METROPOL
METROPOL

24 Ocak 2021

Dönem Dizilerinin 2020'ler Trendi: Absürtlük

YAZI: ALPER ETİŞ

Günümüz habitatlarında geçen, bizi bize bizimle anlatan hikayeler ne kadar iş yapsa da, dönem dizisinin havası bir başka. E ama dizisi yapılmayan dönem mi kaldı? Peruklar kıyafetler makyajlar yüksek prodüksiyonlar pıt diye ayarlanıyor. Uygun cast bulunuyor ama tarihin bir dönemine takılıp gideceksek artık bunlardan çok daha fazlası gerekiyor. Yapımcıların dönem dizilerinde tutan formülündeki sos: Absürtlük. Çok popüler Netflix dizisi Bridgerton’da bir kaç damla, biraz gölgede kalmış ama iddiası yerinde HULU dizisi The Great’te baştan ayağa absürtlük ile 2 dönem dizisini analiz ve tavsiye ediyorum. 

bridgertonFotoğraf: Netflix

Bridgerton

İlk bakışta yüksek bütçeli bir ‘pembe’ diziyi andıran, zaman zaman senaryoyu kesin bir Türk yazdı dedirten sahneleri, bitmek tükenmek bilmeyen karbonhidrat ve şeker dolu çay saatleri, göz süzmeleri ve ayarsız libido izdüşümleri ile, Instagram akışınızda sıkça karşılaşmaya başladığınız dizi Bridgerton’da iki ‘sevdalının’ hikayesinden fazlası var. 

Hemen hemen tüm sahnelerin, defter kabı pastelliğinde vuku bulduğu dizi Naiplik dönemi sonrası Londra’sında geçiyor. Kadınlara, sosyetenin büyük etkisi ile hayatta öyle bir yer / rol biçilmişki, bir Disney prensesi gibi giyinip süslenip balolarda prensini aramaktan ve çocuk doğurmaktan başka bir hayat tarzı seçeneği yok. Esas kızımız Daphne Bridgerton sosyeteye tanıtıldığı bölümde Kraliçe’nin tabiri caizse bir ‘maşaallahını’  alıyor ve sonrasında hem ailesinin hem sosyetenin beklentilerini karşılamak üzere girdiği bu izdivaç arayışında çetin ceviz Hastings Dükü’ne gönül kaptırıyor. 

Çok satan bir kitap serisinden* uyarlanan dizinin hikaye örgüsü şaşırtıcı hiçbir şey sunmamakla birlikte, bu diziyi birdenbire Netflix hitine dönüştüren ‘başladım bırakamıyorum illa bitireceğim dedirten’ ve hızla 2.sezon onayını almasını sağlayan ise Shonda Rhimes’ın kıvrak zekası ile sosladığı absürtlük ve hatta 1800’lerden 2020’lere selam verdiği ‘kadının toplumdaki yeri’ selamları. 

Bridgerton, en kısa yoldan Gossip Girl ve Versailles dizilerinin aynı potada eritildiği bir yapım olarak tanımlanabilir. Yazarının belli olmadığı Lady Whistledown adlı dedikodu gazetesi, balodan baloya koşan ve robadan genişleyen elbiselerin birinden diğerine balıklama atlayan sosyete kadınlarının ve dolaylı yoldan erkeklerinin en önemli gündemini oluşturuyor. Kim kiminle nerede ne yapıyor sorularının skandal cevapları, Kraliçe’nin (ki dizideki favori karakterim) en mühim meselesi. Lüks bir mağaza vitrinini andıran perukları, kılıkları ile şimdiye kadar gördüğümüz en absürt kraliçe portresi ve  hikaye akışındaki gizli, eğlenceli kahraman. 

Yağız delikanlı imajını, dizilerimizle dünyaya ihraç eden bir ülke olarak Hastings Dükü Rege-Jean Page’in ‘sert ama duygusal, tutkulu aşık’ halleri, Türk izleyicisi (ve hatta Latin Amerika’nın pembe dizilerini izleyen herkes) için çok alışıldık fakat bu karakteri şatafatlı bir İngiliz asilzadesi panoramasında görmek dizinin tutmasını sağlayan reçetesindeki sağlam adımlardan biri. 

Esas kızı oynayan Phoebe Dynevor’ın bazı planlarda, saç modelinin ve mücevherlerin yardımı ile paralel evrende bir  Audrey Hepburn gibi kameraya çaktırmadan bakması yine izleyiciyi bir yerden yakalıyor. Oynadığı karakter Daphne ise yüzyıllardır değişmeyen bir mesajı Hastings Dükü aracılığı ile herkese anlatıyor: Bir ilişkide aslında kadın ne isterse işler öyle ilerler! Ekselansları falan dinlemez. Daphne Bridgerton karakteri ‘aşk seni bulabilir de, uzakta durabilir de’ ikileminde yönünü aşktan yana belirledikten sonra, toplumun belirlediği kurallar dahilinde bir erkekle yalnız kalma, el ele tutuşma gibi sahnelerden 2-3 bölüm sonra ‘outdoor’ maceraları yaşayıp, istediğini yapabilen bir kadına dönüşüyor. 

Hikayeyi  besleyen yan karakterlerin konumlandırılması ve dahil olması esnasında diyaloglarda kara mizahlar yakalamak, ayarsız libidolar ile bir Disney filmi izliyor hissine kapıldığınız anda şehvetli bir aşk sahnesi ile karşılaşmak dizinin iyi düşünülmüş matematiğinde 8 bölümü bitirmenizi sağlıyor ve aslında sonunu tahmin ettiğiniz bir diziyi kısa sürede bitirmiş oluyorsunuz.   

*Julia Quinn’in aynı isimli kitap serisi.
**Shonda Rimes, Grey’s Anatomy, Scandal, How to Get Away with Murder dizilerinin yaratıcısı ve yapımcısıdır. 

bridgertonFotoğraf: Hulu

The Great

The Great, tarihi bir kurgu-komedi dizisi. Rusya İmparatoru 3. Petro ve İmparatoriçesi 2. Catherine’in hikayesi anlatılırken sadece temel taşları yerine oturtup sonrasında muazzam bir hayal gücü ile işin içine beklenmedik komedileri, absürtlüğün doruklarını eklemişler. Neden gölgede kaldığını hala anlayamadığım dizi daha açılışında ‘gerçek bir hikayeden esinlenilmiştir’ ibaresi ile de dalga geçip ‘kısmen’ sınıflandırmasına dümen kırıyor. İşte o kırılan dümen sonrası çok sürprizli bir yere yolculuk başlıyor. 

Elle Fanning’in canlandırdığı 2. Catherine, Avusturya kırsalından, Rusya’ya, 3.Petro’ya eş olarak geliyor. Tarihi hikayenin bilinen akışında ilerlerken yer yer ofansif mizah ağır basıyor. Eğer şatafatlı dönem kıyafetlerine ve saç makyaja aldanıp diziye başlarsanız, bir süre sonra göreceğiniz savaş alanı ya da işkence sahneleri rahatsız edici olacaktır. 

Kara mizahın her bölüm şaşırttığı akışta Catherine tüm toyluğunu bir kenara bırakıp, birikimine güvenen cesur bir kadın portresi çiziyor. Sadece dizinin değil, Rusya’nın esas kadını olmak için yaşadıkları hiç normal şeyler değil. Duyguların, seksin, güç dengesinin ve hırsların espriler arkasına gizlendiği dizide Elle Fanning başrol olarak çok iyi bir performans sergiliyor. Bunu yazmak istemezdim ama partneri Nicolas Hoult ile gerçekten çok uyumlu görünüyorlar. 

Nicolas Hoult, satirik eserin kaynağındaki adam 3. Peter’ın çocuksu - naif tavırlarını, ruhsuz bir zalim ile dengelerken nefes alır gibi rahat. Zaten bu rahatlık absürtlük seviyesini öyle yükseltiyor ki izlerken ‘sesli gülüyorsunuz.’ Tabii bir imparatorun yetersizliği, krizlerle ve ülke yönetimi ile başa çıkması gereken durumları da manasızca geçiştirmesi olayların ciddiyetini azaltmıyor. Sayısı gittikçe artan dönem dizilerinde bu tarz projeksiyonlar ciddi bir fark yaratıyor. 

Yan karakterlerde illa ki bir favorim olur, bu dizide de Petro’nun teyzesini canlandıran karaktere lütfen dikkat edin. Ya da etmeyin, o zaten sizin dikkatinizi çekecektir. 

The Great, dijital izleme platformlarının biraz daha alternatif sağlayıcısı Hulu yapımı. Ve yaratıcısı 2018 tarihli The Favourite filminin yazarlarındna Tony McNamara, bu referansları da göz önünde bulundurup The Great’i listenize ekleyin. Dönem dizilerinin baygınlığından fersah fersah uzak, toplumun biçtiği rolden çok daha fazlasını hedefleyen bir kadın hikayesi izlemiş olacaksınız.

ETİKETLER: DİZİ , BRİDGERTON , THE GREAT