Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


1985, moda ve stil dünyasında bir dönüm noktasıydı. Buffalo oluşumunu başlatan Jamie Morgan ve Ray Petri’nin birlikte yarattığı kareler, modanın kalıcı simgeleri oldu.
1980’lerin başında, Londra’da görünmez bir elektrik gibi yeni bir enerji havada dolaşıyordu. İnsanlar, şehrin kalbinde, yaratıcı bir grubun cesur tarzlarla şekillenen işlerine hayran kalıyordu. Her kare ve stil bir devrimin habercisiydi. Modanın toplum tarafından nasıl algılandığını kökten değiştiren ve dönemin en etkili akımlarından biri haline gelen bu hareketin adı Buffalo’ydu. Stilist Ray Petri’nin benimsediği bu isim; asi, dik kafalı, kendi yolunu çizen insanları tanımlamak için kullanılıyordu. Bu bakış açısı moda dünyasında stillere, fotoğraflara ve çekimlere yansıyordu. Oluşumu Ray Petri ve Jamie Morgan başlattı; kendilerine Buffalo adını verdiler. Morgan, geçtiğimiz eylül ayında okuyucuyla buluşan 1985 Buffalo isimli kitabında neden bu ismi seçtiklerini şöyle anlatıyor: “Kulağa doğru geliyor, doğru hissettiriyordu; gerçek ve otantik bir şeyi ifade eden bir kelime haline geldi. Bir şey stil sahibi, çarpıcı veya zorlayıcı ise işte o Buffalo’ydu.”

“Talisa and Nick” Fotoğraf: Jamie Morgan
Petri’nin güçlü stil anlayışından doğan Buffalo, yalnızca gençlerin ana akıma karşı sergilediği bir anlayış değildi; tarzın anlamını yeniden tanımlamak isteyen farklı yaşlardan yaratıcı zihinlerin oluşturduğu bir akımdı. Objektiflerin önünde spor ayakkabılar takım elbiselerle, erkekler eteklerle, kadınlar ceketlerle buluşuyordu. Tavır, duruş ve kimlik, giyimin önüne geçti. Reggae’den Afrika desenlerine, kovboy estetiğinden kulüp kültürüne her şey Buffalo’nun ilham kaynakları arasındaydı. “1985’te her şey mümkünmüş gibi görünüyordu” diyor Morgan. “İşte Buffalo’nun tam anlamıyla etkili olduğu yıl, bu yıldı. Ray Petri ve ben yaratıcılıkta zirvedeydik; sınırları zorlamak, statükoyu sarsmak, daha önce görülmemiş görseller yaratmak ve bunu yaparken harika vakit geçirmek istiyorduk.”
Petri, fotoğrafçı temsilciliğine adım attığı zamanlarda, ileride Buffalo kolektifinin ayrılmaz parçaları olacak Jamie Morgan ve Cameron McVey ile çalışmaya başladı. Morgan, The Face dergisinin genel yayın yönetmeni Nick Logan’a, daha önce yapılmamış bir şey olarak, stüdyoda düz bir arka plan önünde moda çekimi yapma önerisi sunduklarını anlatıyor: “Logan başta kararsızdı ve The Face’in bir moda dergisi olmayacağını kesin bir dille belirtiyordu. ‘Bu sadece moda değil bir stil’ diye karşılık verdim; Ray de, ‘O zaman ben stilistim!’ dedi. İşte dönüm noktası buydu.”

Çekimler için modeller sokaktaki insanların arasından seçiliyor ve fotojenik bir ekip kuruluyordu. “Marlon Brando ve James Dean gibi Hollywood ikonlarının fotoğraflarını referans alarak, dergilerdeki mevcut fotoğraf stillerinden tamamen farklı görseller yaratmak istedik” diyor Morgan ve ekliyor: “O sırada sokakta yaptığımız casting yöntemiyle, karakterleri benzersiz ve bireysel olan kişiler bulabileceğimizi keşfettik.” Naomi Campbell, Buffalo ruhunu taşıyan modellerden biri olarak çalışmaya başlamıştı. Ünlü süpermodel, “Ray Petri ve Jamie Morgan ile ilk çekim yaptığımda sadece 15 yaşındaydım ve moda dünyasına yeni adım atmıştım. Kusursuz stil anlayışlarıyla yarattıkları o siyah-beyaz fotoğrafları hâlâ çok seviyorum; bu fotoğraflar bizi ve Buffalo’nun güzel fikrini birbirine bağladı” diye uzanıyor geçmişe. Akıma katılan bir diğer süpermodel Kate Moss ise “Jamie Morgan’ın stüdyosuna ilk girdiğimde 14 yaşındaydım” diye anlatıyor hikâyesini, “Kariyerime yeni başlıyordum. Hem heyecanlı hem de gergindim. Buffalo Boys çetesine hayran kalmıştım. O zamanlar farkında değildim ama yaptıkları işler ikonikleşecek ve İngiliz moda tarihinin ayrılmaz bir parçası olacaktı.” Henüz çocuk yaştayken Buffalo’nun çekimlerinden bazılarının yüzü olan ve ikonikleşen modellerden biri haline gelen Felix Howard da akımın kültürel bir ânı temsil ettiği ve bunun bir parçası olduğu için gururlu olduğunu ifade ediyor. “Killer adlı fotoğrafım sadece bir portreden çok öteye geçti; bir dönemi, kültürel bir ânı temsil eder hale geldi.”

“Naomi” Fotoğraf: Jamie Morgan
Kısa sürede küçük ama sıkı bir ekip oluştu ve sık seyahatler başladı. Dünyanın dört bir yanından stil öğeleri toplandı: Jamaika ve New York’tan askeri fazlalıklar, Paris’ten moda parçaları... İhtişam, kabile kültürü, punk ve yüksek moda parçaları Londra’daki stüdyoda bir araya getirildi. Jamie Morgan, “Mottom şuydu: ‘Şüphedeysen bırak; emin olduğunda daha fazla çek.’ Birkaç yıl içinde, yaratıcı kolektifimiz benzer düşünen ruhları çekerek büyümeye başladı” diyor.
1984-1989 arasında Buffalo hareketi sadece moda dünyasını değil sokak kültürünü de dönüştürdü; spor giyimi Amerikan sokak tarzından aldığı öğelerle harmanlayarak bambaşka bir moda dili yarattı. 1989’da Ray Petri, AIDS nedeniyle hayatını kaybetti. Ancak Buffalo ruhu yaşamaya devam etti. Petri’nin başlattığı hareket bugünün modasında bile yankılanıyor. Çünkü Buffalo, kıyafetten fazlasını temsil ediyor: Bir kimlik ifadesi, bir meydan okuma, bir devrim!