Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Takıntılı bir koleksiyoner olan Christian Louboutin, dekorasyon ve renovasyona duyduğu derin tutkuyu Paris’teki dairesine taşıyor.
Salonda, Jean Royère imzalı Ours Polaire kanepe ve koltuklar, Maison Jansen tasarımı Pétales sehpanın etrafında konumlanıyor. Rus halısı Christie’s’ten satın alınmış. 1970’lerden kalma, Diva filminde de görülen kinetik bir heykel kahverengi kanepenin arkasında yer alıyor.

Patrice Dangel tasarımı bronz ve ahşap merdiven, giyinme odasını üst kattaki oturma alanı ve terasa bağlıyor. Dolap kapakları mikadan, zemin ise pirinç kakmalı travertenden.
Fransız ayakkabı tasarımcısı Christian Louboutin evlere fazlasıyla düşkün; üstelik sahip olduklarının sayısı da az değil. Paris’te, yaz güneşinin aydınlattığı bir öğleden sonra, mutfağında otururken “Portekiz, Bretagne, Vendée, Mısır ve Şam” diye evlerini sıralıyor. Los Angeles’ta da bir evi var. 2023’te tasarlayıp açtığı Portekiz’deki butik oteli Vermelho Melides ve bu yaz tamamlanması planlanan sahil evi de bu listeye ekleniyor.
Ama mesele yalnızca ev sahibi olmak değil; Louboutin için asıl cazip olan bu mekanları dönüştürmek. “Ben bir ‘immo-seksüelim’” diyor, Fransızca immobilier (gayrimenkul) kelimesiyle oynayarak. Yüksük formlu renkli fincandaki espresso’sundan bir yudum alıp devam ediyor: “İnşaatla neredeyse tensel bir ilişkim var. Son 28 yıldır hayatımda mutlaka bir şeyler inşa halinde. Ve görünen o ki bu devam edecek -Portekiz’deki ikinci otel ve Lüksor’daki evi yeniden yapıyorum.” Kısacası, onun dünyasında hiçbir şey gerçekten tamamlanmış sayılmıyor.
Evleri için yaptığı alışveriş de en az bu süreç kadar yoğun. Louboutin’in iki deposu var: Biri Paris dışında, diğeri Portekiz’de. Her ikisi de seyahatlerinden ya da antikacılardan ve müzayedelerden topladığı mobilyalar, halılar, döşemeler, kapılar ve sanat eserleriyle dolup taşıyor. Mutfaktaki devasa mavi kapılar 1990’ların sonunda Mısır’da karşısına çıkmış; gösterişli taş şömine ve cephesi ise 2009’da İran’dan gelmiş. Ona koleksiyoner demek mümkün -ya da egzotik ve lüks söz konusu olduğunda bir tür istifçi. Kesin olan şu ki, bu kadar eşyaya sahip olmak bazı zorlukları da beraberinde getiriyor. Örneğin; mutfak zemini. Siyah, kırık beyaz, gri ve tuğla kırmızısı mermerlerden oluşan karmaşık geometrik deseniyle gerçekten etkileyici. “Şam’daki bir saraydan” diyor. Bu parçayı, 1991’de ilk butiğini açtığı yere birkaç adım mesafedeki Galerie Véro-Dodat’da bulunan, arkadaşı Pierre Passebon’un sahibi olduğu Galerie du Passage’dan satın almış. Bu zemini mutfağa yerleştirmek istediğini baştan biliyormuş. “Odanın geri kalanını o belirleyecekti” diye anlatıyor. Ancak Paris’teki depoya gidip aradıklarında bulamamışlar. Hikaye, Raiders of the Lost Ark filminin finalinde, Ahit Sandığı’nın binlerce sandık arasında kaybolduğu sahneyi andırıyor. Bunun üzerine yerine parke bir zemin tasarlamış. “Tam yerleştirmek üzereyken depo sorumlusu arayıp Suriye’den gelen zemini bulduklarını söyledi!”
Daire aslında Louboutin’in 2010’da satın aldığı bir dizi çatı katının birleşiminden oluşuyor. İki yıl süren çalışmaların ardından, tek yatak odalı, eklektik bir yaşam alanına dönüşmüş. Suriye mermeriyle kaplı mutfağın yanı sıra, 1930’ların spor salonlarından ilham alan yüksek tavanlı bir salon (modacı o dönem amatör olarak trapezle ilgileniyordu), tavandan zemine siyah-beyaz mermerle kaplı banyoya sahip bir yatak odası süiti ve anason ile adaçayı tonlarında niş benzeri bir çalışma alanı bulunuyor. Duvarlardan biri, erkekler için tasarladığı abiye ayakkabılarının sergilendiği cam bir vitrinle kaplı. Bir başka rafta ise tutkunu olduğu Wedgwood koleksiyonundan parçalar yer alıyor.
Louboutin yaklaşık 10 yıl önce bitişikteki çatı katlarını da satın almış ve sekiz yıl süren yeni bir inşaat süreciyle dairenin genişliğini neredeyse iki katına çıkararak yaklaşık 300 metrekareye ulaştırmış. “Küçük odaları severim” diyerek anlattığı daha samimi bir ikinci salon, yeni bir ana yatak odası süiti -eski oda artık projeksiyon ve misafir odası- ve göz alıcı bir giyinme odası yaratmış.
Depolardaki mobilyalar, lambalar, sanat eserleri, maskeler ve heykeller yeni alanları doldurmak için buraya taşınmış. Salonda vintage bir Willy Rizzo kanepe, bir Oscar Niemeyer sandalye ve internetten satın aldığı, ince işçilikli yeşim yan sehpalar bulunuyor. “Küçük olduklarını sanmıştım” diyor. Öyle değillermiş. “İçeri taşımak için altı kişi gerekti!”
Bazı parçalar ise özel olarak sipariş edilmiş. Örneğin küçük salondaki lake paneller, Napolili sanatçı Claudio Massini’nin imzasını taşıyor. Louboutin onu “zihninde seyahat eden şiirsel bir ressam” olarak tanımlıyor. Massini, duvarı Mısır piramitleri, tekneler ve kahve fincanları gibi Louboutin’in hayatından sembollerle, tebeşirimsi mavi ve beyaz tonlarında süslemiş. “Tam bir Wedgwood gibi” diye ekliyor.
Giyinme odasının merkezinde ise Fransız sanatçı Patrice Dangel tarafından mekana özel tasarlanan bronz ve ahşap sarmal merdiven yer alıyor. Bu merdiven, Louboutin’in her akşam uyumadan önce bitki çayını içtiği çatı katındaki özel alana çıkıyor. Yanında ise Paris siluetine bakan küçük bir teras var. Şimdilik bu alan hâlâ yapım aşamasında. “Ama ne yapmak istediğimi biliyorum” diyor, köşede duran Gatti kafe sandalyelerini işaret ederek. “Gökyüzünde bir Paris bistrosu olacak.” Elbette inşaat tamamlandığında.

Üstte, antika parçaların bir araya geldiği ofisten bir görünüm; 1941 tarihli, Märta Måås-Fjetterström imzalı grafik yün halı öne çıkıyor. Çalışma odasında Ingo Maurer tasarımı masa lambası; 19. yüzyıla ait bir Sèvres vazosu yer alıyor.

Salonda, Sido Thévenin ve François Thévenin imzalı 1970’lerden kalma sandalyeler, Jorge Zalszupin tasarımı Guanabara masanın etrafında konumlanıyor. Kompozisyona Limoges paneller, 17. yüzyıla ait bir çerçeve ve Clovis Trouille imzalı bir tablo eşlik ediyor.

Üst kattaki oturma alanında, vintage bir İsveç koltuğu yer alıyor.
Salonda, Allen Jones imzalı iki heykel mutfağa açılan kapıyı çerçeveliyor. Antika, çok renkli ahşap kapılar Mısır’dan. Özel üretim masanın üzerinde 1940’lara ait İtalyan bir sarkıt aydınlatma yer alıyor. Mozaik taş zemin ise Suriye’deki tarihi bir saraydan getirilmiş.

Tavan penceresinden ışık alan duş alanı cipollino mermeriyle kaplı; duş armatürleri Paris’teki À l’Épi d’Or’dan. Üstte sağda, bir arkadaşının hediye ettiği bronz timsah heykel banyoda konumlanıyor.

Yukarıda, ofiste sergilenen, Christian Louboutin imzalı ayakkabı seçkisi.

Ofiste 17. yüzyıl İtalyan bir ayna, 19. yüzyıl Regency tarzı kitaplığın üzerinde asılı. Kitaplıkta Kuzey Amerika’ya ait Kachina figürlerinden oluşan bir koleksiyonun yanı sıra çeşitli objeler sergileniyor; ortada ise Bhutan’dan bir taçla çerçevelenmiş, Nunivak Adası kökenli bir Yup’ik maskesi yer alıyor.

Yatak odasının merkezinde, Mario Ceroli’nin Poltronova için tasarladığı, Roma’nın ikonik Bocca della Verità çeşmesinden ilham alan bir yatak başı yer alıyor. Yatak örtüsü Mısır’ın Lüksor kentindeki çarşıdan alınmış; seramik lama figürü ve metal fenerler ise bit pazarından.


