22 Aralık 2019

Bali'de Ahenkli Hayat

YAZI: SEDA DOMANİÇ

ubud

Fotoğraf: Jack Jones & Owen Tozer

İnsanlar Ubud’a üç şey için geliyorlar: Şifa, yemek ve doğa. Issız bir sanatçı köyünden şifa arayan milyonlarca turistin umuduna dönüşen Ubud’da değişmeyen tek şey, tabiatın zümrütten örtüsü. 

Tanrıların adası Bali’de, dağlık gür bir tropik ormanın ortasına kurulmuş sanat ve şifa köyü Ubud’a varışımı böyle hayal etmemiştim. Üzerimde, buranın bohem ruhuna uyacak uzun keten bir elbise, boynumda ve kollarımda kat kat boncuk kolyeler, saçımın çevresine dolanmış renkli bir eşarp ve tabii ki altımda bir motosiklet olmalıydı. Oysa, üzerimde sadece ıslak bir mayo var ve kıpkırmızı bir rafting botundan iniyorum. Son birkaç aydır, Four Seasons Resort Bali At Sayan’ın konukları, Bali’nin meşhur trafiğine karışmadan nehir yoluyla check-in yapabiliyor. Biz de bu şanslılardanız. Adanın en uzun nehri Ayung boyunca zümrüt yeşili bir vadinin içinden botla süzülüyoruz. Kutsal kabul edilen şelaleler ve çok nadir rastladığımız yerli balıkçılar yolumuza eşlik ediyor. Ortam, Indiana Jones filmlerine kolaylıkla dekor olabilecek vahşilikte, nehrin kenarlarına uzanmış jungle’dan hiç de tanıdık gelmeyen hayvan sesleri duyuyoruz. Açıkçası tek eksiğimiz, suda macera. “Normalde Kasım ayı burada yağmur mevsiminin başlangıcı, ancak bu yıl daha hiç yağmur yağmadı ve nehrin su seviyesi alışık olmadığımız kadar düşük” diye anlatıyor rehberimiz Gede. Maalesef iklim değişikliğinin etkileri burada da hissediliyor ve rafting maceramız sert inişler ve dönüşler olmadan sona eriyor. Macera hakkımı ertesi sabah oldukça masum görünen Bali usulü arınma seansına sakladığımdansa o an bihaberim.

ubud

Dharma Shanti Bale'de yerçekimine karşı derin rahatlama sağlayan anti-gravity yoga seansı

Fotoğraf: Jack Jones & Owen Tozer

İnsanlar Ubud’a üç şey için geliyorlar: Şifa, yemek ve doğa. Bu yaratıcı güçle dolu küçük köyü gezginlerin radarına ilk sokanlar 1980’lerde Bali’ye sörf yapmaya gelen Avustralyalılar. Sıcak ve nemli kumsallardan ara ara kaçıp, buranın dağlık havasında nefes almak istemişler. Ubud’un, şifa ve aşk arayanların akınına uğramasının –ve birçoğu için büyüsünün bozulmaya başlamasının– müsebbibi ise 2000’lerde kadınların mecburi okuma listesinin zirvesine oynayan Eat, Pray, Love romanı ve romanın başarısını takiben çekilen Julia Roberts’lı Hollywood lmi. Ubud’u sizin için daha cazip hale getirmeden, yerli nüfusu küçük yüzölçümüne oranla oldukça kalabalık (4.2 milyon) bu ufak adaya, her yıl 15 milyon turist geldiğini buraya not düşeyim. Bali üzerine bir başka Hollywood filmi yapılmaması temennimi de ekleyeyim.

 

Ubud’un, şifa ve aşk arayanların akınına uğramasının müsebbibi, 2000’lerde kadınların mecburi okuma listesinin zirvesine oynayan Eat, Pray, Love romanı ve romandan uyarlanan Hollywood filmi.

 

Şifa konusuna belli bir mesafede yaklaştığımı baştan söylemeliyim. Batı tıbbına inandığım kadar Doğu tıbbını da onun eşi, tamamlayıcısı olarak görürüm. Gittiğim ülkelerde göz bebeğimden gen haritamı çıkaran bir uzmandan, göksel uyumum için akupunktur uygulayan bir terapiste çok geniş yelpazede farklı deneyimlere kendimi feda etmişliğim var. Ancak ‘şifa bulma’ adına fazla teatral ortamlarda bulunmaktan çoğunlukla kaçınırım. Sabahın yedisinde, geleneksel bir Bali arınma seansına katılmak için adada sürdürülebilir turizm adına önemli işler yapan Katamama ekibinden Karen’la buluştuğumda ilk sorum şu oluyor: Tam olarak nereye gidiyoruz ve bu nasıl bir arınma? Aldığım cevap net: “Ubud’a yarım saat uzaklıktaki Sebatu adında küçük bir köye gidiyoruz; köyün tapınağını ziyaret ettikten sonra suyunun kutsal olduğuna inanılan şelalesinde yıkanacağız.” Hava şimdiden 30 dereceye yaklaştığı için köy ziyareti sonrası soğuk suların altına girme fikri bana gayet cazip geliyor, yola çıkıyoruz. Sebatu’ya vardığımızda Bali’nin ünlü şifacılarından olan, babasından nasıl ‘el aldığını’ daha sonra bize uzun uzun anlatan Made, güler yüzüyle bizi karşılıyor. Köyün tapınağına geldiğimizde hummalı bir hazırlıkla karşılaşıyoruz. Tüm ahali, aynı günün akşamı gerçekleşecek, köyün kötü ruhlardan korunmasına adanmış özel bir seremoni için çalışıyor. Üstlerinde dantel bluzları, etek olarak bellerine doladıkları sarong’ları ve kırmızı kumaş kemerleriyle yerel Bali kıyafetleri içindeki kadınlar, kafalarının üstünde taşıdıkları yemek ve tütsü sepetleriyle tapınağın merdivenlerini bir iniyor, bir çıkıyor. Arka tarafta erkekler, tören için özel tasarlanan tahta oymalı ve içlerine tanrılara ikram edilecek yemeklerin koyulacağı dekoratif kutuları üst üste diziyor. En şık kıyafetlerini giymiş çocuklarsa sadece koşuşturuyorlar.

ubud

Ubud'un en lezzetli ve yaratıcı vegan kafelerinden Zest Ubud'dan bir tabak

Fotoğraf: Jack Jones & Owen Tozer

Biraz sonra başlayacağımız arınma seansını anlatmadan önce burada küçük bir açıklama yapmalıyım: Hinduizmi animistik geleneklerle harmanlamış Bali’de, neredeyse her gün bir dini tören oluyor! Orada kaldığım iki hafta boyunca dolunay, para için teşekkür, kötü ruhlardan arınma gibi sayısını ve adını unuttuğum birçok seremoniye denk geldim. Bali’de her evin, her köyün ve adanın özel bayramları var. Bir de bunların üzerine doğum, düğün, ölüm törenlerini ekleyince, adada kutlamasız gün geçmiyor diyebiliriz. Ayrıca her ev ve dükkan sahibi, her sabah ve akşam kapısının önünde küçük bir kutsama töreni yapıp, tanrılara hasır sepetler içinde muz yapraklarına sarılı küçük ikramlar bırakıyor. (Bunları genellikle, Bali’de sıkça gördüğünüz tüyleri nemden yapışmış, aynı boyda köpekler ve nadir olarak da kuşlar yiyor.) “Bütün kazandığımızı bu törenlere harcıyoruz. Ama ne yapalım, kendimizi kötü ruhlardan korumamız lazım ve onlardan bu adada çok var” diye açıklıyor Made. Bu kötü niyetli ruhların şişman ve tembel olduğunu düşünüyor Balililer. O nedenle evlerin ve tapınakların kapıları çok dar tasarlanıyor.

ubud

Şef Eelke Plasmeijer ve Ray Adriansyah'ın deneysel mutfağında, menüye giren tüm malzemelerin yüzde 95'i Endonezya'dan elde ediliyor. Tropik meyvelerden oluşan tipik bir Ubud kahvaltısı

Fotoğraf: Jack Jones & Owen Tozer

Kutsal şelaleye dik bir vadiden iniyoruz. Yolda küçük bir tapınakta durup önce kendi dinimizden sonra da Hindu tanrıları Brahma, Vishnu ve Ganeş’ten bu arınma için izin istiyoruz. Bana bu seremoni bile neredeyse fazla gelmişken, aşağıdan yükselen çığlıkları duyuyorum. O an, o sık ormanın içinde tüylerim ürperiyor. Biraz daha inince çığlıkların kaynağı da netleşiyor. Yaklaşık on beş kişilik bir grup, yanlarında Balili bir şifacıyla farklı bir arınma seansı deneyimliyor. Şelalenin altına her giren, şifacı sırtlarına vururken biri boğazını sıkıyormuş gibi avaz avaz bağırıyor, titriyor, ağlıyor. “Tamam, bu kadarı bana fazla” diyorum Made'ye. Made yine huşu içinde gülümsüyor, “Merak etmeyin, arınmak için ne şifacıya ne de bu performansa ihtiyacınız var. Bana güvenin, içinizde kötü ruh yoksa, sorun yok” diyor. Kötü ruh mu? Yok artık, diye gülüyorum. Sonra grubun seansını bitirmesini beklediğimiz 45 dakika boyunca ufak bir şüphe içimi kemiriyor. Ya varsa ve benim haberim yoksa?

Neyse ki bizden önceki Avustralyalı ekibin tüm şovuna tezat, bizim seansımız huzur içinde tamamlanıyor. Şelaleden ayrılırken, halen ağlayan ve titreyen bir kadın kolumu tutuyor, “İnanırsan her şey değişiyor” diyor. Belki Ubud’a ruhsal bir arayış için gelmediğimden, belki de her şeyin değişmesini istemediğimden, ne yalan söyleyeyim çok da inanasım gelmiyor. Ancak tüm bu tecrübe, unutulmayacak seyahat anılarımın listesine giriyor.

ubud

Asya'nın en iyi restoranları listesine her yıl giren Locavore'nin tadım menüsünden

Fotoğraf: Jack Jones & Owen Tozer

Ruhsal arayış ve arınmaları bir kenara bırakıp dünyevi zevklere dönersem, Ubud tam bir yemek cenneti! Burada çeşitlilikte sınır yok: Büyük metropollerde bile bulamayacağınız kadar fazla ve leziz vegan kafeler, deneysel mutfağıyla dünyanın en iyi restoranları listesine girenler, bir çeşit domuz tandırı olan adanın meşhur yemeği babi guling uzmanı barbekücüler, suşiciler, Hint ve Thai mutfağının iyi örnekleri ve Endonezya usulü paylaşımlık tören yemekleri (megibung) tadabileceğiniz lokal restoran warung’lar... Balililerin yemekle olan farklı ilişkilerini (birazdan anlatacağım) düşününce, insan bu çeşitliliğe ve lezzete gerçekten şaşırıyor. Adadaki yerel yemek kültürü hakkında öncelikle şunu söyleyeyim: Tören ve bayramlar hariç ada halkı birlikte yemek yemiyor. Evlerin hemen hemen hiçbirinde yemek masası bile bulunmuyor. Evlerde birkaç çeşit yemek sabah pişiyor ve dolaba kaldırılıyor. Ev halkı kahvaltı, öğle ya da akşam yemeği gibi bir ayırım yapmadan ne zaman acıkırsa gelip yemeğini kendi beğendikleri bir köşede gizlilik ve sessizlik içinde çömelerek yiyor. Balililerin inancına göre kişinin yemekle ilişkisi de kutsal ve bu tek başına yaşanması gereken bir tecrübe. 

Yerel kültüre inat Ubud’un merkezi, sokaklarını baştan sona kaplayan kafe ve restoranlarla, turistlerle ya da burada yaşayan expat’larla dolup taşıyor; buralardan neşe, kahkaha, uzun sohbetler eksik olmuyor. Sonuçta burada zaman yavaş akıyor ve yapılabilecek sınırlı sayıda aktivite var: Sabah tropik meyvelerle bezenmiş bir kahvaltı, pirinç tarlaları arasında yürüyüş ya da kısa bir bisiklet turu, öğlen vegan bir kafede sağlıklı bir yemek, konsept butiklerde biraz alışveriş, sonrasında bir yoga, ses şifası seansı, masaj...

 ubud

 Chapung Sebali ve Jungle Fish havuz barı

Fotoğraf: Jack Jones & Owen Tozer

Akşamları ise Ubud oldukça sakin. Buraya yerleşmiş zen bir hayat peşindeki seyyahlar, geceleri sanatçıların bir araya geldiği küçük etkinliklere katılmayı ya da nehir kenarına konuşlanmış gece saunalarında, doğal mini göletlerin çevresinde yakılan ateşi seyredip ormanın sesini dinlemeyi tercih ediyorlar. Benim de bu ahenkli ritme alışmam çok uzun sürmüyor. Benzer günler geceleri, geceler günleri kovalıyor. Bir süre sonra hayat aslında böyle de geçer hissine kapılıyorum, ta ki ateş başındaki soul searcher’ların evrenin muhteşemliği üzerine ettikleri ‘derin’ muhabbet bana fazla gelene kadar...

bali,ubud

Fotoğraf: Jack Jones & Owen Tozer 

Nerede Kalmalı?

Four Seasons Resort

Bali At Sayan

2018’de dünyanın en iyi oteli seçilen Four Seasons Resort Bali At Sayan, zümrüt yeşili tropik bir ormanın ortasına konumlanmış muhteşem doğası ve farklı mimarisiyle çarpıcı bir yapı. Mimar John Heah, ana binayı tasarlarken bir pirinç kasesinden esinlenmiş. Bu kaseyi otelin girişine bağlayan asma köprü, birçok macera filmine dekor olabilir. Otele dilerseniz bu köprüden geçip, dilerseniz de Ayung nehrini rafting botlarıyla aşıp giriş yapabiliyorsunuz. Sacred River Spa’nın ilginç seanslarından, doğanın içinde bir hamakta sallanarak ve Budha hikayeleri dinleyerek sizi uyuttukları Sacred Nap’i denemenizi tavsiye ederim. fourseasons.com

 

Chapung Sebali

Geleneksel Endonezya mimarisini, çağdaş İskandinav stiliyle birleştiren butik resort Chapung Sebali, Ubud’da daha genç ve dinamik bir ortamda konaklamak isteyenler için ideal. Otelin meşhur havuz barı Jungle Fish, gün boyu müzik eşliğinde özel tasarlanmış kokteylleri tadıp, Wos nehri vadisine bakan tropik orman manzarasının tadını çıkarabileceğiniz güzel bir mekan. Geceleri açık olan Jungle Fish restoranda servis edilen Endonezya usulü deniz mahsülleri çok lezzetli. Otelde bir de sıra dışı tasarımıyla dikkat çeken bir speakeasy bar bulunuyor: Blind Pig! Bali’nin alametifarikası bin bir çeşit farklı masajı, otelin orman sessizliğindeki spa’sında deneyimleyebilirsiniz. chapung.com

 

Bambu Indah Resort

Burası ekolojik turizmi sevenlerin gönüllerine taht kuracak bir mekan. Tüm bina ve odalar yüzde 100 dönüştürülebilen malzeme bambudan yapılmış ve antik Java evlerinden ilham alınmış. Otelin iki restoranında pişen yemeklerin tüm malzemesi kendi bahçelerinde üretiliyor. Nehir kenarında doğal olarak oluşmuş mini göletlere tarzanvari iplerle atlayıp, devasa ağaçlardan sallanan canopy’lerde gün boyu kitap okuyup bu doğal ve bohem ortamın tadını çıkarabilirsiniz. Konaklama için bana en ilginç gelen iki opsiyon Moon House ve Riverbend. bambuindah.com

Nerede Yemeli? 

Zest Ubud

Vegan mutfağın en yaratıcı örneklerini burada tatmak mümkün. Kök sebze cassava unundan yapılan vegan pizzalara bayıldım. Birbirinden sağlıklı ve şık sunumlu alternati erin olduğu zengin içecek menüsünden seçim yapmaksa gerçekten zor.

 

Locavore

Mekanın başarılı deneysel mutfağında, iki farklı tadım menüsü bulunuyor: Sadece bitki bazlı Herbivore ve tamamı yerel malzemeden oluşan Locavore.

 

Ayung Terrace

Endonezya yemeklerini harika bir orman manzarasına karşı deneyimlemek için burada bir öğle yemeği yemelisiniz.

 

Room 4 Dessert

On dördü tatlıdan oluşan yirmi bir farklı lezzeti üç ayrı mekanda denemeye hazır mısınız? Şef Will Goldfarb’ın oyunbaz tadım menüsü, en çok tatlı severleri baştan çıkarıyor.

 

Naughty Nuri

Bali’nin en meşhur geleneksel tadı babi guling’i kaçırmak istemeyenler için doğru adres.

 

Sari Organik

Pirinç tarlaları arasında huzurlu bir sabah kahvaltısı için ideal.

ETİKETLER: BALİ , UBUD , SEDA DOMANİÇ , SEYAHAT