04 Mayıs 2016

Yalnız Bir İlham Perisi: Audrey Hepburn

YAZI: İNAN KIRDEMİR

Bazı insanlar yalnızlıktan beslenir. Bir ömür boyu süren yalnızlık, kulağa tercih edilemeyecek kadar ürkütücü gelse de, her zaman sonsuz mahkumiyet demek değildir. Aksine ilham verir. Audrey Hepburn, kalabalık bir hayat sürmüş olsa da, hikayesini yalnızlıkla ören yıldızlardan.
 
O kimlik adıyla Audrey Kathleen Ruston. Haklısınız, girizgah yüksek dozda dram içerince bu bilgi yeterince ilgi çekmeyebilir. Merak etmeyin, asıl çarpıcı detaylar Hepburn’ün hayatında gizli. Hepburn’ün yalnız zarafet masalı, 4 Mayıs 1929’ta Belçika’nın Brüksel şehrinde başlar. Yağmurlu ve fırtınalı bir Mayıs gününde dünyaya gelen Audrey’nin doğum günündeki kurşuni renklerin çocukluğundan sonra yerini güneşin sıcak tonlarına bırakması zaman alır. 
 Audrey Hepburn
 
O, Hollandalı bir baronesin ve İngiliz bir finansçı babanın kızı. Tabloya baktığımızda, kusursuz bir masala başlamak için şartlar ideal ama gerçekler, masallar kadar tozpembe değil. Hepburn'ün yalnızlık hikayesi babasının ailesini terk edip gitmesiyle örülmeye başlar. Barones, kızı Audrey’yi alıp Hollanda’ya yerleşir fakat 1930’lu yıllarda Avrupa’nın üzerine kara bulut gibi çöken Nazi Almanyası, komşu Hollandayı da çoktan etkisi altına almıştır. Barones, çareyi kızı Audrey'yi babasının yanına, İngiltere’ye göndermekte bulur. 
 
Kötülüğü olumlayabilmek Audrey'nin ruhunun doğal özelliği. O isyan etmek yerine kabullenişe geçmeyi erken yaşlarda keşfetmiş. Babasının çekip gitmesiyle Audrey’de oluşan sevgi eksikliği, onu öfkeye değil, tam aksine sevgiye yöneltmiş. Çoçukluğunda peşini bırakmayan talihsizlikler, gençliğinde de yakasından düşmeye hiç niyetli değildir. İngiltere’de yatılı bir okulda okuyan küçük kız, 2. Dünya Savaşı sırasında ergenliğe girerken savaş nedeniyle yeniden yollara düşmek zorunda kalır ve savaşın kucağına, Hollanda’ya geri döner. Hollanda’daki Direniş Hareket’inin içinde yer alması Audrey’nin içindeki iyilik meleğinin yavaş yavaş büyüdüğünün sinyalidir. İyilik meleği demişken, Audrey’nin 28 yıl UNİCEF ile birlikte gönüllü olarak çalıştığını belirtelim. 
 
 
Onu bu kadar özel kılan sadece aynaya yansıyan büyüleyici güzelliği değil, aynadaki derinliği aynı zamanda. Çocukluğunda ve 2. Dünya Savaş’ında yaşadığı sıkıntılar, hayatındaki bütün olumsuzluklara rağmen ona gülümsemeyi öğretebilmiş. Audrey, her şart ve koşulda kötü anıların buruk tadını güzellik süzgecinden geçirerek tatlı bir lezzete dönüştürebilmiş. 
 
 
Bale yaparak hayata tutunan Audrey’nin tek hayali başarılı bir balerin olabilmektir. Savaş sonrası yeni umutların peşinden yeniden İngiltere’ye yerleşen güzel oyuncu, bir yandan eğitimine devam ederken, diğer yandan önce dansçı sonra oyuncu olarak sahnenin tozunu yutmaya başlar. Sade görünümüyle dönemin güzellik anlayışını belirleyen Marilyn Monroe, Elizabeth Taylor gibi isimlerden farklıdır Audrey. Bir oyun esnasında keşfedilmesi, akabinde William Wyler’in yönettiği Roman Holiday filminde başrolü kapması da bu yüzden basit bir rastlantıdan ibaret değildir.  
 
 
Audrey Hepburn’ü farklı kılan şöhretin büyüsünden gözünün kamaşmaması. 1954’te Roman Holiday filmiyle başarısını Oscar’la taçlandırdıktan sonra, heyecandan ödülünü tuvalette unutabilecek kadar gerçek bir kadın olması. Kendini hiçbir zaman kendini bir ikon olarak görmemesi. Başkalarının hakkında ne düşündüğünü pek umursamaması. Adına, güzelliğine yakıştırılan sıfatları, taçları sindirip bir türlü içtenlikle kabul edememesi. 
 
Audrey, stil ikonluğu konusunda her zaman mütevazi görünse de, günümüz modasını hala etkilemeye devam ettiği aşikar. Herkesin gardırobunda bulunan parçaları giyse de, o her zaman farkını ortaya koyabildi. Çünkü hiçbir zaman asıl kimliğini, Audrey Kathleen Ruston'ı göz kamaştıran kumaşlarla örtmedi. Gülümsemek onun hayat felsefesi. Yüzünden bir an bile eksik etmediği tebessümüyle, her daim bir genç kızı andırması Audrey’nin stilinden de öte tabiatının bir parçası. Audrey Hepburn'e göre her kadın bir Audrey olabilir. Bunun için yalnızca bir adet eşarp, bir güneş gözlüğü ve hayatın bütün zorluklarına inat güzellikle bakan gözler yeterli.
 
 
 

 

 

ETİKETLER: AUDREY HEPBURN , OSCAR , İKON , STİL