Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


İtalyan tasarımcı Valentino Garavani, bugün Roma’daki evinde 93 yaşında hayata veda etti.
1960 yılında markasını kuran ve Avrupalı kraliyet üyelerini, Amerikalı first lady’leri ve dönemin yıldızlarını giydirerek dünya çapında ün kazanan Romalı couturier Valentino Garavani, Roma’daki evinde 93 yaşında hayatını kaybetti.
Titiz kalıpçılığı, gelincik kırmızısı olarak bilinen imza rengi ve fiyonklar, volanlar, danteller ve nakışlar gibi feminen detaylara olan keskin bakışıyla Valentino, 20. yüzyılın son döneminin ihtişamını şekillendiren en önemli isimlerden biriydi. Sıklıkla “Val’s Gals” olarak anılan çevresinde Elizabeth Taylor, Audrey Hepburn ve Sophia Loren gibi ikonlar yer alıyordu. Jackie Kennedy, Aristotle Onassis ile yaptığı düğünde Valentino’nun tasarladığı beyaz bir elbise giymişti. Tasarımcı, on yıllar sonra ise eski first lady için 1967’de hazırladığı mint yeşili bir elbiseyi, Jennifer Lopez’in 2003 Oscar Ödülleri’ndeki görünümü için yeniden yorumladı. Julia Roberts, 2001 yılında Erin Brockovich filmiyle kazandığı En İyi Kadın Oyuncu Oscar’ını, vintage siyah-beyaz bir Valentino elbiseyle kabul etti.

Ira de Furstenberg ve Valentino Garavani, parfüm laboratuvarında, 1978. Fotoğraf: Getty Images
2009 yılında Garavani, yönetmenliğini Matt Tyrnauer’in üstlendiği Valentino: The Last Emperor adlı belgeselin konusu oldu. Film, Valentino’yu, kariyeri boyunca iş ortağı olan Giancarlo Giammetti’yi ve çevresini, emekliliğine giden iki yıl boyunca takip ediyordu. Belgeselde Valentino bir muhabire şöyle diyordu: “Kadınların ne istediğini biliyorum, güzel olmak istiyorlar.” Bu cümle, onu multimilyoner yapan estetik anlayışın özlü bir ifadesiydi.
2008’de, Roma’da üç gün süren görkemli bir kutlamayla taçlandırılan emekliliğinin ardından Valentino, kamusal alandan neredeyse hiç çekilmedi. Sezonlar boyu Paris’teki Hôtel de Rothschild’in ön sırasında, kreatif direktörler Pierpaolo Piccioli ve —2016’da Christian Dior’a geçen— Maria Grazia Chiuri’nin en yeni koleksiyonlarını izlerken görülebilirdi. Valentino, Piccioli’nin 2018-19 Sonbahar/Kış Haute Couture koleksiyonundan o denli etkilenmişti ki Piccioli’yi bronzlaşmış yanaklarından süzülen yaşlarla birlikte ayakta alkışlamıştı.

1995 İlkbahar/Yaz Paris Moda Haftası. Fotoğraf: Getty Images
Kendi markasını devralan tasarımcıları desteklemediği zamanlarda Garavani, sık sık Instagram’da görülürdü; Fransa’daki Wideville malikanesinde ya da TM Blue One adlı yatında göz alıcı davetlere ev sahipliği yapar, neredeyse hiçbir zaman yanından ayırmadığı pug köpekleriyle birlikte objektiflere yansırdı.
Valentino Clemente Ludovico Garavani, 11 Mayıs 1932’de İtalya’nın Voghera kentinde doğdu. Moda tasarımını meslek olarak çok erken yaşta seçti ve Milano’daki Accademia dell’Arte’ye kaydoldu; burada moda ve Fransızca eğitimi aldı. Hedefinin peşinden giderek 17 yaşında Paris’e taşındı; École des Beaux-Arts ve Chambre Syndicale de la Couture Parisienne’de öğrenim gördü. Eğitimini tamamladıktan sonra, pileli gece elbiseleriyle tanınan Yunan tasarımcı Jean Dessès’in ve daha sportif bir estetiğe sahip Fransız tasarımcı Guy Laroche’un yanında asistanlık yaptı.
Zarif gece pijamalarını popülerleştiren, güzelliğiyle tanınan Prenses Irene Galitzine ile birlikte geçirdiği bir yılın ardından Garavani, babasının ve bir aile dostunun desteğiyle kendi yolunda ilerlemeye karar verdi ve 1959'a girilirken Roma’daki Via Condotti üzerinde modaevini kurdu. Bundan kısa bir süre sonra Garavani'yle tanışan Giancarlo Giammetti buradan "Bir maison de couture’dü” diye bahsetmişti, Vanity Fair’e verdiği bir röportajda: “Bunu Fransızca söylüyorum çünkü Paris’te gördüklerinin izinden gidiyordu. Her şey daha en başından son derece görkemliydi. İlk defilesi için modeller Paris’ten uçakla getirildi. O dönemde İtalyan modası çok sınırlıydı. Birkaç iyi tasarımcı vardı ama gerçekten çok azdı.”
Giancarlo Giammetti’nin, yanındaki en büyük destekçi olmasıyla Valentino, bir yıl içinde iflasın eşiğine gelmiş olmasına rağmen, kısa sürede sektörün en iyilerinden biri hâline geldi. Bu durumu kendi zevkine bağlayan tasarımcı, Giammetti ile birlikte Via Condotti’den ayrılarak Via Gregoriana’daki 16. yüzyıldan kalma daha küçük bir palazzoya taşındı.

Roma’daki Ara Pacis Müzesi'nde Valentino modaevinin 45. yılını kutlayan sergi, 6 Temmuz 2007. Fotoğraf: Getty Images
Başlangıçta Valentino’ya yükselen bir yetenek ve yakışıklı yeni bir yüz olarak ilgi gösteren basın, kısa sürede bu genç tasarımcıya dikkat kesilmek için daha güçlü bir neden buldu: onun ünlüler üzerindeki çekim gücü. 1961 yılında, Cleopatra filmini çekmek için Roma’da bulunan menekşe gözlü Elizabeth Taylor, Spartacus galasına Valentino’nun tasarladığı beyaz bir haute couture, düz kesimli elbiseyle katılmayı tercih etti.
Tasarımcının 1968 tarihli All White haute couture koleksiyonu, onu İtalyan tasarımının kalıcı imzaları arasına kesin biçimde yerleştiren koleksiyon oldu. Vogue, bu koleksiyonu “Avrupa’nın dilindeki konu” olarak nitelendirdi ve “onun keskin beyazlarının, dantelli beyazlarının, yumuşak ve kremamsı beyazlarının saflığı ve seçkinliği; hepsinin beyaz üzerine beyaz olarak bir arada sunulması” üzerine övgüler düzdü. Dergi, tüm bu güzelliği, romantizmi ve kusursuzluğu ortaya koyan 35 yaşındaki tasarımcının, gençlerin idolü ve modern lüksün yeni bir sembolü hâline geldiğini yazdı. Bu harikalardan bazıları, Elsa Schiaparelli’nin torunu olarak moda aristokrasisine mensup sayılan Marisa Berenson üzerinde, Vogue tarafından Cy Twombly’nin Roma’daki dairesinde fotoğraflandı.
Beyaz koleksiyonun tarihsel önemine rağmen, tasarımcı sonsuza dek kırmızı renkle anılacaktır; hem de herhangi bir kırmızıyla değil, İtalya’yı, tutkuyu, dini, arzuyu ve aşkı çağrıştıran, ışıltılı ve berrak bir Valentino kırmızısı ile.
Bir keresinde, “Her şey dikkat çekmek, baştan çıkarmak, büyülemek için yapılır,” demişti. Valentino giyen bir kadın ne kadar cezbedici olursa olsun, her şeyden önce ve tartışmasız biçimde bir hanımefendiydi.
Valentino’nun işlerinde, artık geride kalmış bir dönemin ihtişamına ve jet sosyetenin doğuş yıllarına işaret eden belirgin bir zarafet ve resmiyet vardır. İyi hayatın hayali ise asla eskimez; markanın cazibesi de kısmen, Valentino’nun da mensubu olduğu “zengin ve ünlüler” dünyasıyla kurduğu bağdan besleniyordu. Şunu da belirtmek gerekir ki resmiyet, mütevazılık ile eş anlamlı değildir; iç çamaşırı dokunuşları taşıyan gece elbiseleri Garavani’nin repertuvarının bir parçasıydı ve güzel bir dekolteyi takdir ederdi. Karın kaslarını öne çıkaran, yerinde ve zevkli kesitlere sahip elbiseler de fit ve göz alıcı kadınlara hitap eden bir diğer uzmanlık alanıydı.
Valentino’nun dünyasında “casual” her zaman göreli bir kavramdı. Tasarımcı, 1970’te Capri’de yalınayak Jackie O. ile birlikte görüntülendiği o meşhur paparazzi fotoğrafında bile son derece şık görünüyordu. İmza görünümü; kusursuz taranmış saçlar, bronz bir ten ve bir takımdı. 2008’de modaevine katılan (ve ofise terlikle gelmeye cesaret eden) Pierpaolo Piccioli, yaz boyunca ofislerde klimanın sonuna kadar açıldığını, böylece çalışanların takım elbise giyebildiğini hatırlıyor. Piccioli, 2019’da Vogue’a şöyle demişti: “Oraya artık tamamen olgunlaşmışken geldiğim için mutluydum. Valentino resmiydi. Hem de çok, çok resmî. Bir ritüel vardı ve ben bunu seviyordum.”

Aktris Sophia Loren ile birlikte, 1992'de New York’taki Park Avenue Armory’de düzenlenen bir Valentino partisinde. Fotoğraf: Getty Images
Valentino, 1960’larda hazır giyimin en erken dönemlerinden itibaren bu alanda üretim yapmış olsa da yaklaşımı rahatlıktan ziyade yüceltilmiş bir şıklıktı. Vogue eleştirmeni Sarah Mower, yıllar sonra şunu not düşmüştü: “Eğer biri haute couture detaylarını hazır giyimde yaklaştırabiliyorsa, o da Valentino’dur.”
Garavani 1980’ler modasından hoşlanmadığını dile getirmiş olsa da Vogue o dönemde işlerin zirve yaptığını yazıyordu; “1986’da Valentino, o yıl yaklaşık 385 milyon dolar değerinde sevkiyatla İtalya’nın en büyük moda ihracatçısıydı.” Valentino estetiği, 1990’ların büyük bölümüne hâkim olan grunge’ın tam karşı kutbu olsa da aynı on yılda yükselişe geçen ünlü kültürü için son derece yerindeydi. Bu dönüşüm “Va-Va”ya büyük fayda sağladı ve kırmızı halıda sayısız önemli ana imza attı.
Giydirdiği ünlüler gibi, Garavani’nin kendisi de bir yıldızdı. Piccioli’nin bir keresinde söylediği gibi: “Valentino, markanın ta kendisiydi.” Tasarladığı hayatı bizzat yaşadı. Emekliliğinden çok sonra bile Garavani, zevk ve nezaketin hakemi ve başarının bir timsali olarak kaldı. Hayatını güzelliğin peşinde sürdürdü. Piccioli, Vogue’a “Onunla çalışmayı çok sevdim,” demişti. “Bir elbise hayalini tek bir çizgiyle anlatışını dinlemeyi çok severdim.” Hayalleri uzun yaşasın.
Cenaze merasimi öncesi ziyaret ve saygı duruşu (lying in state), 21 ve 22 Ocak tarihlerinde Roma’daki Piazza Mignanelli 23 adresinde, PM23’te gerçekleştirilecek. Cenaze töreni ise 23 Ocak’ta, saat 11.00’de, Roma’daki Piazza della Repubblica 8 adresinde bulunan Santa Maria degli Angeli e dei Martiri Bazilikası’nda yapılacak.