Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Vogue, ödüllü oyuncuyla saç bakımı, meditasyon seansları ve son derece destekleyici grup sohbetleri üzerine konuştu.
Ruhsal bir deneyim yaşayacağımı en son umduğum yer Demi Moore’un sanal toplantı odasıydı. Normalde aydınlanma yaşadığım mekanlar (gece yarısı bir Uber’ın arka koltuğu, Heathrow havalimanı ya da sabahın üçü) bu kez konu dışıydı. Bunun yerine sadece Moore, ben ve sağlam bir Wi-Fi bağlantısı vardı. Kendisinin yeni Kérastase global marka elçiliği vesilesiyle konuşurken, sohbetimizin doğal olarak kalça hizasına kadar uzanan saçlarıyla başlaması kaçınılmazdı.

Demi Moore, Gucci 2026 İlkbahar/Yaz davetinde. Fotoğraf: Getty Images
“Amerikan yerlilerinin kültüründe, saçlarımızın dualarımız gibi olduğuna dair çok güzel bir inanış var. Saçlarımız ne kadar uzarsa, o kadar toprağa geri döner ve böylece o dualar tezahür edebilir” diyor bana. Yıllar süren denemelerden sonra saçının, olduğu hâlinden başka bir şeye dönüşmesini istemediğine karar verdiğini de ekliyor.
1997’de, Ridley Scott’ın G.I. Jane filmindeki rolünü hatırlayarak “Saçım tıraş edildikten sonra, ‘peki şimdi ne olacak?’ duygusuna kapılmıştım” diyor, “O güne dek saçımı pixie de kestirmiştim, küt de kestirmiştim; sarı olmuştum, kızıl olmuştum, katlı kestirmiştim, kakülüm de olmuştu. Pek çok şey denemiştim ve artık sadece uzamasına izin vermek istedim.” O andan sonra, saçlarını yere kadar uzatmanın, saçının dualarla, enerjiyle ve tarihle dolu olmasının, dönüşmekte olduğu kişiyle en çok örtüşen şey olduğunu söylüyor.

Demi Moore ve Bruce Willis (1997) Fotoğraf: Getty Images
O günleri, yani saçının neredeyse tamamen kazındığı zamanı düşünmesini istediğimde ise Moore, hayatında kıyafet giymeden yaptığı herhangi bir işten bile daha çıplak hissettiğini anlatıyor. “Elimle oynayacak ya da arkasına saklanacak saçım yoktu” diye hatırlıyor, “Ama bu, kendimle daha rahat olmayı öğrenmenin ve kendimi başka bir şeye dönüştürme ihtiyacını geride bırakmanın çok güzel bir parçasıydı.”
Bu meditatif bakış açısı Moore’dan adeta dışarı yayılıyor. Nitekim konuştuğumuz sırada 245 gündür aralıksız meditasyon yaptığını söylüyor ve bu günlük pratiğin hayatında büyük bir fark yarattığını vurguluyor. Bunun yanı sıra Moore’u hayata bağlayan şeyler arasında bir de "grup mesajlaşması" da var; kendi deyimiyle “kız kardeşlik” grubu. Bu grupta üyeler her gün şunları paylaşıyor: Minnettar oldukları üç şey, korktukları ya da zorlandıkları üç şey ve sahip olmak istedikleri bir olumlama ya da özellik.
Bu pozitiflik zincirinin nasıl ortaya çıktığını sorduğumda, “Biz topluluk hâlinde yaşayan bir türüz. Doğamız paylaşmak ve istemek” diye açıklıyor. Moore için hesap verebilir olmak önemli ve bu yöntem, onun sözleriyle “kendini görünür kılmana ve yalnız olmadığını bilmeye izin veren" bir yol. En nihayetinde ise diyor ki "Bu pratik bize insan olarak birbirimizden çok da farklı olmadığımızı; aslında sandığımızdan çok daha benzer olduğumuzu hatırlatıyor."
Moore’un tüm varoluş biçimi bağlantı kurmak üzerine gibi görünüyor. İster ailesiyle olsun (ki kısa süre önce bir aile okuma kulübü başlatmışlar. Açıkçası katılmak isterdim), ister işiyle (Kérastase çekimi için Inez ve Vinoodh’la yaşadığı deneyimi özgürleştirici ve serbest hissettiren bir süreç olarak anlatıyor), içinde ortak bir zemin bulmaya ya da en azından paylaşılabilecek temel bir şey yakalamaya dair güçlü bir istek var. Dahası, kendi teninde rahat.
Kérastase Genesis Sérum Anti-Chute Fortifiant
“Gençken denemeler yapmış olmamı seviyorum ve bunu başkalarına da salık veriyorum; ama belli bir noktada kendimi en rahat, en huzurlu hissettiğim ve beni en çok yansıtan yere geldim ve bu aslında oldukça basit bir şeydi” diyor, laptop ekranımdan gülümseyerek. Basit, yalın ve ışık saçan... İşte Demi’ye özgü bir imza.