26 Ocak 2015

Erkekler için Normcore? Asla!

YAZI: SUZY MENKES

İki haftadır erkek giyimi defilelerine katılıyorum ve bir devrime şahit olduğum kesin. 
 
Erkek defileleri eskiden ya aşırı şekilde çılgın ve garip olurdu ya da ihtiyatlı bir şekilde klasikleri canlandırırdı, bu da iyi giyinmiş erkeğin asla sıkıcı olmaması gerektiğine işaret ederdi. 
 
Ama son birkaç gündür Paris podyumlarında gördüklerim şunlardı: üzerinde klapa çiçek düğmeler olan resmi bir frak (Dior Homme), Murano camlarının renklerinde özel dikim bir ceket (Berluti), ipekten bir sweater'in üzerine giyilmiş kaşmir bir hırkayla parlak vaketa pantolon (Hermès). Pazar günü izlediğim Lanvin koleksiyonunda hem geniş kıyafetler hem de vücuda oturan parçalar vardı; şık sadelik ve yoğun süsleme.  
 
Bu tür erkek giyimi "Normcore"un, yani kasıtlı olarak sade ve nötr giyinmenin, tam tersi bir pozisyonda.  
 
Bir stil editörü olarak gösterişsiz ve iddiasız giyimin nasıl "moda" olarak tanımlanabileceğini her zaman sorgulamışımdır. Sade giyinmek bir seçim olabilir, ama bir "moda duruşu" olarak görülmek zorunda değil. Ancak erkek giyimi defilelerinin son 20 yılında büsbütün bir değişme görüyoruz, ve bunu üç sebebe bağlıyorum. 
 
İlk ve en önemli sebep, erkek stili modasının artık küreselleşmeye ve yaygınlaşmaya başlamış olması. Asya ve Orta Doğu'da genç erkekler, Avrupa sınıf sisteminin klişeleriyle sınırlandırılmıyorlar. Her şeyin sneaker'larla giyilmesi ve sportif tarzın özel terzilik işiyle birleştirilmesi, gelenekseli bırakmanın yeni dinamikler oluşturduğunu kanıtlıyor. 
 
Ayrıca, erkek giyim müthiş bir finansal getiri sağladı. Bu yüzden alıcı firmalar birçok farklı renkte maskülen ceket sipariş edebiliyorlar çünkü biliyorlar ki erkek departmanlarında satışlar fırlamış durumda. Kadın departmanlarındaysa bu durumun tam tersi yaşanıyor. 
 
Ancak belki de en önemli değişim, tasarımcıların, stil belirlemede markaların can damarı olduğunun kabul edilmesi, ki bu her iki cinsiyet için de geçerli; Bu yüzden Stefano Pilati İtalya'da Ermenegildo Zegna'ya katıldı, Givenchy'den Ricardo Tisci kadın ve erkek defilelerine eşit derecede ağırlık verdi; ve yükselişte olan İngiliz tasarımcı Jonathan Anderson, Loewe'de işe alındı.   
 
LANVIN: ÜNİFORMALAR, BİREYCİLER, ve FÜTÜRİSTLER   
 
Tasarımcılar sadece yaratmazlar, ayrıca ilk fikirleri üzerinde düşünüp onları canlandırırlar. Alber Elbaz ve tasarımcı partneri Lucas Ossendrijver bana koleksiyonlarının başlangıcının Alber'in bir kağıt parçasına ayrıntılarıyla döktüğü bir tartışmadan çıktığını söylediğinde buna tanık oldum.  Albert, "Moda tasarımcısı olmak bu çağda ne anlama geliyor? Bizim işlevimiz, gücümüz ve dayanağımız ne?" diye sorarken, Lucas koleksiyonun üç ana özelliğe ayrıldığını açıklıyor: "üniforma, bireyciler, ve fütüristler."  
 
Seyircinin, defilenin ve podyumun orta yerinde oturması ve etrafta yükselen klasik heykeller bu fikri güçlendiriyor. Kıyafetler tek tarzda ama detaylıydı, örneğin basit bir sweater'ın üstünde metal perçin çiviler vardı, veya sade bir monta eklenen kürklü yüzey ve yere kadar sarkan püsküllü atkı onu çarpıcı bir hale getirmişti.   
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Defile, bel aşağısına kadar uzanan ceketler, gevşek pantolonlar ve keskin kısa ayakkabılarla dar pantolonların üzerine giyilmiş desenli üstler arasında gidip geldi. Erkek mankenler düzenli adımlarla yürürken, farklı uzunluklardan, ölçülerden, renklerden ve dokulardan her şeyi üstlerinde taşıyabilirlermiş gibi gözüküyorlardı.  
 
COMME DES GARÇONS: VÜCUDA GERİ DÖNÜŞ 
 
Rei Kawakubo her zaman modanın özünü sunar. Tam da Comme des Garçons'un artık vizyonerliğin deneysel merkezi haline geldiğini düşündüğüm bu sıralarda, erkek koleksiyonuyla tasarımcı, "resmi törenlerin gücünü yeniden göstermek istemişti". 
 
Fraklar yeniden podyumlara çıktı; girift dikişlere sahipler, patchworkler ve ince çizgilerle daha karmaşık hale getirilmişler. 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Buna benzer bir teknik de resimsel desenlerle yapılmış. Vücuda tam oturan parçalar cinsel bir etki yaratıyor, erkek bedeninin kıvrımları ortaya koyulmuş, hatta biraz da kaplan desenleri eklenmiş. Kawakubo'nun damarlarından yaratıcılık akıyor.  
 
GIVENCHY: KARANLIK TARAFIN ROMANTİZMİ 
 
Kan kırmızısı pırıltılı halı; ahşaptan iskeletlere ve Afrika maskelerine kadar birçok gariplik, Riccardo Tisci'nin büyücülükle ilgilendiğine beni ikna etmişti. 
 
Tisci'yse sahne arkasında bana "Sadece bana çok romantik geliyor." diyerek açıklıyor, ama bu siyah takım elbiselerdeki veya kahrevengi kürklü deri ceketin renklerindeki ve ruhundaki karanlığı açıklamıyor.  
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Givenchy'nin özel dikim kıyafetlerini dengelemek için beyaz çizgili, sweatshirt tarzında bol T-shirtler kullanılmıştı. Bir de kan kırmızı veya simsiyah gece elbiseleri içinde kadınlar ekleyin, işte size cinsel bir romantizme sahip güzel bir defile.  
 
DIOR: ROMANTİK GERÇEKÇİLİK 
 
Kris Van Assche, güçlü bir defilenin reçetesini "Gerçekçiliği elden bırakmadan romantik olmak" olarak veriyor. 
 
Podyum boyunca oturan ve takım elbiselerinin altına sneaker giymiş sanatçılardan oluşan bir orkestra, bizi ortamın havasına sokuyor. 
 
Defile fraklarla ve kuyruklu ceketlerle başlıyor, ama bu resmiyet havasını rozetler ve şapkalar bozuyor. 
 
Fotoğraf: InDigital 
 
Geleneksellik, modernite eklenerek bozulmuş. Şirin renklerde uzun geniş pardösüler görmek mümkündü, örneğin sarı çizgili ekose üste oturan ceketler. Tasarımcı, Dior terziliğini sportif bir hava da eklemeyi unutmadan yansıtmayı başarmış (Sneaker'lar giymiş orkestrayı unutmamak lazım), koleksiyonundan son derece memnun gözüküyordu.  
 
BERLUTI: MURANO CAMI RENKLERİ 
 
Parlak deri ayakkabılardan, erkek giyimi koleksiyonu hazırlamaya geçmek büyük bir çaba gerektirir, ama görünüşe göre Alessandro Sartori bunu başarmış. 
 
Giriş kısmındaki balondan perdeler ve gümüşi arka planla verilmek istenen mesajı anlamak mümkündü: Işık. Sahne arkasındaki Venedik'ten gelen Murano camından objeler, turuncu, yeşil, mavi ve turkuaz renkler içinde parlıyorlardı; aynı tonlar koleksiyondaki klasik tasarımların sadeliğini kırmıştı.  
 
Fotoğraf: InDigital 
 
Markanın CEO'su Antoine Arnault  koleksiyonlarını sergilemek için çok ustaca mekanlar ayarlar, tıpkı Paris'teki Doğal Tarih Müzesi gibi. Bu seferse, akşam yemeği öncesinde erkek ziyaretçilerden ayakkabılarını çıkarıp garsonların elindeki tepsilere bırakmaları istendi, daha sonra ayakkabılar yanlarında bir kutu ayakkabı cilasıyla geri getirildi. Centilmen olmayı öğrenmek için hiçbir zaman geç değildir!  
 
HERMÈS: DAHA BELİRGİN BİR LÜKS 
 
Erkek giyim tasarımcısı Véronique Nichanian, Hermès'teki 26 yılı boyunca "mütevazı lüks" vizyonunu benimsemişti: sade, en iyi kumaşlardan dikilmiş kıyafetler.
 
Ancak bu sezon, lüks biraz daha keskinleşmiş, daha belirgin bir terzilik, dokunmuş ipekten kravatlar; sanki Hermès erkeği işe gidiyormuş gibi. (Gerçi o bordo kuzu derisinden pantolonlar pek de ofis havasında değildi ama.) 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
En iyi kumaşları kullanıp, sadeliği lüksün merkezine koyma konseptini ise büyük ihtimalle markaya yeni gelen kadın giyimi kreatif direktörü Nadège Vanhee-Cybulski benimseyecek. 
 
DRIES VAN NOTEN: YATAY ÇİZGİLER 
 
Göğüsün üzerinden veya bir ceketin üst kollarından geçen şeritler; ceketlerin omuzlarındaki veya etek kısımlarındaki çizgiler. Bu yatay çizgiler, Dries Van Noten koleksiyonuna neredeyse askeri bir hava katıyor. 
 
Sahne arkasında tasarımcı "Süsleme fikriyle oynamak istedim" diyor. 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Özel dikim kıyafetlerdeki çizgiler, yumuşak dokulu üstlerle zıtlık oluştursa da; bu çizgiler ekose bir gömleğin üstünde metalik bir süsleme olarak da ortaya çıkıyor. Ayrıca kıyafetlerin çoğu sade, hatta koyu gözüküyor. Ancak Dries'ın daha tanıdık olduğumuz başka bir süs malzemesi var: kıyafetlerin içine gömülü gibi gözüken yün veya ipek işleme desenler. Arada sırada, etnik bir dokunuş da görüyoruz. Özetle, koleksiyon hafifçe karanlık tarafa doğru kayan o eşsiz Van Noten etkisine sahip. 
 
LOEWE: İSPANYOL DOKULARI 
 
Jonathan Anderson, Loewe için oluşturduğu vizyonda kendini İspanya fikrine vermiş. Özellikle de Ibiza'da güneş dolu bir tatil oteli fikrine. 
 
Tasarımcı, kum ve kırmızımsı kahverengi renklerini maviyle karıştırarak kullanmış. Sonbahar/Kış 2015 için fotoğrafçı Jamie
Hawkesworth'la çalışan tasarımcı, koleksiyonuna genç erkekleri, eski taşları, doğal asillikleriyle yaşlı ve İspanya yerlisi centilmenleri dahil etmiş. 
 
Fotoğraf: Indigital 
 
Sonuç olarak, dokuların patlamasını görüyoruz: pürüzlü dalgalar halinde mavi ve turuncuların kapladığı bir sweater, İskoç tüvitinden bir ceket. Buna bir de kıvrımlı battaniyeler, yumuşak deriden çantalar, Ramon Puig Cuyàs mücevherleri ekleyin. Jonathan'ın bu yeni İspanya fikriyle nasıl oynadığını görmek ilginçti. 
 
KENZO: MODERN SENFONİ 
 
Kenzo'nun tasarım ikilisi, koleksiyonları için olmazsa olmazları belirlemişler: işlevsellik ve renklerin canlı enerjisi.  
 
Renkleri, bir kıyafetin bütününde veya kıyafetlerdeki şeritlerde ve desenlerde görmek mümkün. Bir de dokular var, özellikle sneaker'lar üzerindeki üç boyutlu patchwork yüzeyler görülmeye değer. Defile Philharmonie de Paris adlı modern müzik kompleksinde düzenlendi, kıyafetler özel ışıklandırmayla aydınlatıldı.  
 
Fotoğraf: InDigital 
 
Diğer kreatif direktör Carl Lim'le beraber 21. yüzyılı belirleyen bir moda aktivizmi başlatan Humberto Leon "Erkekler, eğlenceli şeyler yapmak için çok daha istekli." diyor. 
 
Beğendiğim şeyler? Turuncu naylon bir parka ve pelerin, renkli grafik çizgilere sahip geniş üstler, ve koyun yününden bir ceketin üzerindeki belirsiz desen kolajı.  
 
Ve özellikle de modanın geleceğine doğru uygun adım yürüyen ayakkabıları beğendim. 
 
Çeviri: Kardelen Berfin Kobyaoğlu
 

ETİKETLER: COMME DES GARÇONS , HERMES , GİVENCHY , LANVİN , SUZY MENKES , REİ KAWAKUBO , DRİES VAN NOTEN , DİOR , LOEWE , BERLUTİ , KENZO , DEFİLE