Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Dünya moda haftalarının hemen ardından 14-19 Mart 2026 tarihleri arasında, altıncı kez düzenlenen Moskova Moda Haftası, Rusya'daki zengin ve görkemli kültür-sanat hayatının varlığını yeniden hatırlatan etkileyici bir atmosfer sundu.
Dünya moda haftalarının hemen ardından 14-19 Mart 2026 tarihleri arasında, altıncı kez düzenlenen Moskova Moda Haftası, Rus ve uluslararası tasarımcıların özgün tasarım diliyle şekillenen modanın ufuk açan dünyasını gözler önüne sererken, savaşın gölgelediği Rusya’da zengin ve görkemli bir kültür-sanat hayatının var olduğunu yeniden hatırlatan etkileyici bir atmosfer sundu.
İçinde birçok tarihî bina barındıran Kızıl Meydan’ın nefes kesici ihtişamına ve daha geride yükselen Aziz Vasil Katedrali’nin renkli kubbelerine sırtımı verip, hâlâa karlar altında bulunan geniş parkın yakınındaki Moskova Moda Haftası’nın gerçekleşeceği Menege Central Exhibition Hall'a doğru yürürken modanın, salt bir giyim-kuşam meselesi olmanın ötesinde kültüre, tarihe, geçmiş ve gelecek arasındaki ilişkiye dair de özgün bir bakış açısı sunduğu konusu üzerine düşündüm.

Fotoğraf: Selin Miloşyan
100’den fazla defilenin, 3000’den fazla görünümün, Rus tasarımcıların yanı sıra Çin ve İspanya’dan gelen genç yeteneklerin katkıda bulunduğu uluslararası tasarım dili; modanın giydirmek dışında söyleyecek ne kadar çok sözü olduğunu; sürdürülebilirlik, çoğulculuk, inovasyon, tarih, performans sanatları, kadın gücü ve daha birçok konuya nasıl parmak basabildiğini, nasıl şaşırtıp heyecanlandırdığını bir kez daha gösterdi.
Ayrıca, beden çeşitliliği konusunda verdiği sözleri tutmayan ve yeniden ince modelleri podyuma çıkaran dünya moda haftalarının aksine Moskova Moda Haftası, farklı beden formlarına sahip, sokakta yürürken karşılaşabileceğiniz “gerçek” kadınların varlığıyla adından söz ettirdi.

Fotoğraf: Stas Lopatkin
Benim de bale sanatına dair tutkumdan olsa gerek, moda haftasında en çok dikkatimi çeken koleksiyonlardan biri, St. Petersburg doğumlu sanatçı ve tasarımcı Stas Lopatkin’in Rus balerin Tamara Karsavina’dan ilham alan defilesi oldu. Karsavina’nın dans ettiği ve ün kazandığı ünlü bale eseri Ateş Kuşu'na gönderme yapan kuş işlemeleri, uçuşan tüller, tüylü şapkalar ve hayvan desenlerinden ev eşyalarına uzanan çeşitli çizimlerin yer aldığı elbiseler, adeta belli bir koreografinin içinde dans ediyormuş ve uçuyormuş hissi yarattı bende… Defile, sanatla modanın ilham verici birlikteliğinin estetik bir örneğiydi.
Coco Chanel’den Yves Saint Laurent’a, Iris van Herpen’den Valentino’ya ve bugüne kadar devam eden, modanın bale ve dansla bitmeyen ilişkisini, Moskova’da Joseph Bove’nin tasarladığı ikonik Bolşoy Tiyatrosu’nu gezerken çok daha iyi anladım ve anlamlandırdım.
Sanatın kalbi Moskova’da, klasik balenin merkezi Bolşoy Tiyatrosu’na ayak basmak, benim gibi çocukluğundan bu yana “tütü”lerin ve point’ların dünyasında bale sevgisiyle büyümüş biri için gerçekten büyük bir şans ve ayrıcalıktı. Özellikle dansçıların sahnede giydikleri o çok görkemli kostümlerin el işçiliğiyle ve büyük bir titizlikle nasıl tasarlandığını izlediğim kostüm odalarında, modanın ve balenin sonsuz birlikteliğine yeniden tanık oldum.

Fotoğraf: Zotēme
Yeniden Moskova Moda Haftası’na ve defilelere dönersek, 20. yüzyılın başında isminden söz ettiren Rus yazar ve grafik sanatçısı Kuzma Petrov-Vodkin’in çizimlerini Zotēme markasının elbise ve eteklerinde görmek oldukça etkileyiciydi. Petrov-Vodkin’in 1922 yılında çizdiği, Rus şair Anna Ahmatova’nın portresi de Zotēme elbiselerindeki baskısıyla bugünün sanatseverleriyle buluştu. Kırmızı, mavi ve ekru renklerinin öne çıktığı, modanın sanatı desteklediğini gösteren bir başka özgün ve modern bir koleksiyondu.
Bitte_Ruhe’nin imza rengi olan pembenin defiledeki baskın varlığı kadının sesine, gücüne, özgürlüğüne ve feminenliğine vurgu yaparken, bu renk koleksiyondaki lila, gök mavisi ve yeşil tonlarıyla yakaladığı harika uyumla, yaklaşan yaz mevsiminin coşkusunu taşıyordu.

Fotoğraf: Darya Kipriyanova
Darya Kipriyanova’nın bedene oturan zarif siluetlerle öne çıkan ve I See You ismini taşıyan koleksiyonu kadınları kendileriyle, bedenleriyle barışık olmaya ve kişiliklerine yargısızca bakmaya davet ederken, LI LAB markası 1980’lerin power dressing'inin modern versiyonunu podyuma taşıyor, güçlü omuzlar, mimari formlar ve vurgulanmış bel bölgesiyle kadının bağımsızlığına ve bireyselliğine atıfta bulunuyordu.

Fotoğraf: LI LAB
Ayrıca Addicted To ve 404 NOT FOUND markalarını da, modanın kadın gücüne, kız kardeşliğe ve dayanışmaya verdiği desteğin tasarımsal izdüşümleri olarak okuyabiliriz.
Son yıllarda modanın bir giyim ve trend meselesinin ötesinde kültürel kimlik ve köklerle bağlantılı olduğu üzerine çokça konuşuldu. İşte Ermeni asıllı moda tasarımcısı Liliana Aproyan’ın kurduğu the SovushkaS Bag markası, Unbroken Roots isimli koleksiyonla Ermeni halılarından ilham alan kıyafetleri podyuma taşıdı; kültürel mirasın önemine değinirken bir kimliğin çağdaş moda dünyası aracılığıyla nasıl yaşatılıp yeni kuşaklara iletilebileceğini gösterdi.

Fotoğraf: Emre Erdemoğlu
300’den fazla tasarımcıyı ağırlayan Moskova Moda Haftası’nın konuklarından biri de No Apologies koleksiyonuyla cinsiyetler üstü bir koleksiyona imza atan, Türk modasının başarılı ismi Emre Erdemoğlu idi. Moskova’da tüm yabancı isimlerin arasında, sevgili arkadaşım Emre’nin yaratıcılığından doğan keskin hatlara sahip güçlü siluetleri izlerken çok gururlandım ve mutlu oldum.

Selin Miloşyan, Emre Erdemoğlu'na çiçek verirken.
“Fazla olma” fikrini işleyen; fazla iddialı, fazla görünür, fazla güçlü olmaktan çekinmemeyi temel alan tasarımların gösterisini izlerken Emre’ye içimden, “Asla fazla olmaktan çekinme, her daim daha ileriyi hedefle!” diye fısıldadım.