25 Temmuz 2015

Armani'den Güneşli Bir Cennet

Dünyanın her tarafında bir sürü eviniz varsa, üstüne üstlük bir de 65 metrelik tekne sahibiyseniz, yıl içinde bu konutların her birinde vakit geçirmeye zaman bulmak çok zor olabilir. Hele bir de Giorgio Armani gibi, dünyanın gözdesi, işkolik bir modacıysanız bu iyice imkansız görünüyor ama o, ne kadar zorlanırsa zorlansın, çılgın yoğunluğunun arasında fırsat yaratıp Akdeniz'in masmavi sularına yürüyüş mesafesindeki Saint Tropez malikanesinde zaman geçiriyor. 

Tatillerini her zamanki titizliğiyle programlayan modacı, Haziran sonu ve Temmuz aylarında dört ya da beş hafta sonunu burada geçiriyor. Sabahları yürüyüş veya egzersizle güne başlayıp günün ilerleyen saatlerinde yerli halkla birlikte plajda yüzüyor. Normalde öğle yemeklerini evde yese de canı muhabbet çektiği zaman, muhteşem manzaralı Cinquante Cinq beach club'a gidip şampanya eşliğinde keyif yapıyor, ardından da Places des Lices açık pazarında vakit geçiriyor. “Kasaba merkezine inip pazarda dolanmayı çok seviyorum, fazla turistik bir yer olsa da çok eğleniyorum burada” diyor.

15-07/23/0615-ad-arma03-01-1437656244.jpg

Antigua'daki yamaç evine ya da Sicilya adası Pantelleria'daki evine oranla çok daha mütevazı bir hava taşıyan bu iki katlı ev; palmiye, okaliptüs ve selvilerle çevrili ancak direkt olarak deniz kıyısında değil. “Denizin evin baskın manzarası olmasını istemedim” diyor, Armani: “Evime gelen ziyaretçiler çok şaşırıyorlar buna. Ben evimin bu kendi halinde, gösterişsiz güzelliğini seviyorum, insanlara şov yapmak için değil içinde yaşamak için bu mekan.”

Bu yaz tüm dünyanın dikkati Milano'ya çevrili olsa da, Armani için Saint Tropez her zamank çekiciliğini koruyor. Bu malikaneyi almaya onu, kendisi de bölgede bir ev sahibi olan kızkardeşi, 1996'da ikna etmiş. “Kocaman, Amerikan stili, Akdeniz manzarasına hakim bir ev de gösterdiler bana” diyor modacı, “Ancak ben hep daha sıcak, huzurlu, deniz kenarında olmasına rağmen kır evi havası taşıyan bir yer istedim.”

Başlangıçta Armani yalnızca küçük, sade rötüşlar yapmış bu 19. yüzyıla ait olduğunu düşündüğü binada. Mağazaları ve bazı evleri için Peter Marino ya da Massimiliano Fuksas gibi tanınmış mimarlarla çalışmasına rağmen, evlerinin çoğunun dekorasyonunu, burada olduğu gibi kendisi yapmış olmaktan gurur duyuyor: “Mimarlarla çalışmaya karşı değilim , yalnızca işlerimi kendim halletmekten çok keyif alıyorum. İnsanın yaşayacağı yerin tasarımını yapabilmesi çok güzel.”

2009’da sağlığıyla ilgili yaşadığı sıkıntılı bir sürecin sonunda, iddialı bir renovasyona girişmeye karar vermiş ve binaya misafirlerin kalacağı bölümler, yüzme havuzu ve camla çevrilmiş bir avlu eklemiş. “Hastaneden çıktıktan dört gün sonra bütün planlarım hazırdı, hem de tüm detaylarıyla” diyor: “Benim için o hastalık dönemi müthiş bir itici güç oldu. Saint Moritz'deki evi de aynı dönemde tasarladım. Ancak sanırım bu yeterli artık, zira her başım ağrıdığında başka bir saray yavrusu malikane tasarlayamam, değil mi!”

İlgili Başlıklar