22 Nisan 2016

Müziğin Son Şövalyesi Prince’in Ardından

YAZI: İNAN KIRDEMİR

Zamansız ruhların ölüm tarihlerini resmi kayıtlara geçirmek, onların hikayelerini asla noktalayamıyor. Aramızdan ayrılışları bile yeni bir başlangıç demek. Michael Jackson, Amy Winehouse, Whitney Houston, David Bowie ve Zaha Hadid. Her birinin ardından aynı buruk tadla ama yine de bizlere öğrettikleri yenilenmenin, umut tazelemenin sanatıyla onlarla aynı devirde yaşamış olmanın mutluluğunu ve ayrıcalığını hissetmiyor muyuz?

PrinceFotoğraf: Getty Images Turkey

Prince’in ölüm haberini okuduğumda, 2007’nin yaz sonunda Londra’da izlediğim konserini bir kez daha hatırladım. 21 konserden oluşan turnenin ilk ayağı Londra’ydı. Moru dünyaya sevdiren adam, açılışı en meşhur şarkısı Purple Rain ile yapmıştı. Şarkıdan sonra, kimine göre alaycı kimine göre esprili bir tavırla "Madonna’dan daha çok hit olmuş şarkım var." dediğini anımsıyorum.

Prince’in oturup diskografik sıralamasıyla bütün eserlerini en çok tutanlar ve tutmayanlar diye saydığını hayal etmek kötü bir ironiden öteye geçemez. Tekelleşmiş müzik sektörüne korkusuzca orta parmağını kaldıran bir sanat harikasının, vizyonunu rakamlarla sınırlayacağına ihtimal dahi vermiyorum. Eğer öyle olsaydı, bugün bir efsaneden bahsedemezdik.

70’lerden günümüze, modernleşmenin yan etkisi olarak görülen popüler kültürün kölesi olmadan baş kaldırabilme yeteneği, her hikayenin kahramanına yazılabilecek bir özellik değil. Prince, sahnede kusursuz bir zanaatkar, işin mutfağında ise özgürlük denizinde çırılçıplak yüzebilecek cesarete sahip dünyanın en özgün sanatçısı.

PrinceFotoğraf: Getty Images Turkey

Ruhunuz özgün olunca, hakkınızda yazıp çizilenler ve paylaşılan anılar da bir o kadar özgür ve gerçek oluyor. The Guardian yazarı Steven W Thrasher, Prince’in kendisine neler öğrettiğini samimiyetle anlattığı bir yazı kaleme almış. Prince’in arkasından suya anlatır gibi içini dökmüş. Steven W Thrasher’ın yazdıkları elbette bir veda mektubu değil. Yazı, The Guardian ağırlığını ve resmiyetini koruyan toplumsal analizler de içeriyor. Steven W Thrasher, özetle Prince'in Amerika’da ve dünyada yaşayan siyahi erkeklerin nasıl olmaları gerektiği konusunda bütün kuralları yıktığından bahsediyor. Bu örnekleri verirken kendi yolunun Prince ile nasıl kesiştiğini de anlatmadan geçmiyor. Uzun bir zaman boyunca siyahiliğin haneye baştan eksi puan olarak yazıldığı Amerika’da, siyahi olmanın bütün zorluklarıyla karşılaşan yazar, üstüne eşcinsel olduğunu keşfedince çareyi Prince’in etiketsiz, kalıpsız, şekilsiz, cinsiyetsiz, yargısız hayalperest ama gerçek dünyasını keşfetmekte bulmuş.

Sahnede hem kadın, hem erkek olan, bütün dünyada birkaç saatliğine de olsa cinsiyet duvarının ortadan kalkabildiğini ispatlayan, militer bir blazer ceket altına yüksek topuklu ayakkabı giyerek arzuyu, ihtirası ve seksi etiketlerden kurtaran bir şövalyenin, Steven W Thrasher gibi hepimizi başka bir dünyanın var olabileceğine inandırması, onun özgürlük kumaşının Michael Jackson'dan farklı ve eşsiz olduğunu kanıtlıyor. 

Güle güle Prince...

 

 

ETİKETLER: PRİNCE , MADONNA , MİCHAEL JACKSON