31 Mart 2015

Karl Lagerfeld Sergisi

YAZI: SUZY MENKES

Karl Lagerfeld'in mesajı, "Modanın, günlük hayatın bir parçası olmasını seviyorum." Sözcükler neon harflerle yazılmış bir şekilde, tasarımcının doğduğu şehir Almanya'da düzenlenen ilk müze işinde parlıyor.  
 
Kalemler, pastel boyalar, kitaplar, buruşturulmuş ve atılmış kağıtlarla Karl'ın masasının tam boy modeli, Bonn'un Bundeskunsthalle müzesindeki "Karl Lagerfeld: Modemethode" adlı serginin temasını oluşturuyor. (Sergi 28 Mart-13 Eylül arasında) 
 
Karl'ın sergideki sadece 2 fotoğrafından biri.  
 
"Paper to Paper" (Kağıttan kağıda) başlığı,  serginin ana temasıydı; Karl'ın Fendi ve Chanel için yaptığı çizimleri gösteriyordu. Sergi, "Paper Palace" (Kağıttan saray) kısmında kağıttan çiçekler ve yapraklarla süslenmiş ortamda Karl'ın yeni koleksiyonu için hazırladığı haute couture elbiselerine yer vererek doruk noktasına ulaşıyor. 
 
Kuaför Sam McKnight tarafından hazırlanan peruklarla Chanel'in 18. yüzyıl görünümü. 
Fotoğraf: David Ertl 
 
Gösterimdeki ilk parça, Karl'ın 1954'te Woolmark ödülünü kazandığı sarı yün montuydu. Bu mont, sergide limon sarısıyla nergis sarısı arasındaki tonun bulunarak yeniden yaratılması gereken tek parçaydı, bu görevi de Karl'ın ilham perisi, yaratıcı ortağı ve serginin moda küratörü Amanda Harlech üstlenmişti. 
 
Daha sonra Karl'ın 50 sene içerisinde Fendi'de çizdiği 40,000 çizimden seçilenlerle oluşturulan duvar çıkıyor karşınıza. Bu çizimleri, sergi tasarımcısı, Karl'ın hemen hemen her şey için gurusu, çok görevli fotoğrafçı ve kağıtlardaki baskıların moda tasarımcısı Gerhard Steidl seçmiş.  
 
Dijital baskı beton duvarlardan oluşturulmuş çakıllı sokak görünümü ve Berlin'de fotoğraflanmış kaldırım taşları serginin arka planını oluşturuyordu. 
 
Geçen ay Paris'te sergiyle ilgili konuşurken Karl'ın kendisi bile Fendi'de bu kadar sene çalıştığına şaşırmış gibiydi.  
"50 yıl Fendi'de çalıştım, inanabiliyor musun? Bu bir dünya rekoru!" demişti, "Hiç kimse, hiç kimse! Kimse kendi şirketi için bile bu kadar uzun çalışmamıştır. Ama bana sanki şu geçtiğimiz 2-3 gün gibi geliyor. Şimdi her şey daha iyi geliyor." 
 
Fendi'nin özgün kürklerinin yanındaki duvarda renkli aksesuarlar bulunuyor; bir yandan da gösterilen Roma'yla ilgili bir film İtalyan şirketin kalbinin attığı yeri sembolize ediyor. 
 
Örgüden süslemeye tüvitin yeniden icadı 
Fotoğraf: David Ertl 
 
30 Fendi görünümü arasında en çok bir işçi tulumunu ve İran pantolonunu beğensem de, Amanda, müzenin müdürü ve ortak küratörü Rein Wolfs'la beraber, "Bu serginin 10 kat büyük olmasını isterdim, sadece 126 tane cansız manken giydirebildik bu da çok büyük zorluk yarattı" dediğinde neyi kastettiğini anlayabiliyorum. 
 
Steidl, çarpıcı bir gerçeklik yaratabilmek için dijital 3D kullanarak, cansız mankenleri -kendi sözleriyle- daha "heyecan verici" kılmaya çalışmış. Bu en çok da 20 parçalık neşeli Chloé kısmında geçerliydi, cansız mankenler pervane şeklinde bir kanepenin etrafına dizilmiş, Karl'ın elinin en hafif ve romantik olduğu 1970'lerden çıkma kıyafetler giydirilmişlerdi. Bu bölümün sonunda, cansız mankenlere sanki kurgu bir mekan olan Studio 54'te dans ediyorlarmış gibi şekil verilmişti, bu kısımda içinden kristaller akan musluk işlemesiyle ünlü o elbise de bulunuyordu.  
 
Herhangi bir müze ziyaretçisi, Lagerfeld'in kendi markası KL altındaki 14 parçalık grafik siyah beyaz kıyafetlere ve Chanel'deki başlangıcını simgeleyen özel dikim takımlara gelmeden bile önce, şunu sormalı: Karl bu kadar farklı markaları nasıl dengelemiş? Steidl'ın marka logolarından oluşturduğu kocaman duvara bir bakın. Chanel markasının yanında kendi markasının ufak gözükmesini veya 80 yaşında olduğu gerçeğini bir kenara bırakın, ama bu alter egoların ardındaki sır ne? 
 
Fendi çantaları 
Fotoğraf: David Ertl 
 
Rein Wolfs "Çok kimlikliliğin çağında yaşıyoruz." diyor, "Bu, Karl Lagerfeld'in gücü. Her zaman hiç beklemediğim şeylerle çıkagelmesi mümkün. Bunun bir güç olduğuna inanıyorum. Çok iyi bir fotoğrafçı ve çizim yeteneği çok iyi, ama onu modası için kutlamalıyız. Müze olarak görevimizse, süreç içerisindeki gelişmelerini göstermek." 
 
Bence sergi çok başarılı çünkü seçici. Tasarımcının Balmain ve Jean Patou'da çalışırken bir şeyler diktiği bir bahçesi olduğundan bahseder miydim? Belki. İsveçli hızlı tüketim markası H&M'le yaptığı bir işbirliği sonucu H&M'in Karl'ın bazı filmlerini göstermesiyle yüksek-düşük moda karışımı trendini başlattığı kısmı atlar mıydım? Muhtemelen. Daha az Chanel mi olmalıydı? Zannetmiyorum, çünkü bu sergi küratörün romantik tutkusuyla Steidl'ın görsel modernitesi arasında bir denge kurmaya çalışmış.  
 
Chanel'in Karl Lagerfeld'in modasının en verimli meyvesi olduğu su götürmez bir gerçek. Küratör, özünde Fransız olan bu markayı keşfe çıkıyor: o ikonik takım, siyah forma, 1983'ten (Karl'ın Chanel'e başladığı sene) bir Coco sneaker'ını da kapsayan aksesuarların mizahi dili. Hatta, sadece Chanel düğmelerine ayrılan bir kısım bile var. 
 
Sergide, işlemelerle göz aldatmacaları yaratan yün efektlerinin bulunduğu "Tüvitin Yeniden İcadı" kısmından sonra, 18. yüzyıl abartısına  yer verilmiş. Buna, kuaför Sam McKnight tarafından oluşturulmuş dev peruklar da dahil ki onlar bana Karl'ın barok zamanlarını hatırlattılar. 
 
"Paper Palace"taki Chanel Haute Couture koleksiyonu 
Fotoğraf: David Ertl 
 
Steidl tarafından büyük posterlere dönüştürülmüş Chanel çizimleri, bizi serginin "Paper Palace" (Kağıttan saray) kısmına yönlendiriyor. Bu kısım, üç işçi tarafından üç haftada oluşturulmuş. Elbiselerin güzelliği ve işçiliği nefes kesiyor. 
 
Bu "Paper to Paper" hikayesi ancak serginin sonunda anlaşılıyor. Ama nasıl bir sergi sonuydu! En son üstüne yaldızlı pelerin geçirilmiş cansız mankenin altında şişmiş göbeğinin üstünden akıp giden neopren bir elbise vardı- geçen yaz couture defilesinde yürüyen hamile modele bir gönderme. Her defilenin sembolü, bir sonrakinin doğmasını sağlıyor. 
 
Amanda, bu sergiyle olan manevi bağını dürüst bir şekilde ifade ediyor ve diğer ziyaretçilerin de "Karl'ın çalışmalarının müthiş bir gösterimi" olduğunu görmelerini umuyor. 
 
"Bu sergiyi hazırlarken Karl'a aşık olmuş gibiyim. Onun işlerini bildiğimi sanırdım ama benim için inanılmaz bir keşif oldu." diyor, "Enerji, duygular, bakmaktan asla vazgeçmeyen bir göz, ve düzgün bir çizgiyi aramak; bunların hepsi. O, şeklin, dokunun, rengin, detayın, ışığın ve zerafetin dahisi." 
 
Kuaför Sam McKnight tarafından oluşturulmuş peruklar. 
Fotoğraf: David Ertl 
 
Karl'ın hiçbir parçasına dahil olmadan sadece imzasını verdiği bu sergi nasıl mümkün oldu?  Rein Wolfs, tasarımcıyla sergi üzerine 18 ay önce konuştuklarını ve onun en önemli Alman moda tasarımcısı olduğunu söyledi. Karl, ileriye dönük bir sergi istemiş ve Amanda Harlech ile Gerhard Steidl'ın küratör olarak çalışmalarında ısrar etmiş. 
 
 
Amanda, Karl'ın ona Almanya Federal Cumhuriyeti'nin sanat ve sergi salonu Bundeskunsthalle'den "Almanya'nın en iyi müzesi" olarak bahsettiğini söyledi. Ancak hemen sonrasında, onu, Steidl'ı ve müze çalışanlarını sergiyi düzenlemeleri için tamamıyla kendi başlarına bırakmış; kontrolcü küresel markaların dünyasında tasavvur edilemez bir davranış. 
 
Acaba Karl müzeye sessizce gidip moda yaşamını gizlice görecek mi? Paris'te ona Bonn sergisine gitmemekte neden bu kadar ısrarcı olduğunu sordum.  
 
"Sergi diğer insanları ilgilendirir beni değil, daha az umursayamazdım." diyor Karl "Geçmişe dönüp bakmadığımdan değil, geçmiş benim için yok olduğundan. Şimdiki hayatımı seviyorum ben zaten. Hayatında artık 20 veya 30 yaşında olmadığın bir an geliyor ve birdenbire çok daha özgür hissediyorsun. O özgürlüğü kullanmak gerek."  
 
Çeviri: Kardelen Berfin Kobyaoğlu
 

ETİKETLER: CHANEL , H&M , SUZY MENKES , KARL LAGERFELD , KARL LEGARFELD , SANAT , SERGİ , MODA