Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Bir sohbet penceresinde teselli bulmak her zamankinden kolay. Ancak yapay zekanın sunduğu erişilebilirlik ile gerçek psikolojik destek arasındaki çizgi giderek bulanıklaşıyor.
Zamanın hızlandığı, ilişkilerin karmaşıklaştığı bir çağda en büyük ihtiyacımız çoğu kez basit: anlaşılmak. Arkadaşlarımız, ailemiz, terapistlerimiz… Hepsi birer dert ortağı olabilir. Ama her zaman anlaşılabildiğimizi ya da ihtiyaç duyduğumuz anda destek bulabildiğimizi söylemek zor. İşte tam da bu boşlukta, bir ilişkinin neden çıkmaza girdiğini anlamaya, iş yerinde yaşanan bir gerilimin etkisinden kurtulmaya ya da zihnimizde dönüp duran olumsuz düşünceleri susturmaya çalışırken ekranlarımızdaki yapay zeka penceresi imdadımıza yetişiyor. Günümüzde birçok insan içinden çıkamadığı soruları bir arkadaşına danışmadan önce yanıtları yapay zeka sohbetlerinde arıyor.
Ruh sağlığı hizmetlerine erişimin dünyanın birçok yerinde hâlâ zor ve maliyetli olması, uzman desteğine ihtiyaç duyulan anda ulaşılamaması ve insanların yargılanmadan konuşabilecekleri alanlar araması yapay zekayı cazip kılan unsurlar. Üstelik bu sistemler artık yalnızca sorulara yanıt veren sohbet araçları olmaktan da çıkmış durumda. Günümüzde Noah, Wysa, Earkick, Oysa, Woebet, Flourish, Youper dahil birçok yapay zeka uygulaması bilişsel davranışçı terapi (CBT), bilinçli farkındalık, özgüvensizlik, uykusuzluk, motivasyon ve kabul ile kararlılık terapisi (ACT) gibi psikolojik yaklaşımlardan yararlanarak kullanıcıların duygu durumlarını anlamlandırmalarına, düşünce kalıplarını fark etmelerine ve stresle başa çıkmalarına yardımcı olmayı hedefliyor.
Yapay zekanın psikolojik destek alanındaki geçmişi sanıldığından daha eski aslında. 1960’larda Massachusetts Institute of Technology’de geliştirilen Eliza, kliniklerde kullanılan bir araç değil insanların bilgisayarlarla duygusal etkileşimini test etmek için tasarlanmış bir araştırma programıydı. Psikoterapist rolünü taklit eden bu sistem, kullanıcıyla yazılı sohbet eder ve yanıt verirdi. Amaç, bilgisayarların insan benzeri bir iletişime nasıl tepki verdiğini gözlemlemekti. Son birkaç yılda üretken yapay zekanın gelişmesiyle bu araçlar çok daha kapsamlı hale geldi. Özellikle pandemi sonrasında ruh sağlığı hizmetlerine yönelik talebin artması, birçok ülkede terapist açığının büyümesi ve bekleme sürelerinin uzaması, yapay zeka tabanlı çözümlere ilgiyi hızlandırdı. Randevu beklememek, yüksek ücretlerle karşılaşmamak, sosyal damgalanma korkusu yaşamamak ve gece yarısı dahi konuşabilecek bir alan bulabilmek, sistemlerin hızla yaygınlaşmasının temel nedenleri arasında. Öte yandan uzmanlar önemli bir ayrımın altını çiziyor: Yapay zeka terapiye destek olabilecek bir araç sadece. Asıl tartışma bu teknolojinin terapistlerin yerini alıp alamayacağında değil ruh sağlığı desteğinin geleceğinde nasıl bir tamamlayıcı rol oynayacağında düğümleniyor.
“Psikoterapi almak isteyen ve bundan fayda görebilecek kişilerin yalnızca küçük bir kısmı gerçekten bu hizmete erişebildiği için, insanlar on yılı aşkın süredir uygulamalar ve mesajlaşma hizmetleri gibi teknolojik çözümlere yöneliyor” diyor Mind Over Grind: How to Break Free When Work Hijacks Your Life kitabının yazarı, psikolog Guy Winch. Yapay zekayı farklı kılan özelliği, insan iletişimini her zamankinden daha başarılı biçimde taklit edebilmesi. Winch’e göre sistemlerin güçlü dil becerileri sayesinde verdikleri yanıtlar bazen içgörülü görünebiliyor. “Sonsuz bir sabra sahip. Hastalarımın ve danışanlarımın birçoğu haftada bir kez sunduğum terapiyle birlikte yapay zekayı da kullanıyor. Çünkü ben onlar için haftada bir kez oradayken, yapay zeka her zaman erişilebilir.”
Veyl uygulamasının kurucusu Şerif Şişman, bugün birçok yapay zeka sistemi kullanıcılara duymak istediklerini söylemeye odaklandığı için Veyl’i tasarlarken tam tersini hedeflediğini belirtiyor: İnsanların kendi düşüncelerini daha net duymalarına, içlerinde var olan cevapları fark etmelerine ve bir sonraki adımlarını belirlemelerine yardımcı olacak bir araç. Yapay zekanın aynı zamanda yargılanmama hissi sunduğunu da vurguluyor Şerif Şişman bir insanla konuşmaktansa bir uygulamaya içini dökmek çok daha güvenli geliyor bazılarına. Kişiler kendi alanlarında, tamamen özel bir ortamda düşüncelerini paylaşabiliyor ve isterlerse bu konuşmaları sonrasında silebiliyor. “Kendi başına düşünemeyen bir insanı etkilemek son derece kolay. Bugün için yapay zekanın terapistlerin yerini alması gerektiğini düşünmüyorum ve böyle bir iddiada da bulunmam.”
Winch’e göre, yapay zekanın bir terapist olarak kullanılmasının riskleri var. Öncelikle insanların profesyonel yardım alma motivasyonunu azaltabiliyor ve ruh sağlığına dair kimi ciddi belirtilerin gözden kaçmasına neden oluyor. Ayrıca kullanıcıların duymak istediği şeyleri söylemeye eğilimli olması, bazı durumlarda yarardan çok zarar veriyor. Özellikle çocuklar ve gençler açısından bakıldığında ise yüz yüze ilişkilerin yerini almaya başladığında arkadaşlıklar ve romantik ilişkiler konusunda gerçekçi olmayan beklentiler yaratabiliyor. Winch, yapay zekanın gelecekte psikoterapiyi destekleyici bir rol üstlenebileceğini ancak bugün için terapi süreçleriyle çelişen ve uzmanların çalışmalarını zorlaştırabilecek yanıltıcı mesajlar da verebildiğini belirtiyor. Bu nedenle hem Winch hem de Şişman, yapay zekanın terapiyle aynı kategoride değerlendirilmemesi gerektiğini savunuyor. Şişman uygulaması konusunda son derece net: Veyl ne bir terapi aracı, ne de bir tedavi yöntemi veya bir teşhis sistemi. Dolayısıyla bugün yapay zekayı terapinin yerine koyan herkes ya dikkatsiz ya da dürüst olmayan bir yaklaşım içinde. Çünkü terapi, özünde ilişki temelli bir süreç. Gerçek bir terapistin sunduğu görülme, duyulma ve anlaşılma deneyimi hâlâ teknolojinin taklit etmekte zorlandığı insani bir alan olarak varlığını sürdürüyor.
Belki de bu nedenle geleceğin senaryosu insanlar ve teknoloji arasında bir tercih yapmaktan ziyade iki tarafın da güçlü olduğu alanları bir araya getirmek. Yapay zeka günlük düşünce süreçlerinde, karar verme anlarında ve zihinsel karmaşayı düzenlemede destek sağlayabilir. Ancak mesele daha derin bir noktaya ulaştığında, psikolojik çözüm arayanların gerçek insan desteğine yönlendirilmesi şart. Bireylerin iki alan arasında gidip gelirken kendi ihtiyaçlarını doğru tanımlayabilmesi ve hangi durumda teknolojik desteğin yeterli hangi durumda profesyonel insan desteğinin gerekli olduğunu ayırt edebilmesi önemli. Bu farkındalık, yalnızca bireysel iyilik halini güçlendirmekle kalmaz; aynı zamanda teknolojinin yanlış bir beklentiyle terapist rolüne fazla yaklaşmasını da engeller. Ruh sağlığı hizmetlerinin geleceği, teknolojinin sunduğu erişilebilirlik ile terapistlerin insani dokunuşunun dengelenmesinde yatıyor.