24 Mart 2019

Gülümseme Bilimi: Doğru Bilinen 5 Yanlış

YAZI: LOREN SAVINI

gülümseme bilimsel

Fotoğraf: Vicki King

Mona Lisa’nın zoraki tebessümü. Julia Roberts’ın gözlerinin içiyle gülüşü. Poz verenden beklenen sırıtış. Bilinçaltında yer etmiş sayısız mesajın kaynağı, tek bir yüz ifadesi. İnsan gülümseyişinin duygusal ve fiziksel gücünü araştırdık. Duygudan yoksun katı yüz ifadesinde kendini gösteren asık surat fenomeni, üç yıl kadar önce kültürel anlamda zirve yaptı. Bilim insanları varlığını kabullendi, ardından The New York Times’daki düşünsel yazılar geldi ve “Gülümsemek kırışıklığa yol açar. Asık surat güzelliğinizi korur” tarzı iddialar içeren memler etrafta dolaşmaya başladı. Bu son kısım ironik, çünkü şimdiye kadar yapılan araştırmaların çoğu, gülümsemenin insanı üç yaş genç gösterdiğini vurguluyor. Fakat güzel haberi verelim: Gülümsemek yeniden yükselişte.

Yeni araştırmalar gülümsemenin olası yararlarına dikkat çekiyor: Stres düzeyi ve kalp hızında düşüş, bağışıklıkta güçlenme ve hatta egzersiz seanslarının daha az yorucu hale gelmesi. Kazayağı olarak bilinen gülümseme çizgilerini bertaraf etmek için hepimizin avuç dolusu sakinleştirici alması gerektiği konusunda dermatologlar hemfikir. Ancak gülümseme denilen mimiğe dair ortak bilgimizde açıklığa kavuşması gereken başka yanlar da var. Öyleyse gelin, doğru ile yanlışı birbirinden ayıralım.

 

1. Gülümsemek kırışıklığa yol açmaz

Gülümsemenin kırışıklıklara neden olduğu algısının, 19. yüzyıl Avrupa’sına kadar geri gittiğini belirten New Yorklu dermatolog Paul Jarrod Frank, “Anneler kızlarına evlenene kadar gülümsememelerini, aksi takdirde kırışıklıkların yer edeceğini ve seçilme şanslarının azalacağını söylüyordu” diyor. Peki gerçek mi bu? Sadece kas hareketleri yüzünden nazolabial kıvrımlar ya da ağzın iki yanını çevreleyen derin gülme çizgileri edineceksiniz diye bir şey söz konusu değil. Genelde kırışıklıklar, cilt kalınlığı, esnekliği, yağ dağılımı ve kolajen miktarının ortak etkisiyle ortaya çıkıyor ve Frank’ın söylediğine göre “tüm bunların genetik ve çevresel nedenleri oluyor”. Kazayağı bölgesindeki kırışıklıkların oluşmasında içten gülümsemenin payı var ama dermatologlara göre güneşten özenle korunarak ve antioksidan serum kullanarak kırışıklıkların önüne geçmek mümkün. Dermatoloji profesörü Heidi Waldorf, istenmeyen çizgilere katlanamıyorsanız, botoks gibi nöromodülatörlerin onları yumuşatacağını söylüyor.

 

2. Gençlik serumu da sayılmaz

Kimi araştırmalar gülümsemenin insanlara daha genç bir görünüm kazandırdığını ortaya koymuş olsa da (ne kadar mutlu görünürseniz, insanlar zamanın izlerine o kadar az dikkat ediyor) bazı veriler ancak 40 yaşını aşmış olanların bu halo etkisinden yararlandığını ortaya koyuyor. Bu yılın başlarında yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, nötr ifade, yılların izlerini azaltmanın anahtarlarından.

 

3. Kadınlar erkeklerden çok daha fazla gülümser

Yale Üniversitesi psikoloji profesörü Marianne LaFrance, bu anlayışın büyük oranda kültürel cinsiyet ayrımcılığından kaynaklandığını söylüyor: “Kadınların gülümsemesi bekleniyor. Yoksa sosyal anlamda cezalandırılıyorlar” diye belirtiyor. “Kadınsı olmanın hoş görünmekle ilgili olduğuna dair bir algı var. Ve hoş biri olduğunuzu ifade etmenin en iyi yolu gülümsemek.” Güç sahibi olmak, cinsiyetten bağımsız olarak bu durumu değiştiriyor: Yetkiye sahibi kişiler, sevimli görünme zorunluluğu hissetmiyor.

 

4. Bizi birbirimize yakınlaştırır

“Gülümsemenin iletişim kurmada etkisi büyük” diye konuşuyor LaFrance. “Gülümseme, ilişkileri geliştirip onarabiliyor, anlaşmazlıkları yumuşatıyor. Karşınızdaki kişiye güvenilir olduğunuzu hissettirmenin etkili yollarından biri.” İngiltere’deki Sussex Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırma bu görüşü destekliyor ve gülümsemenin içsel mutluluk ifadesi olmaktan çok insanlarla ilişki kurmaya yönelik bir davranış olduğunu öne sürüyor. Üstelik ilişkileri iyileştirmek adına belli bir dereceye kadar kandırmaca da mümkün. Psychiatry & Neuroscience (Psikiyatri & Sinirbilim) dergisi tarafından yapılan bir araştırma, botoks uygulamasının antidepresan etkisi yaratabileceğini gösteriyor. Bu, yüz ifadelerinin (ve onlara gösterilen tepkinin) kişinin ruh halini etkileyeceği fikrini destekliyor. Bekindr: The Transformative Power of Kindness (İyicil Olun: İyi Yürekliliğin Dönüştürücü Gücü) kitabının yazarı psikiyatr Eva Ritvo, mimikri yani benzeşmenin gücünden yararlanabileceğimiz teorisini savunuyor. (Benzeşme ya da bir diğer deyişle taklit, farkına varılmayan otomatik bir süreç olup insanlar arasında yakın ilişki, beğeni ve empatiyi sağlayan bir davranış biçimi.) “Bazen hastalarıma kaş arasındaki kırışıklıklarına botoks yaptırmalarını söylüyorum” diyor Ritvo. “Çünkü kaşlarınızı çatıyormuş gibi durduğunuzda insanlar sizden negatif duygu alabiliyor.”

 

5. Sanıldığı kadar evrensel değil

ABD, 2003’te Irak’ı istila ettiğinde, askeri güçlerden tehdit teşkil etmediklerinin göstergesi olarak sivil halka gülümsemeleri istenmişti. Ancak dil gibi, yüz ifadeleri de değişik kültürlerde farklı şekillerde kullanılıyor, farklı anlamlar içeriyor. Nonverbal Behavior (Sözsüz Davranış) dergisi tarafından 2016 yılında gerçekleştirilen bir araştırmaya göre, Japonya, Hindistan, İran, Güney Kore ve Rusya’da gülümsemek, zeka düşüklüğü olarak kabul ediliyor. Ayrıca Hindistan ve Arjantin’de, muhtemelen halkın yozlaşmış politikacılara aşinalığı yüzünden sahtekarlıkla da ilişkilendiriliyor.

ETİKETLER: MONA LİSA , JULİA ROBERTS , GÜLÜMSEME