Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Merakla beklenen The Devil Wears Prada devam filminin oyuncu kadrosu ve ekibi, Vogue’u setin arkasına davet ediyor.
Anne Hathaway, The Devil Wears Prada 2'nin setinde, soğukkanlılığını oldukça iyi koruduğunu düşünüyordu. Araya 20 yıl girmiş olsa da, filmin popüler kültüre bu denli kazınmış olması hatta yalnızca üç kelimelik bir repliğin (“Florals, for spring…”) bile insanları ânında Runway dünyasına geri götürebilmesi, ona gardını düşürtmemişti (Runway; filmde karakterlerin çalıştığı dergi). Öyle ki Sixth Avenue, ellerinde akıllı telefonlarıyla sahnelerin çekimini izlemek için toplanmış yüzlerce, hatta binlerce hayranla ve uzun objektifli paparazzilerle doluydu. Yine de Hathaway'in iradesi yerli yerindeydi.
Ta ki kamera testine kadar.
“Telsizden ‘Miranda Priestly yürüyor’” dendiğini duydum" diyor Hathaway, Budapeşte’de çekimleri süren bir sonraki filmi setinden Vogue’a konuşurken. “Meryl (Streep), Miranda olarak, önümde koridorda yürümeye başlamıştı, ben yaklaşık 15 metre gerisindeydim ve onu arkadan görmek neredeyse psikedelik bir deneyimdi. O an sanki pek çok kapı aynı anda açıldı. Yeniden 22 yaşındaydım ama aynı zamanda hâlâ bugündeydim. Neyse ki bu kez karakterden çekim boyunca hiç çıkmadı diyemem; bol bol güldük.”
Anne Hathaway’in, Runway dergisinin sert ve göz korkutucu genel yayın yönetmeni Miranda Priestly’nin ikinci asistanı olarak işe alınan; kariyeri uğruna hayatından, kimliğinden ve değerlerinden ne kadar ödün vereceğiyle yüzleşen hevesli genç muhabir Andy Sachs’a hayat verdiği 2006 yapımı filmin merakla beklenen devamı The Devil Wears Prada 2’nin çekimleri geçtiğimiz yaz tamamlandı.
Bir kez daha David Frankel’ın yönetmen koltuğunda oturduğu TDWP2, Andy’nin Runway’e dönüşünü konu alıyor. Filmde Miranda, tehlikelerle dolu yeni medya dünyasında (ve Runway’in bu dünyadaki kırılgan konumunda) yolunu bulmaya çalışırken izlenecek. Bu süreç, Miranda’nın bir diğer eski asistanı Emily (Emily Blunt) ile yeniden bir araya gelmesini de kapsıyor. Artık lüks bir markanın başında olan Emily, Runway’in hayatta kalması anlamına gelebilecek ticari kaynakların anahtarını elinde tutuyor.

Anne Hathaway, Andie Sachs rolünde. Fotoğraf: Macall Polay. © 2026 20th Century Studios. Tüm Hakları Saklıdır.
Orijinal oyuncu kadrosu ve ekibin pek çok üyesi, Emily Blunt ve karizmatik, bilge Nigel Kipling rolündeki Stanley Tucci de dahil olmak üzere, büyük bir mutlulukla projeye geri dönmüş durumda. Hathaway, “Fiziksel olarak geri dönebilen herkes ikinci filmin bir parçası oldu; bu da işe, son 20 yıla ve filmin geldiği noktaya dair derin bir bilgi ve takdirle başlamamızı sağladı" diyor, “Oyuncu kadromuza yeni katılan biri bunu ‘Gay Christmas’ olarak tanımladı.”
Filmin 1 Mayıs’taki vizyon tarihi öncesinde, Runway’de neler olup bittiğine dair özel bir ilk bakış sunuyoruz. Güçlü omuzlara sahip bir blazer ceketle, keskin bakışlarını tamamlayan gözlükleriyle masasının başında Miranda (Priestly için kusursuz gözlüğü bulmak ve prova etmek üzere bir öğleden sonra harcandı); sivri bir yorum yapmaya hazırmış gibi görünen, gözleri faltaşı gibi açık, kızıl küt saçlı Emily; takım elbisesiyle şıklığı elden bırakmayan Nigel ve couture’lere bürünmüş Miranda’nın kendi Met Gala versiyonlarına katılışları ve Andy’nin Runway’in gardırobunu bir kez daha talan edişi…

Fotoğraf: Macall Polay. © 2026 20th Century Studios. Tüm Hakları Saklıdır.
“İnsanın kendi dolabının derinliklerine dalıp bir şey bulması gibi bir histi” diyor Meryl Streep, “‘Acaba hâlâ üstüme oluyor mu?’ diye içimden düşündüm.”
“Özellikle Stanley Tucci artık kelimenin tam anlamıyla ailemden biri (Sette tanışmalarından sonra Blunt, Tucci’yi kız kardeşi Felicity ile tanıştırmış ve ikili 2012’de evlenmişti). Bu yüzden bu süreç eve dönmek gibiydi” diyor Blunt: “Bu filmin hepimize kattıkları inanılmaz. Emiliy karakteri bana fazlasıyla kolay uyan bir eldiven gibi. Tam bir çılgın. Belki de ona geri dönmenin neden bu kadar kolay olduğunu bir sorgulamalıyım”
Blunt’a göre Emily ile Andy’nin hikayesi, şimdiye kadar canlandırdığı 'en alışılmadık aşk hikayesi': “Sınırları olmayan bu karakterde inanılmaz derecede cezbedici bir şey var ve Annie de müthiş bir dans partneri. Emily olmak bana büyük bir özgürlük hissi verdi.”

Emily Blunt, Emily Charlton rolünde. Fotoğraf: Macall Polay. © 2026 20th Century Studios. Tüm Hakları Saklıdır.
“Nigel sanki hep içimde saklıymış,” diye ekliyor Tucci. “Bende zaten epey Nigel vardı; ben de hepsini yeniden ortaya çıkardım. Ama özellikle bu filmde kostümler, karakterin ayrılmaz bir parçası.”
Gerçekten de moda, filmin varoluş sebebi olmaya devam ediyor. Moda endüstrisi filmde gücün nasıl kullanıldığını ve gündemlerin nasıl şekillendiğini belirleyen asıl unsur. And Just Like That… belgeselinde ve ustası Patricia Field’ın efsanevi imzasını taşıyan ilk The Devil Wears Prada filminde görev almış olan kostüm tasarımcısı Molly Rogers, bu kez başında olduğu projede kendisi ve ekibi için en baştan tek bir kural koymuş: “Güvercin çanta yok.” Rogers’ın aklında uzun ömürlülük vardı; filmi hızla gelip geçen trendlerin esiri olmaktan kurtarmak istiyordu.
“Benim ve ekibimin küçük numaralar eklemesi çok doğal ama bunun kusursuz, zamansız olmasını istedim,” diyor Rogers, Vogue’a verdiği röportajda: “Elimizde çok güçlü bir yol haritası vardı. İlk filmin kıyafetlerini sevmemin nedeni de bu; kesinlikle zamansızlar. ‘Bakın bu 14. görünüm’ gibi bir şey hissetmiyorsunuz. Ben de bunu hedefledim; kıyafetlerin ufkunun geniş olmasına dikkat ettim.”
Oyuncuların katkıları da sürecin önemli bir parçasıydı. Streep omuz vatkalarını özellikle isterken (başlangıçta pantolonla devam etmeyi ummuştu, ancak bulunan muhteşem Dior etekler bu planı değiştirdi) Hathaway ise Andy’nin yıllar içinde gezgin bir muhabir olarak edindiği deneyimlerin kostümlere yansımasını arzuladı. Rogers, “Oyuncuların karakterle ilgili hissettirdiği her şey, yaptığım işe yön veriyor” diyor.
Rogers’ın aktardığına göre Streep, prova için zaman ayırma konusunda çok cömertti. “Bazı şeylerin üzerine derinlemesine düşünüp taşınabiliyorduk. Mesela bu Schiaparelli ceket doğru bir seçim mi diye düşünebiliyorduk. Meryl filmdeki iki kıyafetin birbiriyle yerini değiştirdi ve bu kesinlikle doğru bir karardı.”
“20 yıldır aynı pozisyonda olan biri olarak görünümünü korudu ama kendini zamana uyarladı da... Tıpkı hepimizin zaman geçtikçe yaptığı gibi” diyor Streep, karakterine ve onun stiline dair, “Ama 16 hafta boyunca yüksek topuk giymekten neredeyse travma yaşadım. Kendime bir Özgürlük Madalyası verilmesi gerektiğini hissediyorum!”

(Soldan sağa) Stanley Tucci, Nigel Kipling rolünde ve Anne Hathaway, Andie Sachs rolünde. Fotoğraf: Macall Polay. © 2026 20th Century Studios. Tüm Hakları Saklıdır.
Rogers ayrıca, içinde bulunduğumuz dünya için “daha mutlu kıyafetler” seçmeye de özen göstermiş. Bu yaklaşım, Andy için akışkan beyaz bir Phoebe Philo görünümünde ve ışıltılı mavi bir Rabanne randevu gecesi elbisesinde; Miranda için mücevher tonlarında Lanvin tasarımlarında; kadroya yeni katılan Simone Ashley içinse heykelsi, arşivlik Gaultier couture’lerinde hayat buluyor.
Met Gala’yı andıran sahneler için Rogers ve Streep, Audrey Hepburn tarzı klasik siluetleri düşünmüş. Zamanla, Rogers’ın moodboard’unda yer alan arşiv bir kokteyl elbisesinden ilhamla, Pierpaolo Piccioli’nin kreatif liderliğindeki Balenciaga’dan özel dikim bir elbise hazırlanmış.

(Soldan sağa) Meryl Streep, Miranda Priestly rolünde ve Stanley Tucci, Nigel Kipling rolünde. Fotoğraf: Macall Polay. © 2026 20th Century Studios. Tüm Hakları Saklıdır.
Jonathan Anderson’ın Dior’u da sürecin önemli işbirlikçilerinden biri olmuş. Rogers, 2026 İlkbahar/Yaz koleksiyonunu podyuma çıkmadan önce görmüş ve Emily Blunt ile Meryl Streep için takımlar, ayrı ayrı parçalar ve aksesuarlar seçmiş.
Andy’nin görünümleri ise daha çok maskülen çizgiler taşıyor: Ulla Johnson imzalı, terzilikle keskinleştirilmiş bir takım ve kravat, pileli haki bir Sacai etek, Gabriela Hearst yelek. “Onu, muhabirlik işinden Runway’e geri dönerken görüyoruz ve hem profesyonel hem duygusal olarak kendini yeniden keşfediyor” diyor Rogers, “Onu, topuk sesleriyle dolaşanlardan ayırmak için erkek giyimine, vintage dokunuşlara ve o New York karakterli stile yöneldik.” Görsellerden birinde Hathaway, vintage üç parçalı Jean Paul Gaultier çizgili bir takım elbise giyiyor. (“Kıyafetlerinin büyük bir kısmını Annie Hall’dan ilhamla oluşturduk” diye ekliyor Rogers.)
Andy Runway’in gardırobuna yeniden erişim kazandığında ise daha fazla Gabriela Hearst parçası ve TWP imzalı “mükemmel yaz gömleği” devreye giriyor. (“Sürekli tekrar etti.”) Ayrıca Rogers, pek çok vintage dükkanda Hathaway için “tam ağırlığını bulmuş ve doğru havası olan” Armani ceketlerle karşılaşmış.
Filmde saç ve makyaj da günün ruhuna uygun şekilde yeniden ele alınmış. Saç tasarımı departmanı başkanı Sean Flanigan, “Saçlar ilk filmdeki kadar şekillendirilmiş değil; o dönem daha modelvari ve moda odaklıydı” diyor, “Bu kez çok daha rahat ve gündelik bir his var.”
Nitekim Streep, kendi glam’ini “daha sade, şık ve temiz” olarak tanımlıyor. (Şu anda 82 yaşında olan ve uzun yıllardır birlikte çalıştığı saç ve makyaj sanatçısı J. Roy Helland, devam filminde doğrudan yer alamasa da genel vizyonu uzaktan yönetti.) 'Emily karakteri'ne gelince ('Emily' derken bilinçli bir kelime oyunu yapıyor!), elbette o keskin küt bob vazgeçilmezdi. “Onu bir anlığına görmeniz yeterli; herkes Emily olduğunu anlıyor” diyor Blunt. “Ama bu bir peruktu zira o kırmızıyı korumak çok zor!”
Anne Hathaway’in kişisel makyaj sanatçısı ve aynı zamanda makyaj departmanı başkanı olan (ilk filmde de görev almış olan) Nicki Ledermann ise şunları söylüyor: “En büyük önceliğim, bulunduğumuz zamana sadık kalan ürünler kullanmak; temiz içeriklerle cilde ışıltı kazandırmak oldu. Instagram tarzı bir güzellik anlayışı yok ama aynı zamanda kalıplaşmış da değil.”
“Bunlar artık olgun kadınlar ve onları 20’li yaşlarındaymış gibi göstermekten özellikle kaçınmak istedim” diye ekliyor Ledermann, “Hayatta yaşanmışlık izleri taşıyan bir yüzden daha güzel bir şey yok. İlk sırada iyi bir cilt bakımı geldi ve yaz aylarında çekim yaptığımız için bolca güneş koruyucu kullandık.”

Fotoğraf: Macall Polay. © 2026 20th Century Studios. Tüm Hakları Saklıdır.
Görsel dünya, Andy’nin hikayesinin arka planını da doğrudan şekillendirmiş. “Bu dönemde bir yazar olarak çalışan birinin nasıl bu kadar harika bir gardıroba sahip olabileceğini filmde gerçekten açıklamamız gerekiyordu ve bunu bir hikaye unsuru hâline getirdim” diyor Hathaway. “Andy’nin araştırmacı gazeteciliğe geçmiş ve 15 yıl boyunca dünyayı dolaşmış olmasını önerdim... Runway gibi bir yerde eğitim aldığınızda, bir konsinye dükkanı gördüğünüzde ne yapmanız gerektiğini bilirsiniz. Yani Andy yaklaşık 20 yıldır ikinci el alışveriş yapıyor. Sonra Nigel’la birlikte o sihirli dolap ânı yeniden geri geliyor.”
Hathaway ayrıca Andy’nin neden zarif bir inci kolye ve lüks bir saat taktığına dair de bir hikaye kurgulamış: Pratik zekasını hiç kaybetmeyen Andy, bu parçaların replikalarını yaptırmış. Yine de oyuncunun favorisi, dar kesimli Phoebe Philo tişört ile barrel jean kombini olmuş. Ekibin alkışlamasına neden olan kostümden ise özellikle bahsetmiyor bile; onu şimdilik gizemli bırakıyor.
Oyuncu kadrosunun her birinin, her gün karşılaştıkları kalabalıklar hakkında farklı hisleri varmış. Blunt, “Film daha vizyona girmeden önce bu kadar ilgi görmesi ve hızla tüketilme arzusu, pek çok açıdan sektörümüzün ve hayatlarımızın nasıl değiştiğinin bir yansıması” diyor. “Büyüyü koruyabilmek için sete eşofmanlarımızla gitmeye başladık ve üstümüzü son anda değiştirip çekime öyle hazırlanıyorduk.”
“İlk kez Sixth Avenue’ya çıktığımda büyük bir coşku hissettim. 20 yıl önce çekim yaptığımızda kimsenin pek ilgisini çekmemişti” diyor Streep. “Üzerimi değiştirdim, karavanımdan çıktım ve bir anda o uğultuyu duydum! Sahte Met Gala sahnesini çektiğimizde ise iş iyice çığırından çıktı. İnsanlar Miranda gibi giyinmişti! Açıkçası beni gerçekten afallattı.”
2006’dan bu yana hayran kültürü (fandom) ve popüler kültürü tüketme biçimimiz tanınmayacak kadar değişti. Evet, sokaklardaki çılgınlık ve spoiler peşindeki paparaziler var; ama The Devil Wears Prada 2 gibi bir yapımla birlikte ortaya çıkan yeni 'sevinç alanları' da mevcut. Hathaway, “Herkesin şık giyinip sinemaya gitmesini umuyorum” diyor. “İnsanların, Barbie’yi izlemeye giderken pembe renkte giyinip ne kadar eğlendiklerini hatırlamalarını istiyorum. Umarım herkes Miranda Priestly onaylı favori kombinini giyer ve sadece, o günün keyfini çıkarır.”
Kapak Fotoğrafı: 20th Century Studios yapımı The Devil Wears Prada 2 filminde Meryl Streep, Miranda Priestly ve Anne Hathaway, Andie Sachs rollerinde. Fotoğraf: Macall Polay. © 2026 20th Century Studios. Tüm Hakları Saklıdır.

