02 Nisan 2016

Caroline Sieber'ın Aile Değerleri

YAZI: HAMİSH BOWLES

FOTOĞRAF: OBERTO GİLİ

decoration

Caroline Sieber ve Fritz von Westenholz çiftinin salonunu, Zuber imzalı özel yapım botanik müralli duvar kağıdı ile kendi tasarladıkları bir sehpa süslüyor.

İlk çocuklarının doğumunu bekleyen genç Caroline Sieber ve Fritz von Westenholz çiftinin Londra’daki yeni evleri, her ikisinin ailelerinin estetik anlayışının kesişim noktası, bir hayat ağacı görüntüsünde karşınıza çıkıyor. Bahsi geçen desen, on sekizinci yüzyılda Hindistan’dan getirtilmiş bir kumaş üzerinde, hem kütüphane hem yemek odası olarak kullanılan odanın penceresinde asılı. Yemyeşil Notting Hill mahallesinin ağaçlarının gölgesi, çiçeğe durmuş doğurgan bir ağacı resmeden kumaşa yansıyor. Aynı kumaş Fritz’in ailesinin çiftlik evindeki misa r odalarından birindeki gösterişli dört direkli yatağı süslermiş. Tesadüf eseri, Caroline’in zarif annesi Suereyya Sieber de zamanında bu kumaşı Avusturya’daki evlerindeki bir yatak odasında kullanmış. Caroline ve Fritz, kendilerine özgü bir ev yaratmak için epeydir uğraşıyorlar ama yine de dekorasyonlarında hâlâ kökenlerinin izleri görülebiliyor.

Caroline, “Sanırım bilinçaltınıza işleniyor büyüdüğünüz çevre” diyor, annesinin zevkinin kendisi üzerindeki etkisini itiraf ederken. Babası tarafından daha çocukluk çağlarında antikacılık üzerine çok iyi yetiştirilmiş olan Fritz de zamanla kendi güçlü vizyonunu bu eğitime eklemiş. Fritz’in babası Baron Piers von Westenholz, antika uzmanlığının yanı sıra, dekorasyon tasarımcısı ve bir dönemin olimpiyat kayakçısı. Henüz on üç yaşındayken sınıf arkadaşı David Mlinaric ile birlikte antika eşya satmaya başlamışlar. David Mlinaric sonradan İngiltere’nin pek çok gösterişli evinin dekorasyonuna imza atmış. Piers de ilerleyen yaşlarında Robert Kime ve Christopher Gibbs ile kurduğu ortaklıklarla kendi kuşaklarının dekorasyon trendlerini belirleyen önemli isimlerden biri haline gelmiş. Şu anda yarı emeklilik sürdürdüğü, şehirden uzak yaşantısında bile Getty ya da Windsor gibi şaşaalı isimlere dekorasyon tasarımı hizmeti veriyor.

decoration

Swifty adındaki Maltipoo cinsi köpeğiyle Sieber koltukta uzanırken, üzerinde tüylü Chanel eteği var.

Fritz, babasından aldığı estetik ilgiyi Edinburgh’da sanat tarihi ve mimarlık okuyarak bir ileri seviyeye taşımış. Hatta İskoçya Mimari Mirasları Koruma Topluluğunun ödülünü almış. Ödüle konu olan çalışması on sekizinci yüzyıl yapıları olan Houghton Hall ile Hopetoun’un karşılaştırmalı incelemesi. Her iki yapıyı da şahsen çok iyi tanıyor, zaten Andrew Hopetoun da kuzeni. Fritz okul tatillerinde babasının antika fuarlarındaki standlarında çalışmış ancak Piers, varlıklı insanların antika eşyalara olan ilgisindeki düşme trendini gözleyince oğluna, kendine başka alanda yol çizmesini tavsiye etmiş.

“Birçok insan bu evin neresini sevdiğimi anlamadı”

Tanıdık bir antika tüccarı, Crispin Odey ile görüşmesi tekli nde bulununca Fritz için daha pragmatik bir kariyerin yolu açılmış. Görüşmeden önceki gece Fritz, hedge-fon yatırımcılarıyla ilgili bir nansal yazı okumuş ve Odey’in ayda on dokuz milyon sterlin kazandığını öğrenmiş. Görüşmeye çağırıldığında, son derece açık yüreklilikle Odey’e şunları söylemiş: “Çok iyi bir eğitimim var ancak hiç param yok ve ben bu yaşam stilimi korumak için çok iyi para kazanmalıyım. Söylenenlere göre siz bunu başarmışsınız zaten.” Bu dürüstlüğü ona stajyerlik kapısını açmış, ardından sekiz yıl boyunca Odey’le birlikte çalışmış. İlk yılının ikramiye parasını kutladığı şatafatlı Boujis’te (orta-üst ve üst sınıf genç İngilizlerin o dönemdeki popüler mekanı) yirmi dört yaşındaki ekonomi öğrenciliğinden moda stilistliğine geçiş yapmış, zarif Caroline Sieber ile tanışmış. Sieber’ın müşterileri arasında Harry Potter’daki zeki ve masum öğrenci havasından kırmızı halının en zarif kadınlarından birine dönüşen Emma Watson da var.

On yıllık beraberliğin ardından Fritz Caroline’e evlenme teklif etmiş ve çift ev aramaya başlamış. Kiralık bir mülk olduğundan yıllarca ihmal edilmiş bir evi beğenmişler. Caroline, “Birçok insan bu evin neresini sevdiğimi anlamadı” diyor: “Çok karanlıktı ve otuz  yıldır hiç bakım görmediğinden harap vaziyetteydi.” Klasik bir on dokuzuncu yüzyıl yapısı olan ev, detaylı ve akıllıca bir renovasyonla, kat planı değiştirilerek ve ek pencereler yardımıyla geniş, ferah ve aydınlık bir mekana dönüştürülmüş. Caroline, camdan bir duvarın ardından görünen yemyeşil bahçeyi hatırlıyor, bu duvarların genişletilmesiyle şimdilerde mutfaktayken bile bahçede oturuyor izlenimine kapılıyorsunuz. 

decoration

Çift, 2013'te St Michael’s Kilisesindeki düğünlerinde

Kendi başıma giyinebildiğime göre evimi de dekore edebilirim, değil mi

Piers, dekorasyon için çifte yardım etmeye hep hazır olsa da Caroline bunu kendisinin yapması konusunda ısrarcı olduğunu söylüyor. “Kendi başıma giyinebildiğime göre evimi de dekore edebilirim, değil mi” diye soruyor: “Hem, bu keyi i bir şey.” Güçlü estetik zevki ve tercihlerine rağmen Fritz, eşinin bu isteğini seve seve kabul etmiş. Caroline, “Ne istediğime dair son derece net kirlerim vardı” diyor: “Hata yapmak gibi bir korkum da yoktu üstelik, bizim için bir yaşam alanı oluşturacaktım sonuçta. Bu yüzden renkler ve desenlerde sınır tanımadım.

Evin en büyük bodrum katı odası Caroline’in gardırop odası haline getirilmiş, yakın arkadaşları Erdem Moralıoğlu ve Christopher Kane’in tasarımlarının yanı sıra, klasik Chanel ceketlerle dolu bir koleksiyonu var. Chanel markasının sadık bir takipçisi Sieber. Geleneksel Avusturya tarzı keçe kontrast biyeli yün ceketlerini Lanz’dan alıyor genellikle. Kullanmadığı kıyafetler ise vakumlanıp bekarken kullandığı dairesine gönderiliyor. O daireyi sırf bu yüzden elinden çıkarmadığını itiraf ediyor. Yemek odasındaki kütüphane, Caroline’in ilham aldığı monogra arla dolu; Jacques Grange, Elsie de Wolfe ve Madeleine Castaing hemen göze çarpan isimler. “Yepyeni bir dünyayı keşfetmek gibiydi bu dekorasyon süreci” diye açıklıyor Caroline. Stil projeleri için moodboard’lar oluşturmuş ve Claremont, Braquenie, Sam Kasten ve Madeleine Castaing gibi isimlerin kumaş numunelerini toplamış. Bu tasarımcıların on dokuzuncu yüzyıl baskı desenlerini “zeki feminen” olarak tanımlıyor.

“Hata yapmak gibi bir korkum da yoktu, bizim için bir yaşam alanı oluşturacaktım sonuçta. Bu yüzden renkler ve desenlerde sınır tanımadım”

Baron von Westenholz’un müşterileri ve projeleri için tuttuğu antika hazinelerini neredeyse yağmalamış Caroline, ayrıca kayınpederinin son derece yetenekli elemanlarından ve ustalarından çok yararlanmış. Bazen onları şaşırttığını anlatıyor, “Doğru sipariş verdiğinize emin misiniz” diye sordukları bile olmuş: “Son 30 yıldır verdiğiniz siparişlere hiç benzemiyor da” dediklerini söylüyor gülerek, “Kayınpederim, tasarımlarına arka plan olarak mat sarı tonları seçer, bense parlak mavi tonlarda karar kıldım.” Oturma odası için bir Zuber duvar kağıdının desenine bayılmış, dalları her yöne yayılan bir ağaçtaki tropikal kuşların olduğu bu deseni kendi istediği renkte, Olivier Theyskens’den çok  sevdiği Rochas elbisenin yeşilinde özel imal ettirmiş. Dudak uçuklatan maliyet konusunda savunması da desenin mükemmel dekoratif özelliği ve yoğunluğu sayesinde duvara başka sanat eserleri asmalarına gerek kalmayacak olması. Ayrıca, gri Londra günlerinde bile oturma odalarında çiçeğe duran bir bahçe var adeta. Bu oda, evin tüm derinliği boyunca uzanıyor ve on dokuzuncu yüzyıl sandalyeler ile koltuklar, ilginç masalar ve geleneksel sari kumaşlarıyla kaplı lambalarla adeta bölüm bölüm ayrılıyor. Bu tarz bir dizilim Fritz’in Barrow adındaki aile evini hatırlatıyor. İlk evliliğinde Piers’e babası tarafından hediye edilen bu kır evi, Fritz’in annesiyle yapılan ikinci evlilikten sonra çeşitli renovasyonlara tabi tutulmuş, orijinalinde mütevazı bir kulübeyken gitgide büyütülerek U şeklinde bir malikane yaratılmış. Sonuçta o meşhur İngiliz tarzı kır evlerinin rahatlığı içinde, zoraki olmayan bir zarafet yakalanmış ve kreton kumaşlarla, Hint keçeleriyle donanmış iç mekanlarda birbirinden güzel ve ilginç objeler yan yana, son derece uyum içinde yer almışlar.

Caroline çocukluk yıllarını Viyana’daki Palais Schwarzenberg’in bir kanadında geçirmiş, ardından ailesi Gloriettegasse yakınlarındaki aynı derecede görkemli bir başka eve taşınmış. Bu malikane Fransız imparatoru Franz Joseph tarafından, aynı zamanda metresi olan aktris Katharina Schratt için satın alınmış zamanında. Franz Joseph’ın daha komplike bir karaktere sahip olan eşi, Macar prensesi Elisabeth, 1950’lerdeki lm üçlemesinde Romy Schneider tarafından canlandırılan Sissi’den başkası değil. Bütün Avusturyalı genç kızların seyrettiği lmler bunlar. Caroline de elbette onlardan biri, düğün kıyafetleri imparatoriçenin kendine has Worth elbiselerinden alınan ilhamla hazırlanmış, Chanel couture bu kıyafetin dikilmesinde Karl Lagerfeld’in 1980’lerin başında tasarladığı muhteşem bir balo elbisesinden yararlanmış.

 

Sieber’lerin Viyana’daki malikaneleri, binanın emperyal geçmişinden izler taşıyacak şekilde restore edilmiş ve döşenmiş ancak içerdiği resmiyet Caroline’e göre çocuklar için sıkıntı yaratacak boyutta. “Bugün bile rahat görünen koltuklar anneme çok itici gelir” diyor. Bu yüzden kendi evini düzenlerken modern ve genç bir havası olmasına özen göstermiş. Çocukluğunun evine dair özlemini şimdilerde misa rlerine, hâlâ yalnızca Viyanalı şekerleme ustası Demel tarafından yapılan kristalize menekşeler ikram ederek dindiriyor. Bir de evindeki çok çeşitli mobilyaların arasına Baroque’tan Gio Ponti’ye kadarki bir dönemi yansıtan parçalar serpiştirmiş. Fritz ile Caroline’in oturma odalarında da imparatorluk Avusturya’sından esintiler var. Barrows’daki antika deposundan bulunup pembe kadife döşemeyle kaplatılan Rococo dalgalı desenleriyle bir koltuk, Caroline’in giyinme odası için getirilmiş ancak kapıdan ve pencereden sığmayınca üst kattaki bu odaya konmuş, üzerinde nazlı nazlı uzanacak modern çağın Sissi’sini bekliyor.

Fritz, açıkyüreklilikle şunları söylüyor, “Caroline’in bazı kirlerini ilk duyduğumda ‘hayatta olmaz,’ diyorum ama sanırım zamanla bunu aştığım gibi o kri sevmeye de başlıyorum.” Ne var ki Fritz’in bu nezaketi zaman zaman onu zorlayacak testlere de maruz bırakmış. Yaşamı boyunca ailesine ait olan her evde, tipik İngiliz kır köşkleri tarzının parçası olarak ayaklarının altında
hep halı olmuş mesela, duvardan duvara kaplanan halıların üzerine yerleştirilen şık halılar ve kilimler, banyo ve tuvaletleri bile süslermiş. Caroline ise bir Avusturyalı olarak bunun hiç de hijyenik olmadığında ısrarlı. Master banyoda kullandığı mermer, krom ve verre eglomise camlar Paris’teki Windsor Dükünün banyosundan esinlenilmiş olsa da aslında kendi ailesinin Belle Epoque tarzını hatırlatıyor.

Ayaklarının altında halı olmasını ne kadar özlese de Fritz, karısının merdivenleri göz alıcı bir pembe halıyla kaplatma krini duyduğunda şaşkınlıktan dilini yutacakmış az daha. Caroline buna da çare bulmuş, “Biz o renge kırmızı diyoruz” deyip geçiyor, Fritz ise pes etmiş bir havayla, “Kestane rengi hatta” diye ekliyor. Caroline, “Çok eğlenceli bir dönemdi,” diyerek lafı bağlıyor: “Şimdi sabırsızlıkla bir sonraki projeyi bekliyorum. Neyse ki Fritz evlere çok meraklı, belki de bir kır evi alırız ilerde, kimbilir? O evin bahçe düzeniyle uğraşmayı iple çekiyorum.”

*Vogue US'in orijinal içeriğidir.

ETİKETLER: DEKORASYON , TASARIM , VOGUE LİVİNG , VOGUEİNSTAGRAM , VOGUELİVİNG