14 Kasım 2015

Takım Mücadelesi

YAZI: SEDA YILMAZ

Rivayete göre, 1972’de Amerikalı sosyal kelebek Nan Kempner üzerinde Yves Saint Laurent smokin takımıyla Manhattan’ın meşhur restoranı La Cote Basque’a gider ve kapıda uyarı alır. Üzerindeki kıyafetle girmesine izin verilmediğini öğrendiğinde pes etmez; pantolonunu çıkarıp ceketiyle içeri girer ve akşam yemeğini yer. Aslında Nan Kempner ilk değildi. O güne değin Marlene Dietrich, Greta Garbo ve Katharine Hepburn gibi ünlü isimler takım elbise giyerek kadınlara “kötü örnek” olmaya cüret etmişlerdi. Dahası, Yves Saint Laurent, 1967 Sonbahar/Kış koleksiyonunda smokin takımı ilk kez podyuma taşımış ve sansasyona sebep olmuştu. Yine de toplumsal cinsiyet rollerini flulaştırmak bugün olduğu kadar kolay değildi. 2015 Sonbahar/Kış koleksiyonlarında cinsiyetleri nötr hale getiren markalar arasında Gucci başı çekiyor. Modaevinin yeni tasarımcısı Alessandro Michele’in ilk sınavını verdiği koleksiyonda, 70’leri çağrıştıran takım elbiseler koleksiyonun lokomotif parçaları arasında. Prada, Tod’s, Bottega Veneta, Altuzarra ve Stella McCartney defilelerinde de takım elbiseler göze çarptı. Maskülenlikle feminenlik iç içe geçti. İtalyan gustosunun öncülerinden Max Mara, takım elbisenin kadın gardırobunun demirbaşlarından olduğuna inandığı için The Tailored Suit Project’i (Ismarlama Takım Elbise Projesi) geliştirdi. Dördüncü sezonundaki bu koleksiyon, 10 klasik takım elbiseden oluşuyor. Standart bir ceketin dikiminin iki katı zamanda, 345 dakikada yapılan ceket modelleri arasında maskülen kesimli uzun, kruvaze blazer, smokin ceketi ve saf yün ceket bulunuyor. Her bir takım elbise modern zamanların Greta Garbo’sunu yaratabilecek güçte.

15-11/13/takim-elbiseler.jpg

Prada, Gucci, Stella McCartney

Fotoğraf: Indigital

Takım elbise ve ikonik kadınlar

Günümüzde, ünlü bir kadın takım elbiseyle kırmızı halıda fotoğraflandığında yer yerinden oynamıyor. Fakat 30’lu yıllarda durum çok farklıydı. Kadınların, bırakın kırmızı halıda arzı endam etmeyi, günlük hayatta bile böyle bir kılıkla gezmeleri yürek isterdi. Marlene Dietrich, 1933’te Paris’e yaptığı bir gezide, maskülen bir paltoyla tamamladığı takım elbisesi yüzünden polis tarafından ikaz edildi. Sebep, 1800’lere dayanan bir yasa gereğince kadınların erkek gibi giyinmesinin yasaklanmış olmasıydı. Yasaklara rağmen gözü pek ve cüretkâr kadınlar vardı. Yazar George Sand onlardan biriydi. Hayatımın Hikâyesi adlı kitabında 1830’larda Paris’te erkek giysileriyle gezmesini şöyle anlatır: “Kendime, gri kaba bir kumaştan bir redingot, bir pantolon ve aynı kumaştan bir yelek diktirdim. Gri bir şapka ve kalın yün bir kravatla, üniversitenin birinci sınıfında okuyan genç bir delikanlıdan farkım kalmıyordu. Çizmelerimi ne çok sevdiğimi anlatamam. Bu altı demirli alçak topuklarla, kaldırımlara sapasağlam basıyor, Paris’in bir ucundan diğer ucuna uçuyordum. Yürüyerek bütün dünyayı gezebilecekmişim gibi hissediyordum. Kimse bana dikkat etmiyor, kılık değiştirdiğimden şüphelenmiyordu.”

15-11/13/brigitte-bardot-1447432560.jpg

Fotoğraf: Getty Images Turkey


Böyle başına buyruk kadınlara ne çok şey borçluyuz aslında. Onlar bize, özgürlüğün mücadelesiz kazanılamayacağını gösteriyorlar. İster maskülenliğe ister feminenliğe meyilli olsun, kadının kendi kimliğine sahip çıkmasının zorlu ve bir o kadar da güzel oluşunu ifade ediyorlar. Bianca Jagger, Lauren Hutton, Jerry Hall, Catherine Deneuve, Faye Dunaway ve Betty Catroux onların açtığı yoldan ilerleyen diğer ünlü kadınlar. Hepsi, maskülen giyim kodlarını tarzlarına uyarlamaktan geri durmayan güçlü kadınlar.

ETİKETLER: TAKIM ELBİSE