16 Aralık 2016

Yalın ve Dikenli Tereddüt

FOTOĞRAF: EKİN ÖZBİÇER

MODA EDİTÖRÜ: ECE ÖĞÜTOĞULLARI

RÖPORTAJ: MERVE ARKUNLAR

Bir çakmakla, yanlışlıkla yaktığınız parmağınız gibi bir film Tereddüt. Zonkluyor, acıtıyor. Yanık geçtikten sonra kısa bir süre bile izi kaldıysa yerini hatırlatıyor. Yalın ama dikenli. Tüm bu hisleri yazan ve sinemada inşa eden Yeşim Ustaoğlu ile izlerken nefessiz kaldığım Ecem Uzun’la kış güneşli bir İstanbul öğleni, Karaköy’deyiz. 

ecem uzun, yeşim ustaoğlu

Fotoğraf: Ekin Özbiçer, Moda Editörü: Ece Öğütoğulları, Vogue Türkiye Aralık 2016

Kadın olmak için zor zamanlar. Ruhumuzda yine yeni yaralar açılıyor. Gece cinsel istismar suçunda yargılamaya ilişkin o malum önerge genel kurula intikal etmiş. Sanki ansızın tipi bastırmış, etrafımızı buz sarkıtları sarmış gibi. Oysa gökyüzü masmavi, deniz sakinliğiyle parıldıyor. Bu ani gelen kışın ilk güneşi. Odada sadece biz kadınlar varız. Merve, Pınar, Ece, Aydan, Sernaz, ben, Ekin, Ecem ve Yeşim. Duyarlı bir erkek sesi “Sabah olanları gördün mü? Korkunç...” diyor. Uğur geldi. Yeşim Ustaoğlu’nun basın danışmanı. Etrafıma bakıyorum. İçten içe konuşmamak için direndiğimizi biliyorum -bazen set ruhu bunu gerektiriyor. Çırpınıyoruz... (“Gördüm Uğur. Araf’ın vizyonu sırasında da kürtaj yasağı gündemdeydi. Şimdi Tereddüt için buradayız.

Yeşim Ustaoğlu karşımda... Hissettiklerimi anlatamıyorum bile.”) Bu buluşma fikri ortaya çıktığı ilk günden beri hep doğal ışık olsun istedi fotoğrafçımız Ekin. SALT Galata’nın sinematografik ışığıyla parıldıyor Ecem. “Çillerimi kapatmayın. Onları görmeyi seviyorum” demişti makyajı yapılırken, tam istediği gibi olmuş. Çilleriyle öne çıkmakta yarışan gözlerindeki ışık mütevazılığıyla kendine has bir güç fısıldıyor. Onu “genç kuşak”, “gelecek vaat eden” ödüllerden Altın Portakal En İyi Kadın Oyuncu olgunluğuna taşıyan Yeşim Ustaoğlu filmi Tereddüt’te canlandırdığı çocuk gelin Elmas ile yüreğimi ağzıma getirmişti. Bu akşam da Boğaziçi Film Festivalinin ödül törenine katılacak Ecem, Reha Erdem’in merakla beklenen filmi Koca Dünya ile (En İyi Kadın Oyuncu Ödülünü aldı). “Genç kuşak” ve “gelecek vaat eden” döneminin sona ermesinden memnun, gülümsüyor: “Bunun ödül verenler için cesaret isteyen bir şey olduğunu düşünüyorum. Merak ediyordum bu sürecin daha ne kadar böyle gideceğini. Aslında dışarıdan da çok duyduğum bir şeydi. Sonunda oldu. Evet, biraz küçük gösteriyorum, biliyorum. Sütü az iç diyenler oldu.” Biraz eskilere gidince hatırlıyor insan. Ecem Aliye’de vardı. Yakın hafızamızda olmayan bir dizi, haklı itirazında. Kendine vaat ettiği geleceği yaşıyor. Yirmi dört yaşında. Tiyatro, ilkokulda Sarıyer Belediyesinde başladığı derslerden Kadir Has Üniversitesi Tiyatro bölümündeki eğitimine, peşinden gittiği hayali. Başı, hep o kendine has muntazamlıktaki saçları, yüzünü benzersiz kılan keskin hatları ve duruşuyla bir bıçak gibi kesen Yeşim Ustaoğlu’nun omuzlarında. 

ecem uzun, yeşim ustaoğlu

Fotoğraf: Ekin Özbiçer, Moda Editörü: Ece Öğütoğulları, Vogue Türkiye Aralık 2016

“Belki o yüzden de seviyorum. Yeni bir film çektim, buradayım, aktifim demekten çok hayatıma tatmin edici bir meydan okuma getirdiği için... Bir ses hep beni geri çağırıyor.”

Üzerinde kırmızı kadife bir palto, elinde kırmızı okuma gözlüğü ve kırmızı çantasıyla girmişti Ustaoğlu bugün içeri. Şimdi baştan aşağı siyahlar içinde. Hayatında hep önemli bir yeri olsa da mimarlık lisansı ve restorasyon yüksek lisansından sonra odağına yerleştirdiği, bugüne dek ona pek çok ödül heyecanı yaşatan sinema yolculuğunda yirmi yılı deviren auteur. 1984’te yazıp yönettiği, aynı zamanda Ara Güler ve Dilek Ongan ile rolleri paylaştığı Bir Anı Yakalamak adlı ilk kısa filminden bu yana, o filme adını verdiği yolda, yolculuklarını filme çekiyor. O yolda doğumlara bile tanık oldu. Araf, Pandora’nın Kutusu’nun çekimlerine devam ederken doğdu. Ustaoğlu’na politik bakış açısı olan, sosyal meseleler üzerine filmlerle bugüne kadarki yolculuğunu soruyorum. Gözünün önünden bir film şeridi geçiyormuş gibi biraz dalarak, sabırsız davranmadan yanıtlıyor: “Her seferinde benim içimde, karakterimin içinde bir yere giden, zamanı ve mekanı değiştiren, kendini değiştiren, temas eden, temassızlığın içinden teması tartışan bir serüven. Kendi iç yolculuklarım aslında. Kendi kendimle baş ettiğim zamanlar. Belki o yüzden de seviyorum. Yeni bir film çektim, buradayım, aktifim demekten çok yazarken de çekerken de, hayatıma tatmin edici bir meydan okuma getirdiği için. Bir ses hep beni geri çağırıyor.”

ecem uzun, tereddüt

Fotoğraf: Ekin Özbiçer, Moda Editörü: Ece Öğütoğulları, Vogue Türkiye Aralık 2016

“Yeşim bir çakmak çakıyor. Bunu nasıl yapıyor hâlâ hiçbir fikrim yok. Tetiklediği şey içinizde kendine bir yol buluyor. Ilerliyor ama sonu görmüyorsunuz, sizi oraya asla önceden götürmüyor.”

Ecem’i, üniversite ikinci sınıfta bölümden hocalarının topluluğu Tiyatro Pürtelaş ile, ona 2014 Afife Tiyatro Ödülleri Yılın En Başarılı Genç Kuşak Sanatçısı Ödülünü kazandıran ilk sahne tecrübesi Savaş’ta izlemiş Ustaoğlu. Öyle tanışmışlar. Ecem de tıpkı onun gibi ödüllerle başladı kariyerine. Ustaoğlu’nun yirmi yıllık yolculuğunda filmlerindeki kadın oyuncularla ödül almanın hep farklı bir yeri olmuş. Araf filmiyle Moskova’dan Tokyo’ya film festivallerinden ve Adana Altın Koza’dan Umut Veren Genç Kadın Oyuncu Ödülü alan Neslihan Atagül, Filipinler’den Fransa’ya kadın oyuncuları festivallerde ödüllere layık görülen Pandora’nın Kutusu ve şimdi Antalya Film Festivalinde Uluslararası En İyi Yönetmen ve En İyi Filmi seçilen Tereddüt’ün Altın Portakallı oyuncusu Ecem. “Ödüller sinemanın seyirciyle olan ilişkisini kolaylaştırır. Oyuncularımın, özellikle de yeni gelenlerin ödül alması ise gerçekten çok tatmin edici benim için. Keşfettiğiniz oyuncularla bir şey yaratıyorsunuz. Birlikte kıymetli bir süreç yaşıyoruz.”

Oyuncularıyla bire bir çalışıyor, onlarla farklı bir ilişki kuruyor Yeşim Ustaoğlu. Metodoloji olarak psikodrama da burada devreye giriyor. “Oyuncular senaryoyu, karakterleri okuduklarında belirli düşüncelerle, hislerle -korkularla belki- karşı karşıya geliyorlar. Sorulacak o kadar çok şey var ki. Bu acaba nasıl olacak, ben ne demek istedim, onlar ne hissetti. Bütün bu süreci yaşamak gerekiyor. Korku da dahil. Ama hepsini kül etmeden. Bazen anlamak, bazen doyurmak bazense çok cevap vermemek gerekiyor. O karakterin enerjisinin akacağı patikayı açmak aslında. Oyuncuyla bire bir çalışmalarımda yaptığım şey böyle bir şey. Hem bir çeşit merak, hem de güven duygusu katıyor karşılıklı ilişkimize. ‘Ben şöyle yapacağım ve her şey orada bitecek’ diye bir şey yok. Uygulanacak bir matematik formülü değil çünkü bu iş, zaman alan bir şey. Hâlâ ne yapacaklarını merak ederek ‘oraya’ gidiyorlar aslında. Sonra da gidip mükemmeli yapıyorlar.” “Bana birçok imaj hatırlattın” diyor Ecem. Ustaoğlu’nun onunla nasıl çalıştığına dair her şeyi merak ediyorum. Elmas karakterini ilk karşılıklı konuştukları anı, filme bir monodrama olarak yansıyan sahneyi... “Yeşim bir çakmak çakıyor. Bunu nasıl yapıyor hâlâ hiçbir fikrim yok. Tetiklediği şey kendine bir yol buluyor. İlerliyor ama sonu görmüyorsunuz, sizi oraya asla önceden götürmüyor. O noktadan sonra kendinizle baş başa kalıyorsunuz. Yeşim bir dış ses gibi içinize işlemiş. Onun söylediği, çaktığı her çakmağın bana ve bedenime olan etkisini hissetmek ve bunun üzerine çalışmak, benim için tarif etmesi güç, iz bırakan bir deneyimdi. ‘Hadi yapalım. Oynamıyor muyum? Coşalım!’ diyordum ara ara. Her seferinde ‘Biraz sete bırakalım’ diyordu Yeşim, sakin ve kontrollü ses tonuyla.” Ustaoğlu tamamlıyor, “Anlardan konuşuyoruz. Aynı an bir daha asla ve kata yaşanmaz. O yüzden ateşi söndürmemek, setin büyüsünü bozmamak lazım.” Bu temaslarla öyle bir güven olgunlaşmış ki aralarında, engel tanımadığı belli. Çok gerçek, yaşsız ve dostane.

ecem uzun, tereddüt

Fotoğraf: Ekin Özbiçer, Moda Editörü: Ece Öğütoğulları, Vogue Türkiye Aralık 2016

“Komiğizdir biraz. Yeşim ciddi görünür ama hiç öyle biri değil” diyor Ecem. Ustaoğlu gülümseyerek onaylıyor: “Matrağımdır aslında.” Karadeniz’e âşık iki kadın, birlikte o kadar güzel gülüyorlar ki. Doğalarıyla hayranlık uyandırıyorlar.

Tereddüt’te doğanın etkileyici güzelliği Ustaoğlu’nun diğer filmlerinde olduğu gibi yine ön planda. Karakterlerin iç karmaşası denizi kabartıyor. Ustaoğlu’nun vazgeçilmezi Karadeniz, fırtınalı. “Yalnız olmak, izole edilmiş bir durumun içinde olmak, o yalnızlığın içinde orayla bağ kuramamak. Veya insanın kendisiyle bağ kuramaması. Öfke, coşku, özgürleşme, özlem, yalnızlık, terk edilmişlik, bütün bunlar, çocukluğa dönmek. Filmin içinde bunları hissetmek istedim. Mekan aslında her şeye karşılık verdi. Su verdi daha doğrusu. Bu duyguların her birini orada yaşadım. Dolayısıyla bana bunları yaşatan müphem ve kasvetli Karasu da bir karakter olarak sesiyle, varlığıyla, görüntüsüyle bir çeşit rol aldı aslında.”

Bu sabah hissettiklerimi hatırlatıyor bana Karasu. Galiba direnişi sona erdirme zamanı geldi. Tereddüt’le kanımızı donduran sabahki gelişmeleri konuşuyoruz. “Tereddüt, şiddetin altını çok fazla çizmeden maruz kalınabilecek halleri çok farklı iki karakterde anlatıyor. Her gün kadınlar ve çocuklar ihmal ve suiistimale maruz kalıyor. Bir şekilde rasyonalize edilerek. Bugün önümüze gelen senaryoyla belki de yasalaştırılarak. Elmas’ın başına ne geliyor ki -işte korkmuş kız! Adam onu dövmedi, öyle bir şey görmedik ama yaşadığı travmayla karşı karşıyayız. Her gün evde ve dışarıda bu kadar ihmal ve suiistimale maruz kalan kadınlar, erkek ve kız çocukları için çok zor durumlar bunlar. Hukuk-mahkeme ve hastane süreçlerinde ise baş edemeyecek kadar sıklıkta tekrar tekrar maruz kalıyorlar travmalarına. Esas bunları konuşmalıyız” diyor Ustaoğlu ve ekliyor. “Sadece mağdur olan ya da maruz kalanın, alt ya da üst sınıfın değil, herkesin kapısını çalıyor Tereddüt. Filmde Funda Eryiğit’in canlandırdığı Şehnaz karakteriyle de bunu söylüyorum. Hiçbir şeyi görmezden gelebilecek bir halde değiliz. Ve maalesef hepimiz bu oyunun parçasıyız. Kimi zaman işbirliğiyle, kimi zaman görmezden gelerek, kimi zaman yyakıştırmayarak, kimi zamansa hiç anlamayarak, temas etmeyerek... Bütün bunların sona ermesi, farkına varılması için bir şeyler yapmaya uğraşan insanları yalnız bırakıyoruz neredeyse.” Odadaki havanın ağırlaştığını hissediyorum; artık biraz da umutlanmalı.

Güzel şeylerden konuşalım. “Tanışmanızdan bu yana birlikte çok güldüğünüz bir an oldu mu?” Aniden kıkırdamaya başlıyorlar. “Komiğizdir biraz. Yeşim ciddi görünür ama hiç öyle biri değil” diyor Ecem. Onaylıyor gülümseyerek Ustaoğlu: “Matrağımdır aslında.” “Çok matrak bir kadın. İnanamazsınız.” Yakın zamanda onu çok güldürdüğünü anlatmaya çalışıyor Ecem ama gülmekten bir türlü cümlenin devamını getiremiyorlar. “Yeşim de Karadenizli, ben de Karadenizliyim. Oraya özgü bir deyim var. Geçen gün onu söyledi. Yeşim’e hiç yakıştıramadım.” Yeşim “Ama doğru zamanda doğru şeyi söyledim” diye karşılık verince Ecem’in kahkahaları yükseliyor: “Kesinlikle!” Karadeniz’e âşık iki kadın, birlikte o kadar güzel gülüyorlar ki. Doğalarıyla hayranlık uyandırıyorlar. Tereddüt’ün bir bölümünü çektikleri Karasu’nun kıyısı Karadeniz için “Bana çok iyi geliyor” diyor Ecem, “Arınma gibi. Kişisel olarak Karadeniz’de bir yaşantım olmadı. İstanbulluyum, kökenim Karadeniz. Her fırsatta gidiyorum. Anneannem orada yaşıyor. İki teyzem orada. Çok seviyorum Karadeniz’i.” “Beni bugünlerde çağırıyor biraz” diyor, Ustaoğlu oldum olası sevdalısı için. İlginçtir, birlikte Karadeniz’e gitmeyi hiç düşünmemişler. “Bize iyi bir fikir verdin” diyorlar. “Bu kadar yoğun zamanların üzerine gitmeyi çok arzuluyorum” diyor Ecem. “Evet. Durmak bazen çok iyi geliyor” diye karşılık veriyor Ustaoğlu. Röportajın hemen ertesi günü kendimi bir anda Karasu’da bulmamın nedeni buymuş. Ben söyleşiye son noktayı koymadan önerge konusu tamamıyla kapandı ama o günü hiç unutmayacağım. Tereddütsüz.

Tereddüt 16 Aralık’ta vizyonda.

 

ETİKETLER: TEREDDÜT , YEŞİM USTAOĞLU , ECEM USTAOĞLU , VOGUE TÜRKİYE ARALIK , ARŞİVDEN