06 Eylül 2020

Belki İhtiyacanız Olan Sadece 90 Saniyedir

YAZI: ESRA BEBEK

20-09/05/k_rahlwes_vogue-_turkey_gracie_08_3_2017_08_071-1599322692.jpgFotoğraf: Katja Rahlwes, Moda editörü: Konca Aykan

Amerikalı nöroanatomist Dr. Jill Bolte Taylor’ın iç görümüzü genişleten o meşhur TED konuşmasında bahsettiği gibi; duygularımız ile ilgili 90 saniyelik bir gerçek var.

Ruhsal aydınlanma halini bilimsel yönden kusursuzca açıklayan ünlü yazar; “A Brain Scientist’s Personal Journey” isimli kitabında, bir uyaranla karşılaştığımızda bunun bir duygunun doğumuna neden olduğunu ve bu duygu ile ilgili beyinden salgılanan kimyasalların bedendeki etkisinin geçmesinin tamı tamına 90 saniye sürdüğünün altını çiziyor.

Özellikle negatif olarak tanımladığımız duyguları göz önüne aldığımızda; günümüzü aydınlatan bu harika bilgi ışığında, 90 saniyenin sonunda yepyeni bir döngü başlatmanın elimizde olduğunu anlıyoruz.

Bu yepyeni döngüyü başlatabilmek için ise tek bir kural var; o duyguya tutunmadan ve üzerinde yeni düşünceler, hikayeler yazmadan bedenimizden geçmesine izin vermek.

Evet hepsi bu kadar... Eğer endişe veya korku gibi duyguları 90 saniyeden uzun süre hissetmeye devam ediyorsak; tıpkı replay tuşuna basılmış bir müzik çalar gibi bu duyguları sürdüren 90 saniyelik yeni negatif döngülerin başlamasına neden olan düşünceler yaratmaya devam ettiğimizi kabul etme vakti.

20-09/05/k_rahlwes_vogue-_turkey_gracie_08_3_2017_03_543.jpgFotoğraf: Katja Rahlwes, Moda editörü: Konca Aykan

Tam bu anda bize; Michelle Mc Donald’ın ortaya koyduğu farkındalık akımının vazgeçilmezlerinden RAIN metodu eşlik ediyor. Bizi geçmişte yaşamanın tutsaklığından ve gelecek için hazırlanıp durmanın manasızlığından özgürleştiren bu metod farkındalığımızı koruyabilmek için duygu ve düşüncelerimize yargısızca yaklaşmamızı öneriyor.

R A I N ismi, metodu oluşturan her bir aşamanın baş harfinden geliyor.

İngilizce tanımak anlamına gelen ilk aşamada, sadece o an hangi duyguyu deneyimlediğinizi fark edin ve isimlendirin. Hayal kırıklığı, sevinç ve belki endişe gibi…

2. aşamada, özetle tanımladığınız bu duyguya iyi veya kötü gibi etiketlerden yapıştırmadan, yargısızca içinizde alan açmayı deneyin. Başka bir deyişle o an yaşadığınız deneyime “evet” deyin.

Duygumuzu tanımlayarak, ona içimizde yer açtıktan sonra; 3. aşamada kendinize neden böyle hissettiğinizi sorma zamanı. “Dün gece yeterli uyudunuz mu?” veya “İçinde bulunduğum durum bu denli endişelenmemi gerektiriyor mu?” gibi sorularla derinleşmek sizi kendinize yaklaştırabilir.

Ve son aşamada dikkatinizi, bu duygu veya düşünceden ibaret olmadığınız gerçeğine getirme vakti. Tüm duygu ve düşüncelerin bir adım gerisinde kalıp farkındalıkla kendinizi izleyin. Çoğu zaman duyguların bizi korumak için var olduğunu anımsamak işinizi kolaylaştırabilir.

Bazı zamanlarda, tıpkı çok sevdiğimiz bir dostumuz gibi; duygularımızın da duyulmaya ve onaylanmaya ihtiyaçları olduğunu fark ederek, ona teşekkür edin, bedeninizden akmasına izin verin.

Tüm duygu ve düşünce bulutunun ardında daima dinginliğini koruyan o parçanızı keşfettiğinizde içinizdeki genişlemeyi selamlamayı unutmayın.

Belki de duyguların ötesinde, saf bilincin kendisi olduğunu hatırladığımız her an bizlere özgürleşmemiz için sunulan mucizevi bir fırsattır…

ETİKETLER: WELL-BEİNG , METROPOL , İYİYAŞAM