Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


İnternet şakası deyip geçeceğimiz ürünler saniyeler içinde tükeniyor. Z kuşağı neden bir celebrity’nin banyo suyundan yapılmış bir sabunu ya da kadın gözyaşından üretilmiş bir erkek parfümünü satın almak istiyor?
İnternetin şaka anlayışıyla tüketim alışkanlıklarımız ve değerli obje algımız arasındaki sınır giderek bulanıklaşıyor. Birkaç yıl önce timeline’a düştüğünde satılık bir ürün olarak ciddiye almayacağımız nesne ve içerikler sepetlere eklenip kısa sürede tükenir oldu. Banyo suyunu satan celebrity’ler, kullanılmış çoraplarını satışa sunanlar, gözyaşlarını şişeleyenler derken ipin ucu kaçtı. Öncesi vardır elbette, ancak işlerin sansasyonel bir boyut kazanması 2020’lerin başlarına denk geliyor. Goop’un kurucusu, aktris Gwyneth Paltrow’un This Smells Like My Vagina mumunu hatırlar mısınız? O da bir şey mi? Geçen yıl bu zamanlar Euphoria dizisinin değersizlik hissiyle olduğu kadar bakım tutkusuyla da özdeşleşen karakteri Cassie Howard’ı canlandıran Sydney Sweeney, bir erkek bakım markasıyla işbirliği içinde tuhaf bir ürünle çıkagelmiş, “Hayranlarınız banyo suyunuzu istemeye başladığında iki seçeneğiniz var: Görmezden gelmek ya da ondan bir Dr. Squatch sabun barı üretmek” demişti. “Karşınızda Sydney Sweeney’nin Bathwater Bliss’i: Hakiki banyo suyumla üretilmiş, çok gerçek ve çok sınırlı sayıdaki sabun!” Paltrow’un mumu, Goop evreninin tipik bir provokasyonu gibi görünse de ürün kısa sürede internet kültürünün en çok konuşulan objelerinden birine dönüştü. Konu mumun kendisinden çok temsil ettiği şeydi: Lüks bir deneyim olarak, ambalajında gelen bir parça mahremiyet. Aynı şey Sweeney’nin banyo suyundan üretilen kalıp sabunlar için de geçerliydi. Başta meme gibi görünen sabun, alışılmışın dışında ve iddialı bir celebrity marketing hamlesiydi aslında. İnsanlar yalnız sabun almıyor, Sweeney’den küçük bir parçaya sahip olma fikrini satın alıyordu.

İnternetin bu absürt tüketim evreninde belki de en büyük tuhaflık, kimsenin bu ürünleri ciddiyetle sepete eklemiyor oluşu. En azından ciddi görünmek istemiyoruz. Yeni internet ekonomisinin ana dili, ironi. Bir ürünü hem tiye alıp hem gerçekten istemek, Z kuşağının dijital davranış biçimini özetler nitelikte. Önce WhatsApp grubuna gülmekten gözleri yaşaran emoji notuyla gönderilen bir ekran görüntüsü, ardından doğru sepete. Alışverişi tamamla. “LOL!”

Bana bütün bu çılgınlığı derinlemesine düşündüren ürünün gerçekliğinden bu yazıyı yazarken hâlâ şüphe duyuyorum. Geçtiğimiz günlerde karşıma çıkan, The Tearquilizer, Eau de Tears adlı bir parfüm sözünü ettiğim. “Erkekleri sakinleştiren sprey” olarak tanımlanan parfüm, kadın gözyaşlarından üretiliyor -ya da üretildiği söylenerek şakası yapılıyor. Scientific American’ın açıkladığı araştırma sonuçlarına göre, kadın gözyaşı kokusu erkekleri yüzde 44’e kadar sakinleştiriyor. “Erkeklerin size bir şeyleri mansplain etmesinden yoruldunuz mu? Ya da reddedilmeyi kaldıramayan date’lerden? Tearquilizer ile tanışın: Dünyanın ilk erkek sakinleştiren spreyi.” Sözde parfümün nota açıklaması “doğal feminenlik” içeriği ise “yüzde yüz kadın gözyaşları.” Bu bir şaka olmalı. Öyle mi, bilmiyorum, zira Tranquilizer (sakinleştirici) kelimesiyle nüktedan bir oyun var burada. Parfümün web sitesinde gözyaşı bağışçılarının ifadelerine yer veriliyor. Anna L. “Geçen akşam Hamnet’i izlerken üç şişe bağışladım” diyor, “katkıda bulunduğum için gururluyum.” Bir şişe Tearquilizer’ı sepetinize eklemek istediğinizde, “Üzgünüz, gözyaşlarımız tükendi” ifadesiyle karşılaşıyorsunuz. Tearquilizer toksik erkekliğe mizahi bir eleştiri de olabilir, gerçek bir ürün de. Ayırt etmenin çoğu zaman zorlaştığı bir noktadayız. Bir önemi de yok; çünkü durum internetin son yıllarda geçirdiği estetik dönüşümü kusursuz şekilde özetliyor. Parfümlerin vaadi temiz, zarif ya da çekici hissettirmek değil miydi? Şimdilerde kokular duygusal çöküşü ya da melankoliyi mi estetize ediyor yani? TikTok’un sad girl estetiği ne zaman bu noktaya vardı? Z kuşağı böyle espri yapmayı nereden öğrendi?
Genç kuşağın mizah anlayışı biraz savunma mekanizması gibi çalışıyor. Bir nevi ‘Chandler Bing’ mizahı. Sürekli çevrimiçi, sürekli aşırı uyarılan ve sürekli yeni bir krizle karşı karşıya kalan bu kuşak için her şeyi doğrudan söylemek, duyguları açık etmek yerine katmanlı bir ironiye sığınmak daha güvenli hissettiriyor olabilir. Delulu is the solulu (çözüm, delüzyon) dedikleri durum. Crying, but hot (ağlıyorum, ama çekiciyim) meselesi. Born to rot in bed, forced to answer emails (yatakta çürümek için doğdum, mail’lere cevap vermeye mecbur bırakıldım) sorunsalı.
2010’ların Instagram alışkanlıkları kusursuzluğun peşindeydi; filtreler, hep düzenli evler, mükemmel ve planlı programlı yaşamlar, fit vücutlar... Şimdiyse tükenmişliği, dağılmış hallerimizi, hayatı toparlayamamanın normalliğini mizaha dönüştürmek, yeni sosyal dilimiz. Z kuşağı sayesinde kusursuz görünmeye çalışmak yerine kusurlarımızla performatif bir dürüstlükle barışmayı tercih ediyoruz. Dağınık, yani Z jargonuyla #messy olmak, estetikleştirilen bir özellik artık. Tearquilizer gibi ürünler (ya da troll’ler) tam da bundan besleniyor. İnternet yalnızca neyi satın alacağımızı göstermekle kalmıyor, duygularla ne yapacağımızı da öğretiyor. Yarı şaka, yarı toplu tükenmişlik hali. Gözyaşı parfümünün ayrıntılı açıklamasındaki gibi: “Toplantılar arasında sessiz hıçkırıklarla ağlamanın narin aromasıyla açılıyor; dağılmış maskara notaları ve pasif agresif bir mail yüzünden yaşanan hafif panik hissiyle gövdeleniyor. Islak kağıt havlu notaları ve aslında hiç de iyi değilken ‘iyiyim ben’ demenin kokusu, anksiyete alt notalarıyla yumuşuyor.” Siz duygularınızı hangi formda alırdınız? Kullanılmış makyaj pamukları, eski bir tarak, gym aromalı bir şişe oda spreyi ya da Hailey Bieber’ın o sabah içtiği Erewhon smoothie’sinin boş bardağı?