02 Ağustos 2015

O Giysiyi 30 Defa Giyecek Misiniz?

YAZI: AYDAN ÖLÇER

Firth, altı sene önce gittiği Bangladeş'de tekstil işçilerinin korkunç çalışma şartlarını gördüğünde, kendi için de dünya için de büyük bir adım attı ve Eco-Age'i kurdu. İngiliz aktör Colin Firth'ün karısı ve kırmızı değil yeşil halının kraliçesi, lüks markalarla sürdürülebilir bir dünya için girdiği işbirliklerini ve moda sektöründe yükselen çevre bilincini Aydan Ölçer'e anlattı.

 

15-07/31/livia-firth-profile-picture-high-road-house-copy-1438344739.jpg

Fotoğraf: Getty Images Turkey 

Son zamanlarda "eko-fashion" kavramını çok daha sık duyuyoruz.  Sizce bunun sebebi ne?

Önce şunu söylemeliyim, gerçek moda "eko" veya "etik" veya "yeşil" olarak etiketlendirilmemeli. Slow food akımının kurucusu Carlo Petrini "Zaten normal olan şeyleri açıklamak gerektiğimiz bir döneme nasıl geldik" diye sorarak bence bu durumu çok güzel ifade etti. Bir İtalyan olarak ben muhafazakar ve yavaş ilerleyen bir moda anlayışı içinde büyüdüm.  O dönemde senede sadece iki sezon olurdu ve satın alım noktasında en önemli kriterler kalite ve dayanıklılıktı. Böyle bir moda anlayışı zaten kendi içinde sürdürülebilirdi. Bugün hemen hepimiz mikro-akımların mağdurlarıyız ve kullanılıp atılan bir moda anlayışının içindeyiz.

Sizin bu konuya ilginizi ne tetikledi?

2009'da dünyadaki yoksullukla mücadele eden yardım kuruluşu Oxfam ile Bangladeş'e gittim ve burada bir konfeksiyon fabrikasını ziyaret ettim. Hayatımda ilk defa kıyafetlerimizi hazırlayan kadınlarla tanıştım ve onların çalışma koşullarını görünce çok sarsıldım. Fabrikanın kapısında silahlı güvenlik görevlileri bekliyordu. İçeride ise havalandırma veya yangın çıkışı yoktu. Kadınlar, parmaklıklı pencerelerin arkasında, günde sadece iki tuvalet molasıyla yaklaşık 100 parça kıyafet üretiyordu. Modern hayatta kölelik bu olmalı diye düşündüm.  Ve bu konuda bir şeyler yapmaya karar verdim. 

Çeşitli platformlarda modanın küresel ısınma gibi büyük çevre sorunları için kilit bir önem taşıdığını söylüyorsunuz. Neden böyle düşünüyorsuz?

Birincisi, moda geniş bir endüstri. Bu kapsam, pamuk üreten çiftçilerden atölyelerde işleme yapan kadınlara kadar geniş bir tedarik zincirinni barındırıyor. Tarımdan, üretime, lojistikten pazarlamaya kadar milyonlarca insan bu sektör için çalışıyor.  

Sadece bununla sınırlı da değil; hayvanlar alemine ve yer yüzündeki en kırılgan ekosistemlere bağımlı bir düzen. Moda, birçok çevre sorunu ile iç içe: İklim değişikliği, doğal kaynakların azalması, kaybolan kırsal alanlar, seller ve kuraklık.  Ve tabii, bu konuların hepsi birbiri ile iletişim ve etkileşim halinde. Ayrıca şunu düşünün, hergün hepimiz iki basit eylem gerçekleştiriyoruz: Yemek yiyoruz ve giyiniyoruz. Fakat günümüzde gıda tedarik zincirini anlamak için ayırdığımız zaman ve gayret ile moda endüstrisini analiz ettiğimiz zaman ve gayret arasında ciddi bir uçurum var. 

Gıda sektöründeki bilinçli üretim ve tüketim alışkanlıklarını modada gösteremediğimizi mi söylüyorsunuz? 

Tam da bunu söylüyorum.  Elbette gıda sektöründe de yapılacak çok iş var ama yine de gıdayı nasıl tükettiğimiz ve bunun Dünya'mıza olan etkisini çok daha yakından incelemeye başladık.  Buna karşın, moda endüstrisine dair çok az rapor var.  Bu çılgınca bir durum, çünkü bu kadar çarpıcı ekolojik sonuçlar doğuran ve hayatımızın bu kadar içinde olan başka bir endüstri yok.  Buna bir de madencilik eklenebilir belki.  Senede yaklaşık 80 milyar yeni kıyafet üretiliyor.  Bunun ne kadar kaynak gerektirdiğini hayal edin.  Bir jean pantalon üretiminde 11-20 bin litre arasında su kullanılıyor.  Kaynakların hızla tükendiği bir dönemde bunlar kritik rakamlar. 

Bu denklemde biz tüketicilere nasıl bir rol düşüyor, bizler hayat tarzımızda ve günlük kararlarımızda nelere dikkat etmeliyiz? 

Bir an için durup ufak bir egzersiz yapalım: Kalitesi ve fiyatı yğksek bir ürün alarak aslında yatırım yapıyoruz.  O parçayı satın alıyoruz, yıkıyoruz, belli bir şekilde koruyoruz ve uzun seneler kullanıyoruz.  Oysa bir ürünü fiyatı ucuz olduğu dürtüsü ile satın aldığımızda muhtemelen çok iyi bakmayacaksınız. Aldıktan kısa bir süre sonra atacaksınız. Eğer bir ürünü en az 30 defa giyeceğinizi taahhüt edebiliyorsanız o zaman alın.  Bu durumun ne kadar az gerçekleştiğini farkettiğinizde şaşıracaksınız, bazı kadınlar aldıkları ürünleri sadece iki üç defa giyiyorlar.  Dünyanın diğer ucunda çok zor koşullarda çalışan hemcinslerini düşünmeyeni bu konuda duyarlılık göstermeyen kadınlar bence kendilerinden çağdaş birer dünya vatandaşı olarak bahsetmemeli. 

Modanın bu kadar hızlı olmadığı bir dönemde büyüdüğünüzü söylediniz. Sizi etkileyen bir rol modeliniz var mı?

Benim rol modelim annemdi.  Onun kıyafetleri hala dolabımda, sık sık da kullanıyorum.  Annem kendi gardırobuna çok iyi baktı, her şeyini korudu ve sonrasında bana ve kız kardeşlerime devretti.  Maalesef, ben aynı şeyi oğullarımla yapamıyorum ama kıyafetlerimi dostlarımın kızları için saklıyorum.  Oğullarımla ise sıkça moda endüstrisinin insan haklarına olan etkisi hakkında sohbet ediyoruz.

Siz kendiniz ve aileniz için nerelerden nasıl alışveriş ediyorsunuz?

Çok sık alışveriş etmiyorum.  Alışverişlerimi daha çok İtalya'da yapıyorum, orada sadaketle bağlı olduğum bazı markalar var, farklı çalıştığını bildiğim markalar.  Yakın zamanda Laura Strambi'yi keşfettim. Stella McCartney, Erdem, Steward&Brown'u ve birkaç markayı daha seviyorum.  Son yıllarda tedarik zincirlerinin çevresel ve sosyal boyutlarını düzeltmek için çok çalıştıklarını bildiğim için Marks&Spencer'dan alışveriş ediyorum.  

En sevdiğiniz temel parçalarınız nelerdir? 

Hafta içinde adeta bir üniformam var: Siyah pantalon, bir ceket içine bir bluz veya bir kazak.  Aksesuarlarımla çeşitlilikler yarattığım için sade giyinmeyi seviyorum.  Hafta sonları ise tamamen jean pantalonum ve botlarımla yaşıyorum!

Hayat mottonuz nedir?

Bir gün Kaliforniya'da Venice sahilinde patenleriyle yanımdan geçen biri bir sticker verdi, üzerinde "Şikayeti kes, ve bir devrim başlat" yazıyordu- halen banyomda asılı ve beni etkilemeye devam ediyor.

Sürdürülebilirlikle ilgili çalışmalarınızı kurucusu olduğunuz Eco-Age bünyesinde yapıyorsunuz.  Eco-Age ile nasıl fark yaratıyorsunuz?  

Chopard ile 2012 senesinde başladığımız Sürdürülebilir Lükse Yolculuk adlı uzun vadeli program, güzel işbirliklerimizden biri. İlk adımda Chopard sorumlu madenciliği destekleyen Alliance for Responsible Mining ile işbirliği yaptı. Yine bu çerçevede "Fairmined" adlı bir sertifikalandırma projesini desteklemeye başladı. Kolombiya'da yürüyen bu proje özünde yeni ve sürdürülebilir bir altın madenciliği alnayışını teşvik ediyor; toplum sadece maddi olarak değil artan altın fiyatlarından gelen ek gelirin okullara, eğitim programlarına ve toplumu gelişmesine ve altyapısına yönlendirilmesi ile gelecek nesillere hazır hale geliyor.  Bu işbirliği sayesinde, madencilik ile geçimini sağlayan topluluklara tekrar hayat kazandırıp toplumda hak ettikleri yerlere gelmelerine destek oluyoruz.  Lüks markaların cazibesi insana verdiği değerke doğru orantılı.  Eco-Age'in sosyal, etik ve çevre kriterlerine uydukları için Gucci, Chopard, ve İngiliz markası Bottletop'ı GCC Brandmark (Green Carpet Challenge Brandmark) ile ödüllendirdik.  Stella McCartney ile olan işbirliğimizi de anmadan geçemeyeceğim.  Kendisi GCC'da yer alan ilk büyük tasarımcı ve 2014 Stella McCartney Green Carpet Challenge Londra koleksiyonu en yüksek çevre standartlarına göre sadece geri dönüşümlü ya da sürdürülebilirlik sertifikası olan malzemeler ile hazırlandı. Bu sayede etik ve estetiğin müthiş uyumu sağlandı. 

15-07/31/5-18ct-white-gold-grains-ready-for-casting-copy.jpg

 Fotoğraf: Getty Images Turkey

 Yeşil halıdan geçti mi?

Green Carpet Challenge (GCC) modanın büyüsü ile etiği bir araya getiren, modada sürdürülebilirlik, etik ve sosyal kalkınmayı hedefleyen bir Eco-Age projesi.  Bunu yaparken en iyi tasarımcılarla ve dünyaca ünlü isimlerle çalışıp sürdürülebilir stili Cannes Film Festivalinden Akademi Ödüllerine kadar birçok platforma taşıyor.  Geliştirdikleri GCC Brandmark ise markaların ürünlerinin veya koleksiyonlarının sosyal ve etik standartlarda olduğunu tasdik ediyor.  Global moda ve perakende dünyasında marka sürdürülebilirliğine dair en çok rağbet gören onay sistemi.  Vogue Amerika Genel Yayın Yönetmeni Anna Wintour ve Livia Firth'ün kocası Colin Firth GCC'yi destekleyen isimlerden. 

15-07/31/180795960-2-copy.jpg

Fotoğraf: Getty Images Turkey

ETİKETLER: LİVİA FİRTH , ANNA WİNTOUR , COLİN FİRTH