Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.
Duyuları besleyen görsel uyaranlarıyla şehir hayatından beslenen ve çocukluğuna ait görüntülerle kalbinde bir kütüphane taşıyan sanatçı Ayşe Wilson ile yeni mücevher projesini ve ötesini konuştuk.
Evet, babam Türk, annem Amerikalıydı. Boston’da öğrenciyken tanışmışlar; ben de orada büyüdüm, ardından New York’a taşındım. Çocukluğum boyunca müzelere ve kültürel kurumlara yakın olmak büyük bir şanstı. Sanatla her zaman iç içeydim diyebilirim. Resim yapmaya ve çizmeye çok küçük yaşta başladım. Sanırım bir noktadan sonra artık hayatımın doğal bir parçasına dönüştü. Çocukken sürekli bir şeyler çizer, üretir, hayal kurardım. Bazen yapılacak başka hiçbir şey olmazdı ve bu da yaratıcılığı besleyen en güzel alanlardan biriydi.
Hem New York hem İstanbul çok canlı, çok yoğun şehirler; her an her şey olabilir hissini taşıyorlar. İstanbul’un daha kadim bir geçmişi olsa da ikisi de kültür ve tarih açısından inanılmaz katmanlı yerler. Görsel anlatım için ilham arıyorsanız tek yapmanız gereken sokakta yürümek, şehri gözlemlemek ve ritmini hissetmek. Bu kentler görsel duyuları sürekli besleyen bir ekosistem gibi. Büyük şehirler heyecan verici ama aynı zamanda yorucu da olabiliyor. Ben o enerjinin en iyi tarafını almaya ve bunun için minnet duymaya çalışıyorum. Sabah büyük bir şehirde uyanıp “Bugün her şey olabilir” hissini seviyorum. Gecenin sonunda ise sanki hep birlikte bir yere varmışız gibi geliyor.
Sanırım hepimiz kendi kişisel hikayelerimizle hareket ediyoruz. Zihnimizde ve kalbimizde taşıdığımız bir arşiv ya da kütüphane gibi düşünün bunu. O hikayelerin çoğu aslında ortak; hepimiz onlarla bir şekilde bağ kurabiliyoruz. Ben de sürekli o bağı arıyorum.

Çocukluk deneyimlerimizin hepimizin kişisel arşivinin bir parçası olduğunu düşünüyorum. Muhtemelen hepimizin zihninde yer eden bazı temel anılar ya da kaygılar var; bunlar bizi biz yapan şeyler. İyi ya da kötü… Ama sonuçta hepsi kimliğimizin birer parçası.
Çok şekillendirici bir deneyimdi. Çağdaş sanat dünyasına ve özellikle ‘sanatçı anlatısı’nın nasıl kurulduğuna dair çok şey öğrendim. Jeff ’in dünyaya dair çok güçlü bir bakışı ve gerçekten inandığı bir mesajı var; buna yakın olmak ilham vericiydi. Aynı zamanda dünyanın önemli koleksiyonerleri ve kurumları için üretim yapan bir atölyenin parçası olmak da inanılmaz bir öğrenme alanıydı. Sadece fikirlerin nasıl sunulduğunu değil üretim süreçlerini, teslim tarihlerini ve bir stüdyonun nasıl organize edildiğini de öğrendim. Ayrıca çok güçlü bir topluluk hissi vardı. Bugün en yakın sanatçı arkadaşlarımdan bazıları o dönemde birlikte çalıştığım insanlar. Gerçekten harika bir dönemdi.
Bu işbirliği aslında Love Letters serimle başladı. Gündelik hayatta kullandığımız cümleler, şarkılar, şiirler, düşünceler ve kendimizi yakın hissettiğimiz sözler üzerineydi bu seri. Kelimelerin bizde nasıl bir duygu yarattığını araştırıyordum. O işlerin doğal bir uzantısı gibi, bu imgelerden ilham alan mücevherlere dönüşmesi çok organik geldi. Ne giydiğimiz, kim olduğumuzun ve kendimizi dünyaya nasıl sunduğumuzun önemli bir yansıması. İnsanı iyi hissettiren bir şeyi taşımanın ilham verici olduğuna inanıyorum.
Ben bir mücevher tasarımcısı değilim. Bu nedenle değerli metallerle çalışan ve neredeyse kadim sayılabilecek teknikleri ustalıkla sürdüren sanatçılara ve zanaatkarlara büyük saygı duyuyorum. Gerçekten büyüleyici bir beceri. Ben daha sezgisel, dağınık resimler yapıyorum; onlar ise kusursuz, parlak ve çok incelikli işler üretiyorlar. İstanbul merkezli Series 7.83 gibi yetenekli bir mücevher markasıyla birlikte çalışmak benim için büyük bir onur. İstanbul’a her geldiğimde Kapalıçarşı’ya uğrar, kuyumcuları gezerim. Oradan aldığım her parça bana yüzyıllardır süregelen taş işçiliğini, filigran tekniklerini ve bu şehrin zanaat hafızasını hatırlatıyor. Series 7.83’ün yaptığı şeyi ben yapamam. Bu işbirliğine açık olmaları beni çok mutlu etti.
New York’ta gerçekleşecek bir yaz sergisi üzerine çalışıyorum. Daha büyük ölçekli, tam figür yüzücü resimleri olacak. En büyük hayalim ise insanlara ‘insan olmak’ hissiyle bağ kurabilecek imgeler üretmeye devam etmek. Bunun içinde hayatın tüm güzellikleri kadar zorlukları da var elbette ama ben yine de güzel taraflara odaklanmayı tercih ediyorum. Umarım bunu yapmaya devam edebilirim.