20 Temmuz 2012

Buse Terim?in Paris günlüğü

YAZI:

 

Dünyanın en büyük moda fuarı Who?s Next Pret a Porter Paris tarafından fuara katılmak ve izlenimlerimi yazmak üzere bir davet aldığımda önce sevinçten havalara uçtum, sonrasında bu mutluluğuma Türkiye?den davet edilen tek blogger olmamın gururu da eklendi.!..! Takvimlerde Paris Couture Haftası ile tam da aynı günlere denk gelen fuarla birlikte rahatlıkla söyleyebiliriz ki şehirde saatler moda ve stili gösteriyordu. Ben de bu çakışmadan istifade ederek, davet edildiğim defile ve sunumlara katılma şansını kaçırmadım elbette! Christian Louboutin Sonbahar/Kış 2012-2013 Erkek Koleksiyon lansmanı, Dilek Hanif İlkbahar/Yaz 2013 Couture Koleksiyonu tanıtımı, Jantaminau, Serkan Cura, Georges Hobeika defileleri ve davetiyemi elime aldığım andan beri içimi pırpır ettiren Elie Saab Defilesi! Pek tabii bunların yanında sadece tüm bölümleri gezmenin bile günler aldığı Who?s Next Pret à Porter fuarıyla İlkbahar-Yaz 2012 trendleri çıkartması.

 

Günlerim modayla dolup taşarken bence tadı en çok Haziran?da çıkan Paris?in hakkını vermeden dönmeye de niyetim yoktu. Zamanın azlığıyla ters orantı içinde ?to do? listemin rotalarımı kesinleştirmek ve böylelikle az zamanda çok ve büyük işler başarabilmek için yolculuğumdan haftalar önce araştırmalarıma başladım. Sonucu sorarsanız bence bu işin altından alnımın akıyla çıktım. İşte modadan sokak stiline, sanattan alışverişe benim Paris?im:

 

Sokak stili: Gerek Who?s Next Pret a Porter fuarında dolaşırken, gerekse defile öncesi bekleme alanında etrafı gözlerken ilk dikkatimi çeken, etrafımdaki neredeyse herkesin podyumdan rol kapmak istermişçesine stil sahibi şıklıklarıydı. Elie Saab defilesinin çıkışında Ulyana Sergeenko?dan Miroslava Duma?ya yakından takip ettiğimiz tüm stil kraliçeleri en dikkat çekici görünümleriyle arz-ı endam ederken bana düşen de bu olağanüstü ortamı fotoğraflamak oldu.

Sanat sergi: Grand Palais?de Helmut Newton sergisinin uzatılma haberini üstüme alınmak, ?ben Paris?e teşrif etmişken sergiyi bitirmek olmazdı tabii? demek isterdim ama haliyle durumun şahsımla uzaktan yakından alakası yok. Yine de bu güzel haberin şerefine ilk durağım Helmut Newton?un modanın evriliş tarihine tanıklık eden ilham verici sergisi oldu. Favori karemse Hitchcock klasiği ?North by Nortwest? esintili, 1961 tarihli ?How to make fur fly? adlı karesiydi.

 Ne zamandır methini duysam da daha önce ziyaret etme fırsatı bulamadığım Cité du Mode et du Design ise, bugünlerde Cristobal Balenciaga?nın kariyerine damgasını vurmuş 40 parçalık bir koleksiyona ve Comme des Garçons?un ?White Drama? isimli İlkbahar-Yaz 2012 koleksiyonuna evsahipliği yapıyor. Heykelsi formlu ceketleri, tül şapkaları, dantel işlemeli elbiseleri ve ipek etekleri ile Balenciaga koleksiyonu, modada couture işçiliğinin ne derece meşakkatli bir çalışma olduğunu bana tekrar hatırlattı. İspanyol kültürüne ait desenleri kendi üslubunda yorumlayarak tasarımlarına yansıtan Cristobal Balenciaga?nın dünyasını keşfetmek, şüphesiz Paris seyahatimin unutulmaz karşılaşmalarından biri oldu. Ne zamandır merak ettiğim Marc Jacobs Louis Vuitton sergisi ile anlatılmaz yaşanır cinstendi. 


Hatta ben susayım, fotoğraflar anlatsın.   

Son olarak New York?ta yaşarken MoMA?da bir türlü denk getirip de ziyaret edemediğim Tim Burton sergisi Cinématheque de Paris?te karşıma çıkınca, eh Cinemathéque de Cité du Mode et du Design?a yürüme mesafesinde olunca, yolumu buraya da düşürdüm. Hayranlıkla izlediğimiz Tim Burton filmleri meğer yönetmenin çocukluğundan itibaren oluşturmaya başladığı, kendisiyle birlikte büyüttüğü biraz grotesk, biraz ürkütücü bir dünyanın ürünüymüş, bu sürece tanıklık etmek oldukça heyecan vericiydi. Paris?te alışveriş deyince akan sular durur fakat ne yalan söyleyeyim, o kadar sıkışık bir programım vardı ki bu defa alışverişe pek de vakit ayıramadım. İki defile arasında koştururken alıverdiğim sarı Alexander Wang kazağım seyahatin kurtarıcı parçası oldu. Özellikle ev dekorasyonu ve kırtasiye bölümlerine bayıldığım, Jerome Dreyfuss çantalardan Isabel Marant kazaklara muhteşem bir seçki ile sizi bekleyen Merci ve artık kült mertebesine yükselmiş Colette, uğramadan geçmediğim mağazalar ancak açıkçası Etienne Marcel?deki ikinci el mağazaları Killiwatch ve Hippy Market?ten aldığım vintage parçalar uzun süre benimle olacak gibi. Centre Pompidou?nun kitapçısı da mutlaka uğranası, sanat, sinema, moda üzerine kitaplar arasında kaybolunası bir adres. Marais?de bütün bir gün geçirip doya doya her mağazanın altını üstüne getiremesem, Rue des Martys?de soluklanıp bir kahve içemesem ve yazın Paris?in en keyifli mekanı Rosa Bonheur?de bir kadeh şarabımı yudumlayamasam da bunun bir de rövanşı var: Eylül sonu Paris Fashion Week?te buluşmak üzere Paris, au revoir!

-Buse Terim

İlgili Başlıklar