31 Ağustos 2016

Alexander McQueen ve Isabella Blow'un Anısına: The Ripper

YAZI: İNAN KIRDEMİR

Alexander McQueen’in hayatını biraz olsun takip ettiyseniz, onun dahi vizyonunu keşfeden eksantrik moda editörü Isabella Blow’u tanımamanız çok düşük bir ihtimal. 1992 yılında, Central Saint Martins’in son sınıf öğrencilerinin düzenlediği defile programında ilk büyük koleksiyonunu sunan McQueen’i yüksek modanın sahnesine Isabella Blow taşıdı. Mezuniyet defilesinde, McQueen imzalı bütün koleksiyonu satın alan Blow, kariyeri boyunca Alexander McQueen’i asla yalnız bırakmadı. Elbette, McQueen izin verdiği kadar. 

McQueen BlowFotoğraf: Alexander McQueen

İkilinin ilişkisinin normal bir akışa sahip olduğunu iddia edersek, büyük bir yanılgıya düşeriz. Onlar belki de moda sahnesinin en tansiyonu yüksek, en çatışmalı ve en tutkulu dostluğuna ve aynı zamanda ortaklığına imza attılar. Aslında Blow’un hayali, McQueen ile birlikte güçlü bir ikili olmaktı. Ne yazık ki, Alexander McQueen markasını 2001 yılında Gucci’ye, yani bugünkü Kering’e satarken, bu yolda yalnız yürümeyi seçti.

Alexander McQueen ve Isabella Blow, dünyaya gelmiş iki hassas ve kırılgan ruh olarak hayatlarına intihar ederek son verdi. Bu yüzden 2011'de BBC tarafından çekilen McQueen and I belgeseli sadece McQueen'in hayatının ekrana yansıması değil. McQueen and I, inişleriyle çıkışlarıyla, dayanışmasıyla çatışmasıyla eşi benzeri bulunmayacak bir dostluğun hikayesi aynı zamanda. Maven Pictures'ın yapımcılığını üstlendiği film ana hatlarıyla McQueen and I belgeselinin örgüsünden yola çıksa da, McQueen'ın tutkulu hayatını beyazperdeye taşıyacak ilk film.

 

ETİKETLER: ALEXANDER MCQUEEN , ISABELLA BLOW , LONDRA , THE RİPPER , CENTRAL SAİNT MARTİNS