LIVING
LIVING

09 Kasım 2021

İstanbul’un Beyaz Yüzü

YAZI: HAZAL BAYAT

Bulduğu her fırsatta adım adım dolaştığı İstanbul’un binalarına bambaşka bir gözle bakan ve gördüklerinden etkilendiğinde binanın kapısını çalıp hikayesini öğrenmeyi ihmal etmeyen bir mimar Serkan Ennaç. Mimarlığa ilk ilgi duymaya başladığı zamanların ilkokul yıllarına dayandığını tahmin ediyor; zira kendisi resim derslerini yaşıtlarından farklı olarak İstanbul’u ve New York’u resmederek değerlendiren bir bina sevdalısı. “Ailemle karavanda yaptığımız tatiller de mimarlığa ilgimi fark etmemde etkili oldu. Karavandaki minimum alanın maksimum çözümler sunmasına hayret eder, kendimce plan ve kesit çözümleri yapardım” diyor. Özetle Ennaç, meslek seçimini yaparken şanslı olanlardan; Mimarlık Fakültesi’nde okurken bina sevdasını tekrar tekrar keşfetmiş. Bugün @turkiyemimarisi isimli Instagram hesabında binlerce takipçisiyle paylaştığı arşivinin ilk fotoğrafları da o yıllardan kalma; “Mimarlık fakültesindeki ilk yılımda derin bir Sedad Hakkı Eldem sevgisi oluşmuştu bende. İlk fotoğrafladığım bina onun eşsiz eserlerinden Yeniköy’deki Sirer Yalısı oldu. Gidip kapısını çalmıştım evin. Sahibi hiç tereddüt etmeden, büyük bir zevkle gezdirmişti beni; evin her ayrıntısını ve Sedad Hoca’nın o ayrıntıyla ilgili anekdotlarını aktarmıştı” sözleriyle anlatıyor bina sevdalısı olarak gezdiği evlerden ilkini. Bu tecrübenin ardından Sarıyer, Büyükdere, Tarabya, Yeniköy, İstinye derken İstanbul’un Boğaz hattını adım adım dolaşmış, arşivinin hacmi de arttıkça artmış bu süreçte; “Instagram paylaşımlarım haricinde de elimde çok büyük bir arşiv oluştu. Hepsini paylaşsam inanın günlük paylaşma limitini her gün aşarım” diyor.

Ennaç’ın İstanbul’un her köşesini gezmesinin ardında yatan motivasyon, tüm geçmişini bildiği yüzlerce binaya “elmas” diye nitelendirdiği yeni keşifler ekleme arzusu. “En yoğun zamanlarda bile bana kalabilen boş bir an varsa genelde bunu şehri gezerek değerlendiriyorum; çoğunlukla da yürüyorum. Şehri bir nevi elekten geçirerek varlığından pek de haberdar olunmayan yapıları gün ışığına çıkarmaya gayret ediyorum” diyor. Zira İstanbul büyük bir kolaj Ennaç için: “Samimi olarak belirteyim; İstanbul, mimarisini en çok sevdiğim şehir sayılmaz. Yine de onu benim için özel kılan bir yönü var: Başka hiçbir şehre ve şehrin genel mimarisine benzemiyor.” Kaydettiği onca bina arasında favorileri olup olmadığını sorduğumda liste uzadıkça uzuyor; böylece İstanbul’un ondaki yerinin neden özel olduğunu yeniden anlıyorum.

“Modernizm beni en çok etkileyen mimari akım; bana göre tüm dünyada olduğu gibi İstanbul’a hâkim olan akım da modernizm” diyor Ennaç. Modernizmin doğduğu yıllarda mimaride beyaz, gri ve siyahın gösterişten uzak olmaları sebebiyle çoklukla tercih edildiğini ekliyor: “Her nasılsa beyaz aralarından ön plana çıkıp bir simge renk olabildi, bu yüzden modernist yapılara ‘beyaz’ diyorum, bazısı beyaz renkte olmasa da.” Ardından İstanbul’daki favori “beyaz”larını saymaya başlıyor: “Aklıma gelen ilk yapı 1955’te açılan ve yıllar içinde sayısız filme, moda çekimine ve anıya misafirlik eden; Gordon Bunshaft, Sedad Hakkı Eldem, Hamdi Şensoy ve Metin Hepgüler’in eseri Hilton İstanbul Bosphorus. Ardından izlediğimiz filmler aracılığıyla neredeyse tüm ülkenin hafızasına kazınmış diğer iki büyük ‘beyaz’ geliyor: Kadri Eroğan imzalı Tarabya Oteli ile Rana Zıpçı, Ahmet Akın ve Emin Ertam imzalı Yeşilköy’deki Çınar Hotel.” Ve liste uzayıp gidiyor; İstanbul’un yapılarını saymakla bitiremiyor Ennaç.

Elbette favorileri arasında ayakta kalmayı başaran yapıların yanı sıra kaybettiklerimiz de var: Kalamış sahildeki Hamdi Şensoy imzalı Çobanoğlu Konutu, Feneryolu’ndaki Utarit İzgi imzalı Haluk Şaman Villası, Bostancı’daki Nişan Yaubyan imzalı Şenterziyan Villası ve daha niceleri... “Geçmişe ‘ah vah’ diyerek sürekli hasretle bakmak doğru yöntem değil. İstanbul’un beyaz yüzünü korumak, yaşatmak elimizde. Yaşatılamayanı ve olası yok olma ihtimallerine karşı var olanı arşivlemek de iki yıldır Instagram hesabımda yapmaya çalıştığım şeylerden biri aslında” diyor Ennaç, geride kalan binaların da varlık mücadelesi verdiğini hatırlatarak.

İstanbul’daki binaların kendine özgü yönleri bu şehirde var olmuş olmaları Ennaç için. “Her yapının bulunduğu coğrafya, ülke, şehir, sokak, ekonomi, kültür ve insanlarıyla şekil aldığına inanıyorum” diyor. İstanbul’u İstanbul yapanın, şehrin bir parçası olan binaların varlıklarını koruyabilmeleri için herkesin üstüne düşen bir görev olduğunu söyleyerek tamamlıyor sözlerini: “Binalara duyulan ilginin diri kalmasına destek olmalıyız.”

 

ETİKETLER: TÜRKİYE MİMARİSİ , SERKAN ENNAÇ , İSTANBUL