Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Füreya Koral, zanaatı yaşayan, dönüşen bir dil olarak görüyordu. Kusuru saklamayan yüzeyleri, organik ritimleri ve malzemeyle kurduğu özgür ilişki bugün hâlâ güncel hissettiriyor. Urart’ın yeni koleksiyonunda Füreya ile kurduğu bağ da tam burada başlıyor.
Urart’ın tasarım grup başkanı Filiz Vural, “Öğrencilik yıllarımın başında bir sebeple Füreya Koral’ın Harbiye’deki evine gitmiştim” diye anlatıyor. O günü hâlâ çok net hatırlıyor. “Nereye bakacağımı şaşırmıştım. Bütün duvarlar seramik tabaklar, panolar ve resimlerle doluydu; rengarenk, yaşayan bir dünyaydı.” Sonra o ilk karşılaşmanın detayları geliyor aklına. Füreya’nın okulda yaptıkları çalışmalar hakkında sorular sorması. Atölyenin havası. Evle üretim arasındaki sınırın neredeyse kaybolmuş olması. “O gün bizim bildiğimiz dünyanın dışında bambaşka bir üretim alanı olduğunu ilk kez hissetmiştim. Bir gün onun eserlerinden ilham alan tasarımlar yapacağım aklımın ucundan bile geçmezdi.”
Füreya Koral’ın işlerinde hâlâ çok canlı duran bir şey var. Özellikle yüzeylerinde. Bazıları insana direkt Büyükada’yı düşündürüyor: Tuzlu hava, yosun tonları, öğleden sonra ışığı. Bazılarıysa Cumhuriyet sonrası İstanbul’un modernleşme hayalinin tam ortasında duruyor. İşleri hiçbir zaman yalnızca galeriler için yapılmış gibi hissettirmiyor. Daha çok hayatın içine karışmak, insanlarla aynı ortamda yaşamak için üretilmiş objeler gibi duruyor. İşleriyle İstanbul’da hiç beklemediğiniz anlarda karşılaşabilirdiniz. Bazen Divan Oteli’nin duvarlarında, bazen eski bir apartman girişinde, bazen de yıllardır aynı evde duran turkuaz bir seramik tabakta. Kuşları, balıkları, insan figürleri ve çatlamış yüzeyleri o kadar uzun süredir bu şehrin görsel hafızasının parçası ki, bir noktadan sonra dekor olmaktan çıkıp İstanbul’un gündelik hayatına karışıyorlar. Özellikle 1969’da Divan Oteli için yaptığı büyük seramik panolar hâlâ en güçlü çalışmalarından biri sayılıyor. Daha sonra yaptığı İnsanlar ve Mahalle serilerindeyse eski İstanbul sokaklarını, apartman hayatını ve şehirdeki gündelik hareketi kendi sıcak ve organik diliyle yeniden kuruyordu.

Urart ile Füreya Koral arasındaki bu yeni işbirliği geçmişe dönük klasik bir saygı duruşu hissi yaratmıyor. Daha çok yarım kalmış bir konuşmanın devamı gibi. Seramiğin metalle yeniden temas etmesi ve ortaya çıkan yeni olasılıklar. Füreya adlı koleksiyon toplamda 65 mücevher parçası ve 20 dekoratif objeden oluşuyor. Altın, gümüş ve pırlantanın yanında sanatçının doğayla kurduğu ilişkiyi taşıyan yeşil patineli bronz parçalar da var. Dekoratif objelerdeyse kahverengi ve beyaz bronz, özel mermerlerle bir araya geliyor. Ama koleksiyonun asıl meselesi materyalden çok hafıza görevi görmesi. “Füreya’nın dünyası Anadolu’dan, bu coğrafyanın renklerinden ve katmanlarından besleniyordu” diyor Filiz Vural. “Bizim yıllardır oluşturmaya çalıştığımız tasarım dili de aynı kökten besleniyor. Aslında farklı disiplinlerde üretilmiş ama aynı kültürel hafızadan doğan iki dünya var. Ben bu iki dünyayı ortak bir estetik zeminde buluşturmak istedim.”
Urart için mücevher tasarımı uzun zamandır yalnızca estetik bir obje üretmekten ibaret değil. Marka, yıllardır Anadolu’nun zanaat hafızasını bugünün diliyle yeniden düşünmeye çalışıyor. Mitlerden, efsanelerden ve arkeolojik formlardan beslenen yüzükler, bilezikler ve kolyeler biraz bu yüzden yalnızca bedeni süsleyen objeler gibi durmuyor. İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde ya da Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde görülebilecek binlerce yıllık parçalarda kullanılan tekniklerin bazıları bugün hâlâ Urart atölyelerinde uygulanıyor.
Bu yaklaşımın merkezinde yönetim kurulu başkanı ve kreatif direktör Erol Sağmanlı’nın bakış açısı var. Sağmanlı için el işçiliği üretimin yanı sıra zaman, hafıza ve aktarımla ilgili kültürel bir mesele. Ona göre moda ve tasarım dünyasının yeniden zanaata yönelmesi de biraz buradan geliyor. İnsanlar artık anonim ve hızlı tüketilen objeler yerine, kökü olan ve bir iz taşıyan parçalarla bağ kurmak istiyor. “Bizim için Anadolu’nun zanaat mirasını çağdaş bir dille yeniden yorumlamak çok kıymetli. Mesele geçmişe nostaljik bakmak değil; o hafızayı bugünün estetik dili içinde yeniden yaşatabilmek. Füreya’nın yaklaşımı da çok ilham verici çünkü o, yerel olanı folklorik bir süs gibi değil yaşayan bir kültürel dil olarak görüyordu” diyor Sağmanlı.

Füreya koleksiyonunun merkezinde mücevherin maddi değerinden çok sanatsal hafıza fikri var. Filiz Vural, parçaların önce kullanılan materyalle değil çizgileri, yüzeyleri ve taşıdıkları dünyayla okunmasını istemiş. Bu yüzden bronz, altın ve gümüş arasında klasik mücevher dünyasının alışıldık hiyerarşilerini kurmak yerine, malzemeleri daha çok ihtiyaç duyduğu görsel ve duygusal bir dengeyle bir araya getirmiş. Koleksiyonun çıkış noktalarından biri de Füreya’nın eserlerindeki güçlü renk hafızası. Özellikle yeşiller, turkuazlar ve morlar. Yeşil patineli bronzlar, aquamarinlerin akışkan tonu, peridotların canlılığı ve floridin derin yüzeyi; Füreya’nın doğayla iç içe, organik dünyasını taşıyor. Morlar daha sessiz, daha içsel bir tarafa yaklaşıyor. Pırlanta ise değerli bir taş olmanın ötesinde daha çok Füreya’nın işlerinde sık sık hissedilen ışık duygusunun bir uzantısı gibi.
Füreya’nın estetiği, kendi malzemesi ve kendi diliyle kurulmuş başlı başına bir dünya. Zaman içinde renkleri sadeleşse bile, işlerinin içinde hâlâ çok katmanlı ve çok canlı bir hayat hissi var. Urart’ın dünyası ise daha çok metalin ve taşın disiplinine dayanıyor. Bu yüzden sanatçının organik yüzeylerini, kuşlarını ve mimari hissini başka bir disiplin içinde yeniden yorumlamak koleksiyonun en zor taraflarından biri olmuş. Ortaya çıkan, bire bir reprodüksiyonlardan çok Urart çizgisinde kurulmuş yeni bir Füreya dünyası. Amaç onun eserlerini kopyalamak değil; kuşlarıyla, balıklarıyla ve güçlü çizgileriyle kurduğu estetik dile başka bir yerden yaklaşmak. “Ben onun eserlerine bakıp metal üzerinden başka bir dünya kurmaya çalıştım” diyor Filiz Vural. “Mücevher tarafında daha özgür davrandım. Kalemimin sürüklendiği yere doğru gittim; çünkü onun da eserlerine böyle yaklaştığını hissediyorum.”
Özellikle serigraf baskı baykuşlar Vural üzerinde büyük etki bırakmış. “Baykuşların her biri başka bir ruh hali taşıyor. O desenlerin dokusunu kuyumculuk ve heykel disiplini içinde yeniden yorumladım.” Bazı eserlerdeyse, özellikle kumruların dingin ve vakur duruşunda, Füreya’nın orijinal ruhuna daha yakın kalmaya çalışmışlar. “Onun estetiğine zarar vermeden Urart çizgisinde yeni yorumlar üretmeye çalıştık. O dengeyi kurmak kolay değildi.”
Son yıllarda moda ve tasarım dünyası biraz kusursuzluktan sıkılmış gibi. Ultra cilalı yüzeyler, dijital sterilite, birbirine benzeyen basmakalıp estetikleri… Bir noktadan sonra her şey aynı görünmeye başladı. Bunun karşısında yeniden değer kazanan şeyse doku, el izi ve kusurun kendisi (Podyumlarda bile bunu görüyoruz artık. Prada’nın sararmış kumaş efektleri, etek uçlarından sarkan iplikleri ya da bilerek “bitmemiş” bırakılan yüzeyleri biraz bununla ilgili). Urart’ın Füreya ile kurduğu bağ da tam burada önem kazanıyor. “Füreya’nın pratiğinde bizi en çok etkileyen şey, yalnızca geleneksel olanı korumaya çalışmaması; onu yaşayan, nefes alan çağdaş bir dile dönüştürebilmesiydi” diyor Erol Sağmanlı. “El işçiliğini geçmişe ait nostaljik bir değer olarak değil bugün de dönüşebilen canlı bir ifade biçimi olarak ele alıyor.”

Füreya Koral’ın işlerini duygusal kılan onun kendi insani yanı. Füreya’nın dünyasında Avrupa modernizminin bazı örneklerinde görülen o mesafeli disiplin hissinden çok hayat var. Kuşlar, balıklar, çiçekler… Ama onların ötesinde yaşadığı acılar, öfkesi, neşesi ve sürekli yeni bir şey deneme arzusu. Bu yüzden işleri bugün bile hâlâ sıcak ve canlı hissettiriyor. Filiz Vural’ın anlattığı bir an bunu çok iyi özetliyor. Füreya’nın kızı Sara’nın evinde gördüğü yeşil tabaklar. “O tabaklar sanki Büyükada’daki köşkün bahçesinden toplanmış çiçekler gibiydi. O an koleksiyonun rengini yeşil üzerine kurmam gerektiğine karar verdim.” Gerçekten de koleksiyonun en güçlü taraflarından biri renkleri. Özellikle yosun tonları, turkuazlar ve patinalı yüzeyler, sanatçının doğayla kurduğu ilişkiyi neredeyse doğrudan taşıyor.
Ve evet Füreya bugün belki popüler kültür ya da belki sosyal medya sayesinde yeniden keşfediliyor. Bu işbirliğinin ötesinde son dönemdeki nostalji düşkünlüğümüzün ve geçmişimizi daha yakından tanıma isteğinin etkisi var. Bugün sanatçının mirasını yaşatan isimlerden biri, kızı Sara Koral Aykar bunu çok net anlatıyor: “Füreya’nın felsefesi; sanat eserlerinin müzelere hapis olmamaları, evlere girmeleri, insanlarla birlikte yaşamaları.”
“İnsanlar bugün Füreya’yı yeniden keşfederken en çok neyi fark ediyor sizce?” diye soruyorum Aykar’a. “Özgürlüğünü” diyor ilk olarak. “Füreya’nın kuşları bunu temsil ediyor.” Çünkü o kuşlar aslında yalnızca dekoratif figürler değil. Hareket hissi taşıyorlar. Göç hissi. Döngü hissi. Sonra ekliyor: “Geçmişe özlem… çiniler, panolar… ve kadının gücü.” Zaman içinde insanlar Füreya’nın hayatını ve neleri başardığını öğrendikçe, özellikle kadınlar için daha da güçlü bir figüre dönüşmeye başladığı bir gerçek.