Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Taro Emir’le köklerinden beslenirken kendine ait olanı yaratmayı, işaretleri fark edip anlamlarını zorlamamayı ve bütün bunların içinde kendine, “eve” dönmenin ne anlama geldiğini konuştuk.
Yetenekli ve başarılı bir anne babanın çocuğu, birbirinden farklı birçok ilgi alanı olan, hem hiçbir yere hem her şeye ait hisseden, çocukluğundan beri farklı karakterlere ve rollere bürünen, üstelik oyuncu… Taro Emir bütün bunların içinde kendine, “eve” nasıl dönüyor? Onunla röportaj yapacağımı öğrendiğimde, bana ayıracağı kısa sürede onu az da olsa tanıyabilmek için peşine düştüğüm soru buydu.

Tişört: Philipp Dorner / Kolye: Taro Emir’e Ait

İpek Gömlek, Trençkot, Pantolon ve Ayakkabı: Valentino
Taro Emir’in hayatında 11 sayısının özel bir yeri olduğunu biliyorum. Numerolojideki hayat amacı sayısı da 11’di; tıpkı benimki gibi. Sohbete buradan girmek istedim. “Annemin doğum tarihi 11.11, babamın forma numarası 11, babamın eşinin forma numarası 11… Sanki doğru istikamette gidiyormuşum gibi bir his yaratıyor bende.”
O yalnızca 11’e değil genel olarak sembollere ve işaretlere de açık biri. 20’li yaşlarında Paris’te yaşarken kendini “depresif” hissettiği, “Hayatım ya istediğim gibi akmazsa?” diye sorguladığı bir dönemde, bir sabah “Yeter artık” deyip fotoğraf makinesini alarak dışarı çıkıyor. Bir ara sokakta Joaquin Phoenix’le karşılaşıyor. Yanına gidip kendini tanıtıyor ve Phoenix ve yeğeniyle sohbete dalıyor. Böyle karşılaşmaların onda bıraktığı hissi önemsiyor ama onları kesin bir anlama sabitlemeye de çalışmıyor: “Bir şeyi olsun, olsun diye dilersin, olmaz. Fakat saf bir titreşim kalbinden geçer ve olur. Bunun işaret olup olmadığını çözmeye çalışmaktansa, ‘Aa, ne güzel’ deyip buna tanıklık etmek bana daha güzel geliyor.”
Bu daha geride duran, daha az zorlayan halini son yıllarda geliştirdiğini anlatıyor. Eskiden kendine daha sert davranırken, tek başına geçirdiği zaman onu daha “yumuşak”, daha “akışkan”, daha “formsuz” olmaya itmiş. Hayata karşı duruşundaki bu değişimi anlatırken, Bruce Lee’nin “Be water, my friend” sözünü hatırlatıyor: “O kadar olmasa da, hayata karşı duruşumu biraz oradan bir yerden belirledim. Daha mutlu hissediyorum kendimi.”

Atlet: Geordie Campbell / Pantolon: Acne Studios - Beymen / Kolye, Kemer ve Yüzükler: Taro Emir’e Ait

Poplin Gömlek, Ceket, Pantolon ve Ayakkabı: Dior / Deri Kemer: Editöre Ait
Kendine ve etrafına şefkatle bakmanın önemini son yıllarda daha iyi anladığından bahsediyor Taro Emir. Bu şefkatin gündelik hayatında nasıl karşılık bulduğunu soruyorum: İyi beslenmek, iyi uyumak, kendine iyi bakmak? “Hepsi var” diyor. “Bu aralar tertemiz besleniyorum. Ama böyle yaşamadığım dönemlerde de o şefkatin başka taraflardan çok güzel hallerini yaşıyorum.” Şefkat kadar şükran duygusu da hayatında giderek daha fazla yer tutuyor. Hiçbir şeyi “cepte” görmediğini, çevresindekilere gerçekten nasıl olduklarını sormanın, birinin gözünün içine bakarak gülümsemenin kıymetli olduğunu düşünüyor. “İnsan bazen açgözlü olabiliyor, hep daha fazlasını talep edebiliyor. Hedef koymakta bir mahsur yok bence ama sahip olduklarının, şu an yaşadığın şeyin kıymetini bilmek lazım.” Kendini kusursuz bir sakinlik hali içinde tarif etmiyor; hâlâ sinirlendiğini, hâlâ tepki verdiğini söylüyor. “İnsan olmak öyle bir şey zaten.” Yine de artık mümkün olduğunca bir adım geride durup dinlemeye, “hayatı okumaya” çalışıyor.

Yün Kazak ve Palto: Prada
Genç oyuncunun kariyerine yaklaşımında da o dengeyi sağlayan şey, “playfulness” dediği o oyun duygusunu kaybetmemek. Ayağının yere basması ve stratejik düşünmesi gerektiğine inanıyor ama içgüdülerini takip etmeyi ve sonuç odaklı olmamayı belki daha bile önemsiyor. Oyun oynama niyetinde ve hissinde kalmanın kimi insanlarda içgüdüsel, kimi zaman da pratikle geliştirilebilen bir şey olduğunu düşünüyor. Onun içinse bu hal hep olduğu kişinin bir parçası olmuş: “Ben mesleğim oynamak olduğu için aktör değilim. Ben aktör olduğum için oynuyorum aslında” diyor ve henüz beş yaşındayken pancar suyundan kan yapıp VHS kameralarla bıçaklanma sahneleri çektiği anılarından bahsediyor: “Ben hep oyun oynardım. Şimdi de yönetmeye ve tekrar sahnede olmaya dair hayallerim var. Bu oyun oynama, hikaye anlatma halini her yönüyle tecrübe etmek istiyorum.” Ardından bir dağın tepesinde bir ev hayal etmemi istiyor: Kimsenin gelmeyeceği, yalnız kalmak istediğinde kaçacağın, menteşesinden vidasına kadar her ayrıntısını yalnızca kendin için tasarladığın bir yer. “Bence üretmek böyle bir şey” diyor. Sonucunu, karşılığını ya da nasıl algılanacağını düşündüğü yerden uzaklaşabildiği ölçüde yaptığı şeyin daha dürüst olduğuna ve insanlarda daha fazla karşılık bulduğuna inanıyor.

İpek Gömlek, Trençkot, Pantolon: Valentino
Bu oyun duygusunun bugün en somut karşılıklarından biri de yakında ikinci sezon çekimleriyle ekrana döneceği Old Money / Efsane Bir Akşam. Bugüne kadar en çok eğlendiği setlerden biri. Arda’yı oynamaktan aldığı keyfin bir nedeni de karakterin hafifliği: “Televizyon dramasındaki o büyük kreşendolar yok Arda’da. Daha kolay yön değiştiren, daha hafif bir karakter.” Arda’yı izlerken karakterle arasındaki mesafenin bana çok kısa geldiğini söylediğimde, “Bunu bütün karakterlerim için söylüyorlar” diyor. Ama ona göre Taro Emir ve Arda bambaşka karakterler. Arda’yı daha impulsif, kolay yön değiştiren biri olarak tarif ederken kendisini daha içe dönük ve evcimen buluyor. Buna rağmen karakterle arasındaki mesafenin kısa hissedilmesini, hayatında önem verdiği “formsuzluk” haliyle açıklıyor: “Hayatımda ne kadar formsuz kalabilirsem, oynarken inandırıcılığımın o kadar arttığını düşünüyorum.”

Tişört: Philipp Dorner / Pantolon: Courreges - Beymen
Onun birbirinden farklı yönlerini düşünürken, kendisine verilen malzemeyi bir şekilde kendine ait bir şeye dönüştürdüğünü düşündüğümü söylüyorum. Cevabı “vücudu mevhibe” oluyor. Farklı öğretilerde farklı biçimlerde anlatılsa da insanın kendisine verilmiş olanı yerine getirmesi fikrini seviyor. “Belli şeylerle doğmuşum. Bunun mutlaka biyolojik bir karşılığı vardır; aileden gelen, yetiştirilme biçimimle ilgili tarafları da... Ben mesela Türkiye’de büyümüş olmaktan çok keyif alıyorum. Bizim coğrafyanın duygusal derinliği, romantizmi, edebiyatı çok hoşuma gidiyor. Bütün bunların birleşimi benliğimi, zevklerimi, üretme biçimimi oluşturuyor. Ben de kendime verilmiş o şeye ne kadar sadık kalabilirsem, hayatın da bana o kadar karşılık verdiğini hissediyorum.”

İpek Gömlek, Pantolon, Deri Kemer ve Ayakkabı: Dolce&Gabbana
Bütün bunların içinde ailesinden ona ne kaldığına geliyoruz. “Benim için babam futbolcu Metin Tekin değil, annem de sanatçı Şevval Sam değil. Onlar sadece annem ve babam. Dolayısıyla onlardan bana kalan şeyler de çok daha insani yerlerden geliyor” diyor. Ancak dedesini anmadan geçmiyor: “Rahmetli dedem bende derin izler bırakan biri oldu. Ondan bana nesafet, şefkat, güler yüz, anlayış ve merak kaldığını düşünüyorum. Bunlar bana cümlelerle öğretilmiş şeyler değil; galiba hayata karşı duruşumda dışarı çıkıyor. Ben de elimden geldiğince o değer yapısına sadık kalmaya çalışıyorum.” Çok genç yaşta Londra’ya yerleşmiş olsa da bunu ailesinden bir kopuş olarak yaşamamış. “Ben çok sevilerek büyütüldüm. O sevgiyi çok hissedince uzakta olmak sadece fiziki bir şey oldu” diyor.

Kadife Ceket, İpek Gömlek, Pantolon: Dolce&Gabbana / Yüzükler: Taro Emir’e Ait
Hayatın koşuşturmasında ev hissine ihtiyaç duyduğunda ne yaptığını merak ediyorum. Eve dönmek onun için belli bir mekana dönmekten çok, onu merkeze getiren kişiler, objeler ve bazı tanıdık hislerle ilgili. “En iyi dostlarımla olmak, anlaşıldığımı hissettiğim nadir anlardan biri” diyor. Motosiklete binmek de öyle. Sonra köpeklerini, annesini, babasını, kardeşini sayıyor. Ama bazen tam tersi oluyor. Bir şeyler fazla tanıdık gelmeye başladığında, biraz kaçıp gitmek, nefes almak daha merkezleyici olabiliyor.

İpek Gömlek, Trençkot, Pantolon: Valentino
Kişilerle objelerin onun dünyasında neden yan yana durduğunu sohbetimizin sonunda daha iyi anlıyorum. Çocukken anneannesinin ona taşlar ve kanat gibi dönerek düşen yapraklar getirdiğini anlatıyor. Bugün yürürken o yapraklardan birine rastladığında yerden alıp cüzdanına koyuyor. “Onların önüme çıkması bana doğru yolda olduğumu hissettiriyor. Tıpkı 11 sayısı gibi.”

Atlet: Geordie Campbell / Pantolon: Acne Studios - Beymen / Kolye, Kemer ve Yüzükler: Taro Emir'e Ait

Kadife Gömlek ve Pantolon: Etro / Ayakkabı: Tom Ford