MODA
MODA

30 Mart 2022

Bitmeyen Senfoni: High Jewellery

YAZI: GÜNEŞ UYSALEFE

Boucheron

Farklı araştırmalar rutinlerin aslında insan sağlığına iyi gelebileceğini gösteriyor. Her şey değişip yerinden oynarken, belirsizliklerle çevrili bir atmosferde aynı saatte uyanmak veya aynı günde market alışverişine gitmek gibi basit ama düzenli tekrar içindeki bu hareketler, güven ve sükunet gibi duyguları pekiştirme potansiyeline sahip. Bu yüzden her Ocak ayında düzenlenen İlkbahar/Yaz Haute Couture Moda Haftası’nda yenileriyle tanışmaya alıştığımız high jewellery tasarımlarla karşılaşmak ve zamana meydan okuyan binlerce yıllık değerli taşların değişmeyen etkileyiciliğine bir kez daha şahit olmak rahat bir nefes aldırdı diyebiliriz. Ne de olsa yaratıcılık ve zanaat her şeye rağmen yaşatılıyor, hikayeler anlatılmaya devam ediyordu... Her ne kadar bazı mücevher markaları, en yeni hikayelerini yaz ortası gerçekleşen high jewellery sunumlarına saklamayı ve bir öncekine kaldıkları yerden devam etmeyi tercih etse de sanatsal dışavurum her koşulda kazandı diyebiliriz. Şöyle ki; Chaumet, son koleksiyonu Torsade’a sekiz parçalık yeni bir seri eklemiş, dairesel formları bu sefer dalgalardan ilham alarak yorumlamıştı. Farklı kesimlerde 1600 pırlantanın yerleştiği Déferlante taç, Fransız markanın kuruluşundan bu yana geçen 200 yıl içinde hazırladığı 2000’den fazla tacı yücelterek öne çıkan en “asil” tasarımdı. Cartier ise Sixième Sens koleksiyonuna eklediği üç çarpıcı parçayla çıkageldi: Dönüştürülerek üç ayrı şekilde kullanılabilen, merkezinde 35.47 karatlık bir Kolombiya zümrüdü taşıyan turkuvaz ve pırlantalı Synthésie kolye; 7.89 karatlık bir Sri Lanka safirini taşıyan geometrik Heteractis yüzük ve oniks, pırlanta ve zümrütlerin helezon benzeri formda dizildiği, aslında bir omuz mücevheri de olan Victorienne kolye. Evet, yüksek mücevherde benzerine çok nadir rastladığımız bu vücut mücevheri, Fransız markanın 1925 yılında tasarladığı bir Art Deco parçayı referans alıyor ve omuzlara oturan pırlantalı bölmeler, arkaya devam ederek sırtı süslüyor. Bu parça, şanslı sahibine kavuşmadan önce mutlaka taşınır ve hareket hâlindeyken, muhtemelen kırmızı halıda biz izleyiciler tarafından görülmeyi kesinlikle hak ediyor. Bravery Chapter II olarak adlandırdığı son koleksiyonda Francesca Amfitheatrof da, Louis Vuitton’un tarihinde bir dönüm noktası olan sandık tasarımını ele alarak, marka kurucusunun cesur hayat hikayesindeki ikinci bölüme odaklanmıştı. Sandığın kilidi, çivileri ve monogram deseni, kreatif direktörün liderliğinde renkli değerli taşlarla süslü mimari mücevherlerde hayat bulmuştu. 42.2 karatlık mavi bir turmalinin merkezinde olduğu, tanzanitten sitrine çeşitli taşların gökkuşağı gibi dizildiği Le Multipin kolye, 20.29 karatlık bir sarı Sri Lanka safirinin yerleştiği Le Magnétisme kolye gibi yıldız parçalar ve kokteyl yüzüklere yayılan renklerden özellikle biri öne çıkıyordu; pembe.

Boucheron

Dior’un haute couture mirasındaki kurdele şeritlerden ilham alan Victoire de Castellane, 81 parçalık yeni high jewellery koleksiyonu Galons Dior’da, geometrik ve çiçek formlu farklı motifleri asimetrik olarak yan yana getirdiği setlerden birinde pembe spinellere öncelik vermişti. Sarı altın ve çok çeşitli renkli taşı bir arada maksimalist üslup ve hacimde kullanmasına alışık olduğumuz kreatif direktörün beyaz pırlantanın ağırlıkta olduğu yalın çizgisinin, Dior’a yeni bir yol açtığı kesin. Tam teşekküllü bir koleksiyon yerine birkaç özel parça sunmayı yeğleyen Chopard ise 70 fasetli 10.88 karatlık bir pembe pırlantayı kreatif direktörü Caroline Scheufele’ye ithafen Rose of Caroline olarak adlandırmış ve yakutların eşlik ettiği bir yüzüğe layık görmüştü. Exceptional Stones adlı seride yer alan diğer çarpıcı parçalar kadar İsviçreli marka bir de son keşfini paylaşmanın gururunu taşıyordu; Zambiya’daki bir madenden çıkardığı tam 6 bin 225 karatlık ham zümrüt. Mücevherde etiğe verdiği önemi uzun süredir vurgulayan Chopard’ın bu hazineyi nasıl keserek, hangi tür tasarımlara dönüştüreceğini önümüzdeki sezonlarda göreceğiz. Pembe renk, spinel ve pırlanta gibi farklı madenlerle öne çıksa da zümrüdün yerini alması henüz imkansız. Bunun bir kanıtı da Boucheron’un Histoire de Style, New Maharajahs koleksiyonu. 1928 yılında Patiala Mihracesi’nin Hindistan’dan yanında getirdiği hazinelerini dönüştürdüğü 149 parçalık tarihi koleksiyona saygı duruşunda bulunan marka, yeni tasarımların tümünde beyaz pırlanta ve kaya kristali kullanmış, sadece dönüştürülebilir New Maharajah kolyesinde toplam 38.73 karat değerinde dokuz adet Kolombiya zümrüdüyle renk tercihini yeşilden yana kullanmıştı. Bu arada son birkaç yıldır Boucheron high jewellery tasarımlarını uniseks olarak hazırlayan Claire Choisne’a ek olarak Dior da bu sezon erkekler için broş ve kol düğmesi sunduğunun altını çizdi, hatta erkek koleksiyonları tasarımcısı Kim Jones ile birlikte hazırlanan özel bir bilezik de yenilikleri arasında yer aldı.

Boucheron

Mihraceler, haute couture detaylar, seyahat sandıkları... Zengin bir tarihi ve stil kimliği olan markalarda öykücülük unsuru koleksiyonlara hep yön vermiştir. Bakınız; Coco Chanel’in 90 yıl önce hazırladığı yıldız formlu ilk mücevher koleksiyonuna bir övgü niteliğindeki 1932 adlı yeni Chanel koleksiyonu ve 55.55 karatlık bir mavi safiri taşıyan Allure Céleste kolye tasarımı. Uzun süre pırlanta tedariki ve tektaşa ağırlık verdikten sonra De Beers da artık bir marka kimliği oturtmak, kendi efsanelerini yaratmak ve anlatmak istiyor. Alchemist of Light koleksiyonundaki bazı parçalara rodyum kaplama altın ve renkli titanyumla kavisli şekiller kazandırması bu yönde attığı ilk adımlar oldu ama 18.57 karatlık internally flawless bir elmasın yerleştiği kolyenin ışıltısıyla yarışamadılar. İşin özü, nasıl bir rol alırsa alsınlar, high jewellery parçalarda yer verilen her bir değerli taş başlı başına bir hikaye anlatıyor; hem de durmadan, bitmeyerek, güven vererek, sonsuza dek.  

İlgili Başlıklar