21 Mayıs 2017

Pes Ediyorum, Öyleyse Varım!

Herkesin bir veya birden çok gelecek planı muhakkak vardır. Ben de kendi kendimle bu planlar üzerine sessiz bir sohbete daldığımda konu ne zaman bir gün kendi işimi yapmaya gelse aynı soruyla karşı karşıya kalıyorum: “İstifa edemeyeceğim bir işte çalışmak, o işin patronu olsam bile, çok korkutucu değil mi?” Her zaman istediğinizi alamazsınız diye bir deyiş, hatta bu isimde bir Rolling Stones parçası bile var. (60’lar ruhuna selam çakan You Can’t Always Get What You Want kafanızın içerisinde çalmaya başladıysa konumuza dönebiliriz.) Yine de toplum dinamikleri, bizi sürekli olarak kazanmaya, pes etmemeye, bir quitter olmamaya programlıyor. Bırakma veya vazgeçme eyleminin başlı başına bir zayıflık ibaresi olarak algılandığı günümüz dünyasında giderek yükselen bir eğilim, sürekli kazanmaya programlanmış insanoğlunun dengesini bozabilir: Bırakmak veya vazgeçebilmek de bir erdemdir. Hatta bireysel kazanma hırsının maksimuma çıktığı şimdilerde sahip olabileceğimiz en büyük lüks, gönül rahatlığıyla pes edebilmek bile olabilir!

17-05/18/pes-et-1495120699.jpg

Kültürel ve sosyoekonomik farklılıklarımızdan bağımsız olarak hepimiz kazanmak, kazanmak ve kazanmak istiyoruz. Terapi İstanbul bünyesindeki uzman psikolog Emir Erünsal, vazgeçmeme üzerine yerleşmiş olan toplumsal baskıyı şöyle yorumluyor: “Bağlanılan, vazgeçilemeyen her ne ise bir şekilde rutinimize girdiğinde bunun tatminini yaşar ve sürdürülebilirliğini arzu ederiz. Yararını da görüyorsak ne âlâ. Bu şekilde gelecekteki tatmini ve doyumu garantiler, bilinmezliği öngörülebilir hale getiririz. Bu da kaygıyı azaltır.”

Peki ya bırakmanın, vazgeçmenin zamanı geldiyse? “Pes eden (quitter) olma lafı genellikle toplum tarafından olumlu kodlanarak, sürdürülebilirlik ve ego kontrolü gerektiren zorlayıcı süreçlerde kişileri motive etmek amacıyla kullanılan bir sıfat. Sigara içen insana ‘Bırakmamalısın!’ demiyoruz mesela. Doktora tezini yapamayacağını düşünene ya da spor salonuna gitmeyi erteleyene diyoruz bu lafı. Pes eden dediğimiz kimseler genelde bu uzun süreçlerde ego esnekliğini gösterememiş ve vazgeçen ya da hedef değiştiren kimselerdir. Ama bu acı bir yargılamadır, herkesin dayanıklılığı, tatmini erteleme becerisi veya gelecek hedefleri aynı değildir.”

Bir konuda anlaşalım: O veya bu sebepten sizi beslemeyen bir kariyeri, temeli sarsılmış bir ilişkiyi veya artık kendinizi tam anlamıyla ait hissetmediğiniz herhangi bir serüveni bırakmak her zaman yenilmek anlamına gelmeyebilir. Günümüz dünyasındaki yol ayrımlarında pes edebilmek, bazen daha ileriye gitmek için önümüzdeki engelleri kaldıran eylemin ta kendisi. İşte bırakmanın özgürleştirici tarafı da tam olarak burada başlıyor. Vuslat Sabancı Doğan’ın geçtiğimiz aylarda Hürriyet’teki yönetim kurulu başkanlığı görevini bıraktığında yaptığı açıklamayı hatırlayın: “Sahip olduğumuzu düşündüğümüz hiçbir mevkinin veya gücün asıl sahibi biz değiliz. Bunu kabullenmek, insana bambaşka bir özgürlük duygusu veriyor.”

Kendi adını taşıyan markasıyla bir kozmetik devine dönüşen Bobbi Brown’un aldığı ayrılık kararı da, benzer bir içgüdüyle ortaya çıkmış. Artık bir makyaj artisti olarak yola devam etmek istediğini açıklayan makyaj gurusu The Cut’a verdiği bir röportajda markasını bırakmanın zamanının geldiğini nasıl anladığını şöyle açıklıyor: “Dünyada görülmeye değer çok fazla şey var. Kendimi bir kafesteymiş gibi hissediyordum demek istemiyorum, ama artık kesinlikle daha özgür hissediyorum. Yeniden bir girişimci olmalıydım, yaratıcı olmalıydım, en baştan başlamalıydım.”

Siz siz olun serüvenin ta kendisine değil, finiş çizgisinden geçmeye önem verenlere aldırmayın. Hayatın her an değişebilen dinamiklerine ayak uydurabilmek, kendimize dönmek, yeni maceralara atılmak için şimdi, hep bir ağızdan: Yaşasın pes edebilmek!

ETİKETLER: VOGUE TÜRKİYE MAYIS , BAKIŞ