Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Tasarım markası Uniqka'nın kurucuları Merve ve Kerem Ariş, birlikte üretmenin inceliklerini anlatıyor.
İşle aşkı karıştırmayın derler. Ama bu formülün her zaman tutmadığı aşikar. İşine aşkı karıştıran çift, farklı bakış açılarını koruyarak birlikte üretmenin ve yaratıcılıktan beslenen ortak bir alanda bir araya gelmenin ilişkiyi de ileriye taşıyabileceğini gösteriyor.
Kerem Ariş: Aslında ikisinin arasında bir yerde duruyor. Benim için malzeme ve zanaat, çocukluktan itibaren doğal bir çevreydi; babamın atölyesinde deriyle tanıştım, onun üretimiyle iç içe büyüdüm. Merve içinse tasarım ve üretim daha çok profesyonel bir geçmiş üzerinden şekillendi. Zamanla bu iki yol kesişti ve tasarım ile zanaat, bizim için bir tercih olmaktan çok bir ifade biçimine dönüştü. Hayatın bize açtığı bir kapıyı fark edip bilinçli olarak içeri girmek gibiydi.
Merve Ariş: Uniqka’yı kurduğumuzda üç yıldır birlikte yaşıyorduk; ilişkimiz zaten güçlü bir ortaklık zeminine sahipti. Birlikte düşünmeye, üretmeye ve hayal kurmaya alışkındık. Ortak bir marka kurma fikri oldukça sezgisel ve doğal bir şekilde gelişti. Aynı estetik değerlere, benzer bir hayata bakışa ve birlikte üretme arzusuna sahip olduğumuzu fark ettiğimizde, bu birlikteliği bir yaratım alanına dönüştürmeye karar verdik.
K.A.: Üretimi en başından itibaren kendi bünyemizde tutmak, geriye dönüp baktığımızda “Bunu ancak biz böyle yapabilirdik” dediğimiz en temel kararlardan biri. Bu yol daha zahmetli, daha yavaş ve daha fazla sabır gerektiriyordu; ama Uniqka’nın dilini, ritmini ve karakterini tam da bu yakınlık belirledi. Malzemeye, sürece hatta hataya bu kadar temas edebilmek, markanın bugünkü omurgasını oluşturdu.
M.A.: Daphne tepsilerini yapmak oldukça sezgisel ve deneysel bir süreçti. Çok fazla deneme, çok fazla hata vardı; ama aynı zamanda büyük bir heyecan da vardı.
M.A.: Zanaat bize acele etmemeyi, dinlemeyi ve beklemeyi öğretti. Aynı şeyi defalarca yaparken hem malzemeyi hem de birbirimizi daha iyi tanımaya başladık. Sabır ve süreklilik, ilişkimizi daha dayanıklı ve sakin bir zemine taşıdı. Üretim süreci aynı zamanda birlikte öğrenmenin ve gelişmenin bir alanı oldu.
“Birlikte olmanın verdiği tatmin, bireysel başarıdan çok daha derin. Paylaşılan bir sürecin ve emeğin sonucu olduğu için daha kalıcı. Ortaya çıkan şey aynı zamanda ortak bir hafıza oluyor.”
M.A.: Rollerimiz zaman içinde daha akışkan hale geldi. Başlangıçta bazı sorumluluklar daha netti, bugün ise sınırlar daha belirsiz. Karar alırken duygusal bağımızı yok saymıyoruz; ama tasarımın ve markanın ihtiyaçlarını merkeze koymaya özen gösteriyoruz. Kendi kimliklerimizi değil markanın kimliğini göz önünde bulundurarak adımlarımızı atıyoruz.
K.A.: Genellikle fikirler konuşarak değil yaparak olgunlaşıyor. Bir eskiz, bir numune, bazen sadece bir malzeme denemesi… O noktada iki farklı bakış açısı yavaş yavaş ortak bir dile evriliyor. Bu an çoğu zaman tanımlanabilir değil; ama “oldu” dediğimiz anı ikimiz de aynı anda hissediyoruz.
K.A.: Farklılıklarımız çatışmaktan çok denge kuruyor. Biri süreci zorladığında diğeri sakinleştiriyor; biri detayda kaybolduğunda diğeri bütüne bakıyor. Bu karşılıklı denge hali, Uniqka’nın karakterini oluşturuyor. Markanın ne fazla sert ne de fazla yumuşak olmasının nedeni de bu.
M.A.: Birbirimizin üretim disiplininden çok şey öğrendik. Detaya gösterilen özen, bir işin arkasında durma biçimi, sınırları zorlama ve vazgeçmeme hali zamanla ortak bir refleks haline geldi. Bu durum yalnızca Uniqka’yı değil genel iş yapış biçimimizi de kalıcı olarak etkiledi.
K.A.: Evet, sık sık. Birlikteyken risk almak daha mümkün geliyor; çünkü yalnız değilsiniz. Birlikte olmanın verdiği tatmin, bireysel başarıdan çok daha derin. Paylaşılan bir sürecin ve emeğin sonucu olduğu için daha kalıcı. Ortaya çıkan şey aynı zamanda ortak bir hafıza oluyor.