Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Renkler, dokular ve beklenmedik kombinasyonlar… Kopenhang’da yaşayan stil ikonu Pernille Rosenkilde’nin gardırobu yıllar içinde oluşan canlı bir arşiv gibi. Minimalizmin ortasında kendi kurallarını yazan bu stil dili, modanın eğlenceli tarafını hatırlatıyor.
Minimalizmin başkenti Kopenhag, sokaklarında sürprizler barındıran bir şehir. Pernille Rosenkilde de bu sürprizlerden biri. Monokrom sokakların sessizliğinde yürürken karşınıza renklerin enerjisine bürünmüş bir karakterin çıktığını düşünün. İşte Pernille Rosenkilde tam olarak bu karakter…
36 yaşındaki içerik üreticisi, stilist ve tasarımcı şu sıralar hayatının farklı bir döneminde. Yeni doğan oğlu Orla ile annelik izninde. Eşi Jeppe ve üç yaşındaki kızları Lizzi ile kısa süre önce taşındıkları ve baştan aşağı yeniledikleri evde yeni bir düzen kuruyor. Ve bu düzen oldukça renkli ve eğlenceli…

Pernille ile konuşmaya başladığınızda stil üzerine bir röportaj yaptığınızı unutmak kolay. Çünkü onun için kıyafetler yalnızca moda dünyasının bir parçası değil yaratıcılığın başka bir yolu. “Hayatım boyunca hep bir şeyler yaptım” diyor. “Sadece kıyafet değil. Bir şeyleri bir araya getirmek, yeni bir şey ortaya çıkarmak… Bu his bende çok eskiden beri var.”
Pernille’in moda dünyasındaki yolculuğu da aslında bu yaratma arzusuyla başlıyor. Uzun yıllar moda dergilerinde çalıştıktan sonra altı yıl önce freelance çalışmaya başlamış. Bugün hem içerik üreticisi hem stilist olarak çalışıyor, aynı zamanda kendi küçük markası Per and the Zoo ile tasarım yapıyor.

Onun stil hikayesi ise dergilerdeki moda anlatısından biraz farklı. Sürekli trendleri takip etmek ve değişen modanın peşinden gitmek pek ona göre değil. “Gerçekten düşündüğümde stilimin özü hiç değişmemiş gibi geliyor. Elbette bugün 15 yıl önceki gibi giyinmiyorum. Ama sevdiğim şeyler, ilgimi çeken renkler, o küçük oyunlar… hepsi hâlâ aynı yerde.” Moda dünyasının sürekli yenilik talep eden ritmiyle arasında da bu yüzden mesafe var. “Bence gardırobumuzu sürekli baştan yaratmamız gerektiği fikri biraz tehlikeli” diye ekliyor. “Dünya, hızla tüketip sonra atacağımız daha fazla düşük kaliteli kıyafete ihtiyaç duymuyor.”
Kendi gardırobunu anlatırken kullandığı kelime ise oldukça anlamlı: Koleksiyon. “Zaman içinde oluşan bir koleksiyon. Ve ancak gerçekten kalbime dokunduğunda yeni bir parça ekliyorum.” Bu bakış açısının kökleri çocukluğuna kadar uzanıyor. Pernille’nin hayatındaki en güçlü yaratıcı figür büyükannesi. Patchwork yapabilen, örgü örebilen, tığ işi bilen, porselen boyayan bir kadın. Ama Pernille’nin en çok hatırladığı şey onun üretme biçimi. “Hiçbir şeyi atmazdı” diyor. “Her düğme, her küçük kumaş parçası saklanırdı.” Küçük Pernille saatlerce bu kutuların içine bakıp ne yapılabileceğini düşünürmüş. “O parçaları inceler, sonra onlardan bir şeyler yapardım. Bana öğrettiği en önemli şey şuydu: Her zaman yeni malzeme almak zorunda değilsin.” Moda kavramı ise daha sonra hayatına giriyor. Moda dergilerini keşfettiğinde tasarımcı olma hayali kurmaya başlıyor. Bu hayal onu Royal Danish Academy of Design’a kadar götürüyor.

Aslında Pernille için giyinmek de en az tasarım yapmak kadar yaratıcı bir süreç. “Bir kombin yaratıyorsunuz ve o kombinle dünyanın önüne çıkıyorsunuz. Bu hem sizi hem de etrafınızdaki insanları etkiliyor.” Kopenhag’da büyümek ise onun stilini farklı bir şekilde şekillendirmiş. Maddi olarak pek çok arkadaşına göre daha sınırlı imkanları olan bir çocukluk geçirdiğini anlatıyor. Okuldaki “cool” kızlar yeni bir şey aldığında, o genellikle yalnızca daha mütevazı bir versiyonuna ulaşabiliyormuş. Ama bu durum onu başka bir yola yönlendirmiş: Yaratıcılığa. İkinci el mağazalarını keşfetmiş, kıyafetleri değiştirmeyi öğrenmiş hatta sıfırdan parçalar dikmeye başlamış. Küçük dokunuşlarla kıyafetleri dönüştürmek, kendi stilini yaratmak onun için erken yaşta doğal bir refleks haline gelmiş. Bugün hâlâ gardırobunda vintage parçaları, yeni tasarımları ve kendi yaptığı detayları bir arada kullanmasının sebebi biraz da bu.
Stilini anlatan üç kelime renkli, oyunbaz ve karışık. Renkli, çünkü neredeyse hiç siyah giymiyor. Ona göre siyah, insanı görünmez kılıyor. “Sokakların çoğu zaman ne kadar sıkıcı göründüğünü fark ediyor musunuz?” diye soruyor. “Herkes siyah giydiğinde bütün şehir gri bir fon gibi oluyor.” Oyunbaz tarafı ise detaylarda ortaya çıkıyor: ilginç dokular, beklenmedik kombinasyonlar, farklı materyaller… Ama tüm bunların içinde her zaman bir denge arıyor. Spor bir parça ile feminen bir elbise, gösterişli bir dokuyla sade bir siluet. “Tüylerle spor detayları bir araya getirmeyi seviyorum ya da çok kabarık bir elbiseyi sneaker’larla dengelemek gibi.” Karışık ise aslında onun deyimiyle denge demek.

Giyinirken çıkış noktası her zaman aynı: Neşe. Pernille, sabah dolabının karşısına geçtiğinde ilk olarak o gün kendisini iyi hissettirecek parçayı seçiyor. “Kıyafetlerimin bana enerji vermesini istiyorum.” Dokular da onun için çok önemli. Boncuklu bir kumaş, el işlemesi bir kazak ya da patchwork bir ceket… Pernille bu tür yüzeyleri yalnızca görmüyor; onlara dokunmak istiyor. “Ellerim ve gözlerim o yüzeyleri keşfetmek istiyor.”
Alışveriş konusunda ise oldukça seçici. Rastgele mağaza gezmektense gerçekten sevdiği parçaların karşısına çıkmasını beklemeyi tercih ediyor. Pre-loved platformlarında Dries Van Noten, Simone Rocha, Marni, Loewe, Prada ve Gucci gibi markaları sürekli takip ediyor. Hatta arama filtrelerinden siyah ve gri renkleri özellikle çıkarıyor. Ona göre yatırım parçası kavramı da çoğu kişinin düşündüğünden farklı: “Eğer renkleri seviyorsanız klasik bir siyah blazer sizin için mantıklı bir yatırım olmayabilir” diyor. “Zamansızlık, kişinin kendi stilini bilmesi ve ona sadık kalmasıyla ilgili.”

• “Siyah giymek zorunda değilsiniz. Renklerden korkmayın; güçlü renkler görünümünüze enerji katar.”
• “Gösterişli bir parçayı mutlaka daha sade bir şeyle dengeleyin. Tüy detaylı bir üstü bol bir jean ya da spor bir parça ile eşleştirmek her zaman işe yarar.”
• “Gardırobunuzu bir koleksiyon gibi düşünün. Gerçekten sevmediğiniz hiçbir parçayı eklemeyin.”
• “Yeni bir şey almadan önce bekleyin. Eğer o parça hâlâ aklınıza geliyorsa, o zaman gerçekten sizin için doğru olabilir.”
• “İkinci el mağazalarını keşfedin. Vintage parçalar gardırobunuza karakter katar.”
• “Dolabınızdaki parçalarla oynamaktan korkmayın. Bir parçayı farklı şekillerde kombinlemek stilinizi geliştirmenin en iyi yolu.”
• “Kıyafetlerinizin dokusuna dikkat edin. Boncuklar, nakışlar ve patchwork detaylar görünümünüze derinlik katar.”
Gardırobundaki en özel parçalardan biri, Alessandro Michele döneminde tasarlanan Gucci’nin 2019 Uterus elbisesi. Boncuk ve ipekten yapılan bu parça, kadınların bedenleri üzerindeki haklarını anlatan güçlü bir mesaj taşıyor. Pernille için bu tür parçalar aynı zamanda güçlü birer hikaye.

Ama onun için en önemli şey şu: “Kıyafetler dolapta durmak için değil dışarı çıkıp yaşamak için varlar.” Belki de Pernille Rosenkilde’nin stilini en iyi anlatan şey tam olarak bu. Renklerle, dokularla ve beklenmedik eşleşmelerle kurulan bir dünya. Biraz çocukça bir neşe, biraz yılların getirdiği zarif bir denge. Ve sonunda ortaya çıkan şey, insanın kendini tanımasının ve buna sadık kalmasının en samimi hali.
