METROPOL
METROPOL

03 Ağustos 2022

Satıyorum…Satıyorum… Sat-tım!

YAZI: CAN REMZİ ERGEN

Sothebys

NASA üssünde geçen, uzaya gönderilen roketlerle alakalı o filmlerden illa ki izlemişsinizdir. İnsanlar büyük bir odada, kulaklarında kulaklıklar ve önlerinde çeşitli ekranlarla hummalı bir çalışma ve heyecan içinde pür dikkat bir amacın peşindedir. O amaç uğruna saniyelerle yarışıp ince detaylarla uğraşıyorlardır. Şimdi bu sahnenin sanat dünyasında olanını düşünün. Uzaya gönderilen roketler yok ama onun yerine yeni sahiplerine gönderilecek dünyanın en önemli sanat eserleri var. Öyle eserler ki bazıları daha önce görülmemiş veya sergilenmemiş. Sotheby’s’in New York 1334 York Avenue’deki yüksek tavanlı açık artırma salonundayım. Tam karşımda bir sahne ve açık artırmada meşhur “satıyorum, satıyorum, sattım” deyip ahşap çekici masaya vuran kişinin kürsüsü, hemen arka sağında Andy Warhol’un hayatını kaybetmeden önce yaptığı eserlerden biri, sol arkasında ise Gerhard Richter ve Sigmar Polke’nin eserleri var. Kürsünün sağ ve sol taraflarında ise iki büyük, uzun ve yüksek platform; üzerlerinde onlarca telefon duruyor, açık artırma başladığında Sotheby’s uzmanları sıra sıra o platforma dizilsin ve telefonda açık artırmayı uzaktan takip eden danışanlarıyla konuşabilsin diye. O platformların hemen üstüne denk gelen yerin yukarısında buzlu camlı odalar var, açık artırma sırasında orada olmak isteyen ama kimliklerini belli etmek istemeyenler için. 

Açık artırma başladığında telefon aracılığıyla koleksiyonerlerle iletişimde olan uzman temsilciler bir yana, halihazırda salonda olup açık artırmaya fiziksel olarak katılan sanatseverler de burada. Bazıları fiyatı artırmak için ellerinde numara yazılı paleti kaldırıyor, bazıları sadece elini yükseltiyor, bazıları ise sesli bir şekilde fiyatı yukarı çekiyor. Açık artırma başlamış, bütün bunlar olurken ben o sırada kafam kaşındığında kafamı kaşımak gibi bir risk bile almıyorum, fiyatı yanlışlıkla artırıp eserin sonradan bende kalması Vogue Türkiye’nin sanatseverliğini kanıtlamak için güzel bir yöntem olmakla beraber benim için farklı sonuçlar doğurabilir. Bittiğinde 922 milyon dolarlık bir satışla dünya rekoru kıracak Macklowe koleksiyonunun eserlerinden Andy Warhol’un bir işi açık artırmayı açıyor ve ilk işi Brooke satıyor. Hemen yanımda oturan ve bu eser için teklif veren, kendisinden izin almadığım için adını burada zikredemediğim sanatsever, başka bir ülkeden sadece bu açık artırmada bulunmak için gelmiş. Bu odada seyahat etmiş tek şey sanatı görmek veya satın almak için uzaktan gelen insanlar değil. Eserlerin kendisi de buna dâhil, keza üç hafta önce Venedik Bienali’nde bir günlük sergisini göremediğim Monet’nin Venice adlı eseri hemen yan odada duruyor. Bu konu önemli zira 50 milyon doları aşkın bir fiyata satılan bu işin seyahati sırasında yaşanacak bir aksaklık sadece işin sahibi için değil dünya tarihi için bir kayıp demek. 

Sothebys

Geçen yıl Brooke Lampley’nin ekibi toplamda 4,3 milyar dolarlık modern ve çağdaş sanat eseri satarak rekor kırmıştı. 2018’de Sotheby’s’e katıldıktan ve ardından 2021’de yeni görevine başladığından beri Brooke’un kuruma getirdiği başarı burayı 10 yıldır ilk defa açık artırma evleri arasında ilk sıraya çıkarmakla kalmadı, çoğu eser (Monet’nin Venice’i de buna dâhil) Brooke’un bağlantıları ve çevresi sayesinde bulundu. Açık artırma sırasında benim için satılan eser kadar hatta eserden daha önemli bir şey var; bu efsanevi kadını işini yaparken izlemek. Ben Brooke’un bir elinde telefonla durduğu yere yakın bir sandalyenin boşaldığını görünce sanatseverler milyon dolarlık bir yarışın içindeyken yerimden kalkıp Brooke’a daha yakın olan o sandalyeye oturuyorum. Brooke beni görünce yüzündeki o samimi gülümsemeyle başını sallıyor. Son derece odaklı ve profesyonel, NASA’da uzaya roket fırlatacak kişilerden farksız. Brooke sonradan yaptığımız konuşma sırasında konu bundan açılınca şöyle diyor: “Eğer bir danışanımla açık artırma sırasında telefondaysam yayını izlememelerini istiyorum çünkü yayın ile salon arasında saniyelik bir fark olabiliyor ve o bir saniye yüzünden her şey için çok geç kalınmış olunabilir.” Brooke açık artırma sırasında sergilediği odaklı vücut dili ve satışı bekletmek için yere paralel tuttuğu ve hafif öne uzattığı koluyla son zamanlarda sanat dünyasında bir “meme”e de konu olmuştu, bu işaret “bekleyin” anlamına geliyor. Günün sonunda bir tane daha örneği olmayan tek seferlik, tarihi bir satış ânından bahsediyoruz. O eserden bir tane daha yok ve bu bazı kişiler için çok önemli. 

Brooke’un uzun süredir beraber çalıştığı ünlü koleksiyonerler Sylvia Neil ve Daniel Fischel ile Zoom’a oturduğumuzda ilk cümleleri şu oluyor: “Favori insanlarımızdan biri hakkında konuşacağız, o yüzden çok mutluyuz.” Daniel anlatıyor: “Brooke’a ailemizin bir bireyiymiş gibi güveniyoruz. Brooke bizi anlıyor ve her zaman da bizim durum hakkındaki gerçeği anlamamızı sağlıyor. Bizce Brooke daha açık artırma yapılmadan aslında olayın nereye gideceğini biliyor.” Gitmek kavramı, konu seyahat olduğundan önemli. Devam ediyor anlatmaya: “Biz sanatı başka yerlere gitmek için bir araç bildik. Sanat görmek ve sanat satın almak için dünyanın başka yerlerine seyahat ettik. Kendimizi bu şekilde eğittik. Sanatı hiçbir zaman bir yatırım olarak görmedik. Biz kendimizi bu eserlerin geçici koruyucuları olarak görüyoruz. İnsanlığın sahip olduğu bu güzelliklerin -bir süreliğine- gardiyanları. 20 yıl önceydi ve bir ilan gördük. 1942 yılına ait bir Picasso eseri. İkinci Dünya Savaşı sırasında yapılmış. Bu eserin ilanını görünce hemen bir uçak bileti aldık gidip eseri görmek için. Trafik yüzünden uçağı kaçırınca bir bilet daha aldık. Sanat için bu seyahati yapmaya kararlıydık. Bu eser bizim sanat anlayışımızı değiştirdi.”

Sothebys

Brooke, birbirinden tatlı oğullarının sanat anlayışını bize anlatarak devam ediyor: “Oğullarım annelerinin sanata âşık olduğunu biliyorlar ama bir yandan da sanat sattığımın da farkındalar. Dolayısıyla deneyimleri başka bir bağlamda şekilleniyor. Onlar değer kavramının baskın olduğu bir düzlemde deneyimliyorlar sanatı, ben büyürken sanat deneyimim daha farklıydı. Estetik daha birincil bir konumdaydı. Çocuklarım okulda artık maddi değerler hakkında şeyler de öğreniyor, sekiz yaşındaki oğlum bir eserin yanından geçerken ‘düşünebiliyor musun bu 3-4 milyon dolar değerinde bir iş’ diyebiliyor mesela.” Brooke kahkahalara boğuluyor. Yaşım Brooke’un küçük oğlundan bir 22 yaş kadar daha büyük de olsa bu konuya bakışımla ondan çok da farklı bir noktada değilim. Elimdeki Sorbonne Üniversitesi Güzel Sanatlar bölümünden yüksek lisans bile bu konuyu tam olarak anlamama yaramıyor, zira değer konusu ve değeri ölçmemizi sağlayan çok fazla faktör var. Bir işin parasal karşılığını bulmak gerçekten mümkün mü? Brooke’a soruyorum: Bir işin değerini neler belirliyor? “Yaptığımız işin büyük bir parçası pazar değerlerini ölçmekle alakalı, altını çiziyorum; değer teorisinden bahsetmiyoruz. Birçok belirleyici faktör var, sanatçının o zamanki statüsü, küratöryel bakış, işin pazardaki performansı, rengi, boyutu, konusu, materyali… Halihazırda mevcut olan bütün bilgilere bakıyorsun, bir sürü göstergeden yararlanıyorsun. Bazen de karşılaştıramayacağın işler oluyor.”

Fiyat olarak karşılaştırılamamanın ötesinde bir başka konu da o işten yalnızca bir tane olması. Hiçbir zaman o satılan işten bir tane daha olamayacak ve belki de o sanat seyahati sırasında bir kereliğine tarihe tanıklık edip, o esere sadece bir kez bakabileceksiniz. Peki, gerçekten bir sanat eserinin peşinden gitmek, bir sanat eseri için seyahat etmek ne anlama gelir? Belki de bu yola çıkarken insanların çıkmak istediği başka bir seyahat vardır. O da kendi içinde, kendinle çıktığın bir seyahattir. Üstelik bir eseri görmek, başka birinin dünyasını anlamanı ve kendi içinde başka “sen”leri bulmanı da sağlıyor. Açık artırma öncesinde Sotheby’s çağdaş sanatlar başkan yardımcısı ve açık artırmaların başkanı Ashkan Baghestani bana satışa çıkacak işleri tek tek gezdirip hikayeleri hakkında bilgi vermişti. New York’tan çoktan döndüm ve şu an okuduğunuz bu yazıyı dünyanın bir başka yerinde yazıyorum ama aklım ve kalbim bir sürü eserle, başka benlerle New York’ta Ashkan ile çıktığım o seyahatlerde kaldı. Belki de sanat seyahati sadece bir eser görmeye gitmekten öte paralel evrenlerde yapılan, başka boyutlardaki zihinsel seyahatlerle de alakalıdır. Referanslarla dolup taşan zihnim hâlâ Ashkan’ın bana gösterdiği, Francis Bacon tarafından yapılan Study of Red Pope 1962, 2nd Version 1971’de ve bu seyahatten ne zaman döneceğimi tam olarak bilmiyorum. Belki de her seferinde o ahşap açık artırma çekici “Satıyorum, Satıyorum, Sat... Sat... Sattım!” sözleriyle kürsüye temas ettiğinde yeni bir seyahat başlıyordur. Yeni bir sanat seyahati.

ETİKETLER: SANAT , SEYAHAT , SOTHEBYS , BROOKE LAMPLEY