçı yakaları, Steve Jobs’a benzeyen sunumları ve sağlık sektörünü baştan aşağı değiştireceği iddiasıyla Elizabeth Holmes, henüz 30 yaşına gelmeden milyarlarca dolarlık bir şirketin yüzü olmuştu. Kurduğu Theranos, kan testi yaptırma biçimimizi değiştireceğini söylüyordu: Laboratuvarlarda kullanılan büyük miktarda kan yerine yalnızca parmak ucundan alınan birkaç damla kanla yüzlerce farklı test yapılabilecekti. Fikir, kulağa Silikon Vadisi’nin sevdiği türden bir girişim fikri gibi geliyordu. Büyük bir problem, radikal bir teknoloji ve onu dünyaya tanıtacak genç bir kurucu... Ancak Theranos, teknoloji dünyasının en büyük başarı öykülerinden biri olmak yerine, bir şirketin hikayesinin yatırımcı algısını ve değerlemesini ne kadar güçlü biçimde etkileyebileceğini gösteren en çarpıcı örneklerden biri olarak tarihe geçti.
Elizabeth Holmes, Stanford Üniversitesi’nde aldığı kimya mühendisliği eğitimini bıraktı ve 2003 yılında, henüz 19 yaşındayken Theranos’u kurdu. Şirketin ilk fikri, hastalardan daha az miktarda kan örneği alıp, bunları daha hızlı ve daha ucuza analiz edebilmekti. Holmes’un vizyonu yalnızca yeni bir laboratuvar cihazı geliştirmek değildi. Sağlık hizmetlerine erişimin daha kolay ve daha ucuz olmasını istiyordu. Geleneksel kan testlerinde kullanılan tüpler dolusu kan yerine, parmak ucundan alınan çok küçük bir örnekle çok sayıda test yapılabileceğini savunuyordu. Bu fikir, yatırımcıların ilgisini çekmek için fazlasıyla güçlüydü. Theranos’un geliştirdiği cihazın adı Edison’dı. Şirket, bu teknolojiyle yüzlerce farklı kan testinin yalnızca birkaç damla kan kullanılarak gerçekleştirilebileceğini öne sürüyordu. Sorun; teknolojinin henüz bu vaadi gerçekleştirecek noktada olmamasıydı.
Theranos’un yükselişinde teknoloji kadar Holmes’un kendisini konumlandırma biçimi de etkili oldu. Siyah balıkçı yaka kazakları, kontrollü konuşması ve Steve Jobs’la karşılaştırılan sunum tarzı, onu yalnızca bir şirket yöneticisi değil, yeni nesil bir teknoloji vizyoneri haline getirdi. Şirketin yönetim kurulunda eski üst düzey devlet yetkilileri ve politikacılar bulunuyordu. Theranos ayrıca Walgreens gibi büyük bir şirketle anlaşma yaparak teknolojisini tüketicilere ulaştırma yolunda önemli bir adım attı.
Yatırımcı ilgisi de giderek büyüdü. 2014’e gelindiğinde Theranos’un değeri yaklaşık 9 milyar dolar olarak hesaplanıyordu. Holmes’un şirketteki hissesi onu kağıt üzerinde dünyanın en genç milyarderlerinden biri haline getirmişti. Dışarıdan bakıldığında her şey kusursuz görünüyordu. Ama şirketin laboratuvarlarında bambaşka şeyler yaşanıyordu. Asıl problem: Edison gerçekten çalışıyor muydu?
Theranos’un en büyük vaadi, kendi geliştirdiği Edison cihazının çok küçük miktarda kanla yüzlerce testi gerçekleştirebileceğiydi. Ancak eski çalışanların anlattıkları ve daha sonra ortaya çıkan belgeler, şirketin sattığı testlerin önemli bir bölümünün Edison ile değil, Siemens gibi geleneksel laboratuvar cihazlarıyla gerçekleştirildiğini ortaya koydu. The Wall Street Journal’ın 2015 tarihli araştırmasına göre Edison, o dönemde Theranos’un sunduğu testlerin yalnızca küçük bir bölümünü gerçekleştiriyordu. Üstelik bazı çalışanlar, Edison’ın sonuçlarının doğruluğuyla ilgili ciddi endişeler taşıyordu. Hikayenin kırılma noktası da burada başladı.
2014’ün sonlarında The Wall Street Journal muhabiri John Carreyrou, Theranos hakkında araştırma yapmaya başladı. Carreyrou’nun soruşturması yaklaşık 10 ay sürdü. Eski çalışanlarla görüştü, şirket içerisindeki belgeleri inceledi ve Theranos’un teknolojisiyle ilgili iddiaları bağımsız kaynaklarla karşılaştırdı. 15 Ekim 2015’te ilk büyük haber yayımlandı. Haberde Theranos’un iddia ettiği kadar fazla sayıda testi kendi cihazı Edison ile gerçekleştirmediği ve bu cihazın sunduğu sonuçların doğruluğuyla ilgili ciddi sorunlar bulunduğu aktarılıyordu. Şirketin değeri o sırada yaklaşık 9 milyar dolardı. Theranos haberleri reddetti. Holmes da iddialara karşı çıktı ve şirketin teknolojisinin arkasında durdu. Ancak haberlerin ardından başlayan incelemeler, soruşturmayı çok daha büyük bir krize dönüştürdü.
2015 ve 2016 boyunca Theranos hakkında FDA ve Centers for Medicare & Medicaid Services dahil olmak üzere çeşitli kurumların incelemeleri başladı. 2016’da ABD Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir kurum olan CMS, Theranos’un Kaliforniya’daki laboratuvarını hasta güvenliği açısından ciddi sorunlar bulunduğu gerekçesiyle kapattı. Şirketin Walgreens’le yürüttüğü operasyonlar da sona erdi. 2018’e gelindiğinde Theranos artık o eski şirket değildi.
Mart 2018’de ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu, Holmes ve eski Theranos yöneticisi Ramesh “Sunny” Balwani’yi yatırımcılardan 700 milyon dolardan fazla para toplamak için yanıltıcı beyanlarda bulunmakla suçladı. Holmes, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu SEC ile anlaşmaya gitti; 500 bin dolar ceza ödedi, şirket üzerindeki kontrolünü kaybetti ve halka açık şirketlerde yönetici olarak görev yapmasına yönelik 10 yıllık bir yasak getirildi. Aynı yıl Theranos da faaliyetlerini sonlandırdı. Bir zamanlar 9 milyar dolar değer biçilen şirket, birkaç yıl içerisinde tamamen çökmüştü.
Theranos’un çöküşü şirketin kapanmasıyla bitmedi. Holmes ve Balwani 2018’de federal olarak suçlandı. Holmes’un davası 2021’de başladı ve 15 hafta sürdü. 3 Ocak 2022’de jüri, Holmes’u yatırımcıları dolandırmaya yönelik bir komplo ve üç ayrı yatırımcı dolandırıcılığı suçundan mahküm etti. Holmes, hastaları doğrudan dolandırdığı yönündeki bazı suçlamalardan ise beraat etti; bazı suçlamalarda jüri karara varamadı. Kasım 2022’de 11 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Ayrıca milyonlarca dolarlık tazminat yükümlülüğü getirildi. Holmes ise suçlamaları kabul etmedi ve yargılama boyunca masum olduğunu savundu.
Elizabeth Holmes’un yaşadıklarını yalnızca “bir girişimcinin teknoloji konusunda yalan söylemesi” şeklinde okumak, bu olayın teknoloji dünyası açısından asıl önemli tarafını kaçırmak olur. Çünkü Theranos aynı zamanda bir startup’ın nasıl değerlendirildiğine dair önemli sorular ortaya çıkardı. Bir şirketin değeri gerçekten teknolojisinin ne kadar çalıştığıyla mı belirleniyor? Yoksa kurucusunun vizyonu, yatırımcıların inancı ve ortaya koyduğu gelecek vaadi de bu değerin bir parçası mı?
Theranos örneğinde, yatırımcıların ilgisi yalnızca bir laboratuvar cihazına yönelmemişti. Onlara geleceğe ilişkin büyük bir vizyon sunulmuştu: Daha ucuz sağlık hizmetleri, daha kolay kan testleri ve sağlık teknolojisinde yeni bir dönem. Bu vizyonun cazibesi, teknolojinin gerçek kapasitesinin önüne geçti. Ve sağlık teknolojisi söz konusu olduğunda bunun bedeli yalnızca finansal değildi.
