Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Romantikler için haberler pek iyi sayılmaz. Z kuşağının yeni yaşam trendi solo-maxxing, aşkı riskli bir yatırım olarak kapı dışı ediyor.
Z kuşağını “aklı bir karış havada kuşak” diye tanımlayanlardansanız, konu aşk olunca bir daha düşünmeniz şiddetle tavsiye edilir. Kabul, dijital yerliler önceki jenerasyonlara kıyasla çoğu konuda pek havai. Başkalarının düşüncelerini göz ardı edip kendi arzularının peşinden koşacak kadar umursamaz; dünyanın alışıldık kurallarını bozmaya çok mu çok hevesli, her bakımdan burnunun dikine gitmeyi seven bir topluluk... Buna rağmen ilişkiler gündeme gelince aynı kuşak, yüz seksen derece değişiyor. Maxxing ailesinin en yeni üyesi solo-maxxing trendi ile tanışın. Aşka pek rasyonel yaklaşan Z kuşağı, şimdilerde ilişkileri es geçip kendine yatırım yapmaya odaklanıyor. Bekarlığı bir norm haline getiriyor, aşkı ise gönüllü olarak reddediyor. Yatırım odağını birlikteliklere taşıyan yeni nesil perspektifle aşk, şimdilerde karaborsaya düşmüş olabilir.
WIRED’ın ilgili makalesi ile internet alemini kasıp kavuran solo-maxxing terimi, yayının tanımıyla bilinçli olarak ilişkilerden kaçınan, kişisel bağımsızlıklarına öncelik veren bireylerin yaşam stilini anlatıyor. Singlemaxxing, alonemaxxing ya da bymyselfmaxxing adlarıyla da tanınan trend, muhtemelen size de tanıdık gelecek. Nihayetinde yıllar yılı “bekar ve güçlü” mottosunu benimseyen çokça yapım izledik, yazı okuduk, şarkı dinledik: 90’lar ilişkilerinin pusulası Sex and The City’nin ikonik “Single & Fabulous” temasından Miley Cyrus’a ilk Grammy ödülünü kazandıran Flowers parçasına, bir süredir pop kültürü bekarlığa soğuk bakmak bir yana destek bile veriyor. Hem buna yerel bir yorumumuz da var, kuşaktan kuşağa aktarılan o cümleyi hatırlamak önemli: Bekarlık, sultanlıktır!
Ancak solo-maxxing, aşina olduğumuz bunca bekarlık güzellemesinden kritik bir noktada ayrışıyor. Trendde vurgu, bekarlığı kutlamada değil. “Her ilişki bir yatırımdır” diyen Z kuşağı, tartışmayı duygulardan ziyade ekonomik kaygılar üzerinden şekillendirmiş. Günümüz dünyasının gelişigüzel randevulara çıkmak ya da sürekli bir beraberlik yaşamak için çok pahalı olduğundan yakınıyor, kemerleri sıkı tutuyorlar. Aslında haksız da sayılmazlar. Zira dijital kuşak, ebeveynlerine kıyasla alım gücünde düşüş ihtimaliyle karşılaşan ilk nesil. Son yirmi beş yılda dünyanın göğüslediği makroekonomik krizler, yükselen konut fiyatları ve iş pazarının gitgide daha zorlayıcı bir hal alışı Z kuşağını durmak bilmez bir gelecek kaygısına sürüklüyor. Uluslararası Çalışma Örgütü’ne göre, bugün dünya gençlerinin yüzde 20’si “ev genci”, yani ne istihdamda ne de eğitimde olan bir güruhun parçası. Çoğu, gelecekte bir ev ya da araba dahi satın alabileceğini düşünmeyen bu kitle, söz konusu kaygıların sonucu olarak günlük bütçelerde de daimi bir mikro yönetim halinde.
Z kuşağı üyesi İpek*, 25 yaşında bekar bir metin yazarı. Ona “Bugünün ilişkilerinde ne yanlış?” sorusunu yönelttiğimde, cevabı tabir yerindeyse nokta atışı: “Her ilişki bir yatırımdır.” Son iki yıldır randevu tekliflerini kabul etmekten çok reddetmiş, sebebi ise kolektif Z anksiyetesini açıklar nitelikte. “Randevular sadece maddi değil duygusal da bir yatırım. Hiçbir yere varmama ihtimali çok yüksek. Bu vakti ve nakdi, kendimle ya da sevdiğim arkadaşlarımla zaman geçirmeye ayırmak, belirsizliktense kesin bir sonuç vaat ediyor.” Bu cümleler Z kuşağının ikili ilişkilere her alanda rasyonel yaklaştığının somut bir örneği. Ancak bu karşılaştırmalar, sizce de kulağa biraz fazla konfor alanına bağlılık gibi gelmiyor mu? “Kuşak olarak konfora ihtiyaç duyuyoruz elbette, çünkü dünyanın kalanı konforlu değil” diyor. Pandemide bilgisayardan üniversite okuyan bir nesil olduklarını da hatırlatıyor, dünyanın finansal ve iklimsel krizlerini de. “Bu yüzden konfor alanımdan çıkmamayı, net sonuçlar alacağımı bildiğim şekilde kendime yatırım yapmayı mantıklı buluyorum. Randevulara çıkmak, artık çok riskli.”
25 yaşında çiçeği burnunda bir şef olan Deren* sadece randevuları es geçmiyor, aynı zamanda kendini bir solo-maxxer olarak da tanımlıyor. Ancak konuya yaklaşımı, global argümanlardan daha farklı. “Bir kadın olarak randevuları reddetme sebebim çoğunlukla maddi kaygılar olmuyor, çünkü Türk kültüründe ilk buluşmayı zaten çoğunlukla erkekler ödüyor” diyor. Ancak bu sizi yanıltmasın, çünkü yatırım odaklı bakış açısı hâlâ yerinde: Deren henüz ilişkinin nereye varacağını dahi düşünmeden ilk buluşma konusunda bile endişeler taşıyor: “Jenerasyon olarak romantik etkileşimlerin çoğunu artık dating uygulamaları üzerinden gerçekleştiriyoruz. Çoğu zaman randevularda karşılaşacağımız kişilere dair tek ipucumuz bir biyografi metni ve birkaç fotoğraf oluyor.” Geçmişte bu uygulamalar üzerinden ayarladığı kahve buluşmalarında, mesajlardaki enerjiyi masalara taşıyamadığı çok olmuş. Başarısızlık oranı başarıyı aşınca ise “Bekar olmakla bir sorunum zaten yok, en azından bunu kendime yatırıma dönüştürebilirim” diyerek solo-maxxing’e gönül vermiş. Aslında randevulara ayıracağı vakti öyle ekstrem etkinliklere de ayırmıyor: “Film izliyor, kitap okuyorum. Şefler olarak evde pek yemek yapacak vaktimiz olmaz. Kendime bu ayrıcalığı tanımaya çalışıyorum.” Deren’e solo-maxxing’in bir nevi bekarlık yemini olup olmadığını soruyorum; cevabı net: Hayır. Solo-maxxing’i bitiş tarihi belirsiz bir inziva, dating uygulamalarının benimsediği ilişki biçimiyle kendi arasına koyduğu bir mesafe gibi görüyor. Ancak bir yatırıma dönüşen aşk, düşük risk profilinde çıkarsa o da diğer solo-maxxer’lar gibi “Neden olmasın?” diyebiliyor.
İşin aslı solo-maxxing, kökenleri ekonomik kaygılara dayansa da sadece makroekonominin aşka etkisinden ibaret değil. İşin ciddi bir kültürel boyutu da var. Kaçımız bugün bir selfie çektik, kaçımızın çevresinde beyaz yaka bir işi reddederek dijital içerik üreticisi olma yoluna girenler var? Influencer’lığın iş dünyasını bütünüyle dönüştürdüğü dijital çağda, insanlık olarak yeni normumuzun öz-saplantı olduğu bir gerçek. Nasıl görünüyorum? TikTok gönderim kaç beğeni alıyor? Seyahatlerimde yeterince Instagrammable kareler yakalayabiliyor muyum? Sosyal medyanın ve görsel iletişimin hakimiyetindeki bir dönemde yaşamanın sonucu, kimi zaman da bedeli olarak kendimize gereğinden fazla kafa yorduğumuz günlerdeyiz. Solo-maxxing öncesi tanıştığımız diğer trendler, buna dair bazı önemli ipuçları taşıyor: Looksmaxxing, erkekler başta olmak üzere operasyonlar ve tuhaf pratiklerle en iyi görünüşe ulaşma hedefinde. Fibermaxxing, diyetleri rasyonalize ederek kişileri gayri resmi bir “en iyi beslenen olma” yarışına sürüklüyor. Pek sevdiğimiz wellness ve longevity kavramlarının yükselişi de çoğu zaman kişilerde “Kendime yeterince iyi davranmıyorum” endişesi yaratarak yer yer tehlikeli sulara yelken açabiliyor. Kim olduğumuzu dış faktörlere böylesine bağladığımız bir çağı deneyimlemek; tuhaf, öngörülemez ve elbette bireysel bir değişim yaratıyor. Sonuç? Hiper bağımsızlık, kendinin en iyi halini arayıp durma, solo-maxxing.
TÜİK verilerine göre bugün, Türkiye’de neredeyse 20 milyon bekar var. Yani istesek de istemesek de solo-maxxing, aşkın geçer akçesi haline geliyor. Bir zamanlar Tiffany’de Kahvaltı ile kurulan romantik hayaller, Paris’e aşk dolu bir seyahat ya da sade bir düğün fikri dahi artık riskli yatırım kategorisinde. Kişisel gelişimin faydaları bir yana, şimdi aşk, bu yolun ilk kurbanı olarak tarihe yazılıyor. Kabul etmek zor ama sonuç ortada: Z’nin elinde aşk, karaborsada!