20 Eylül 2016

Kariyerim, Kızım, Yeni Kurallarım

Kızınızı ve kocanızı bırakıp kariyeriniz için yurtdışında çalışmayı kabul eder misiniz? Ayşe Çolak etti, ailesinden uzakta iki buçuk yıl geçirdi ama işler umduğu gibi gitmedi. Bu, işi için pek çok şeyden fedakarlık yapan bir kadının, önce tam zamanlı anneliği, sonra hayatın dengesini keşfetme hikayesi.

ayşe çolak

Ayşe Çolak, Fotoğraf: Dinçer Dinç

İş hayatım hep başarılarla geçti, çok çalıştım ve karşılığını hep aldım. İşim benim her şeyimdi, en başta da en sevdiğim hobim. Ben çalıştıkça karşılığı geldi ve çok genç yaşta finans sektöründe hızla yükseldim. Tüm değerlendirmelerde şirketin potansiyeli en yüksek çalışanı seçiliyordum. Bunlara bir de iş sonuçları eklenince, şirketin sağladığı destekle İtalya’da Bocconi Üniversitesinde ve Fransa’nın ünlü işletme okulu Insead’de programlara devam ettim. Yirmi sekiz yaşında evlendim. Eşim de iş hayatımda sonsuz destek verdi. Yurtdışı çalışmaları, projeler, terfiler derken zaman hızla geçti. Kızım doğduğunda otuz dört yaşındaydım ve çalıştığım şirkette üst düzey yönetici olmuştum. Annelik de hızımı kesmedi aynı tempoyla ve mutlulukla çalışmaya devam ettim.

Kızım dört yaşına geldiğinde İstanbul’da birlikte çalıştığım yabancı yöneticilerim terfi edip Avusturya’ya gittiler. Giderken bana da iş teklif ettiler. Türkiye’de yaptığımız projeleri Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde de yapmamı istiyorlardı. Hafta sonları gelecek, hafta içinde yurtdışında çalışacaktım. Çok zor bir karardı, eşimle birlikte uzun uzun düşündükten sonra kabul etmeye karar verdik. Ailece gitmemiz o tarihte mümkün değildi, onun da çalışmaktan mutlu olduğu iyi bir işi vardı. Belirli bir süre bu şekilde idare edebileceğimizi düşündük.

Babaanne destekli, yatılı bakıcılı bir düzen kurup kızımı ve eşimi İstanbul’da bırakarak Viyana’ya gittim, yeni düzenime, tek başına olmaya alışmak çok kolay olmadı. Yalnız hissettiğimde kendimi avutmanın bir yolunu bulmuştum: İstanbul’da çalışırken işten geç saatte döndüğüm için geldiğimde kızım uyumuş oluyordu. Halbuki Viyana’dayken kızım uyumadan önce her akşam internet üzerinden görüntülü sohbet ediyorduk. Yani aslında kızımla daha çok vakit geçirebildiğimi ve çok bir şeyin değişmediğini düşünüyordum. Kendimi bu şekilde avutuyordum. Viyana’daki çalışma tempom İstanbul’u da geçmişti.

Bir günde üç ayrı ülkede bulunduğum zamanlar oluyordu. Farklı ülkeler, farklı kültürler, farklı insanlarla gece gündüz çalışarak geçen günler... İşim kolay değildi ama beklentim çok yüksekti. Bu çalışmaların hepsinin kariyerime müthiş bir artısı olacaktı. Üstelik çalışmayı, sınırlarımı zorlamayı seviyordum.

Babaanne destekli, yatılı bakıcılı bir düzen kurup kızımı ve eşimi İstanbul’da bırakarak Viyana’ya gittim. Kızım uyumadan önce her akşam internet üzerinden görüntülü sohbet ediyorduk. Yani aslında kızımla daha çok vakit geçirebildiğimi ve çok bir şeyin değişmediğini düşünüyordum. Kendimi bu şekilde avutuyordum.

Peki bu arada İstanbul’da neler oluyordu? Kabul etmek gerekirse evde sorunlar daha ilk aydan çıkmaya başlamıştı. Kızım dört yaşındaydı, okulda öğretmenlerine “annem evi terk etti” diye anlatıyordu. Pazar günleri havaalanına gitmek için gelen taksiye benden önce biniyor ve annemden ayrılmayacağım diye gözyaşı döküyordu. Duygusal açıdan en zoru İstanbul’dan Viyana’ya dönüşlerdi. Yalnızca onun için değil benim için de. Kendimi, anneliğimi sorguladığım acı dolu günlerdi. Yurtdışından kamera ile evi izliyor, kızımı görüyor ama dokunamıyordum. Bazı geceler onu uyurken seyrediyor, yanağını ekrandan okşamaya çalışıyordum.

Viyana’da geçirdiğim sürede iş anlamında büyük tecrübeler edindim. Kapsamlı projelerde çalıştım ve bulunduğum her ülkede uyum sağlayabildiğimi ve başarılı iş sonuçları aldığımı bir kez daha gördüm. Ancak diğer tarafta aile hayatım çok yara almıştı. Hayatımda aileye özlem ve çalışma dışında hiçbir şeye yer yoktu. Galiba en iyi bildiğim şey çalışmak, çok çalışmak, iyi sonuçlar almak, tekrar çok daha fazlası için çalışmak, çevresine sürekli değer yaratmaktı. Hayat böylece akıp gidiyordu. Bir yerlerde yanlış giden bir şeyler vardı ama adını koyamıyordum. Profesyonel hayat, yükselmek, başarılı olmak o kadar ayrılmaz bir parçam olmuştu ki başka bir hayatın olabileceğini düşünemiyordum bile.

Bu arada bağlı olduğum yöneticilerim İtalya’ya terfi ettiği için bu sefer de Milano’ya gidip gelmeye başladım. Yine de her hafta sonu İstanbul’a gelmeye devam ettim, böylelikle “iyi anne” olduğuma inanmak istedim. Elime geçen her fırsatta kızımı görmek için İstanbul’a geliyordum ama bu görüşmeler özlemimizi dindirmeye yetmiyordu. Azmim, kararlılığım, çalışkanlığım ve işimi çok sevmem beni iş hayatında başarılı yapmıştı. Ancak bunların yetmediği de apaçıktı. Günler geçtikçe iş hayatımdan aldığım tatmin azalıyor, kızıma duyduğum özlem her geçen gün artıyordu. Aile hayatımda yolunda gitmeyen onlarca konuyu, en başta da kızımın bensiz geçirdiği zamanın bize verdiği zararı görmeye başladım.

İş hayatında genel resme ve detaylara hep hakimdim, bütün olasılıkları değerlendirip ona göre önceden tüm kararları almış olurdum. Akışa bırakmak diye bir şey sözlüğümde hiç olmamıştı. Ama yaşadığım bu süreçte öğrendim ki konu aile ve çocuğunuz olunca planlar ve stratejiler her zaman başarılı olmayabiliyor, hayatın akışı sizi yönlendiyor. Kamera sistemleri, yatılı bakıcı düzeni, aile büyüklerinin desteği, eşinizin anlayışı yeterli gelmeyebiliyor. Tam iki buçuk sene sonra, başka türlü bir hayat mümkün diye düşünmeye başladım.

Yirmi yılda ilmek ilmek ördüğüm kariyerimi bırakıp tam zamanlı anneliğe geçiş yapmam 2014 yazına rastlar. O yıl, kırk iki yaşında yemek yapmasını öğrendim. Evdeki yatılı bakıcıdan ayrıldım, tüm ev işlerini en iyi bildiğim şekliyle proje halinde ele aldım. Bu yüzden acemi olsam da, zamanı on beş dakikada üç çeşit yemek yapabilecek kadar iyi kullanabildim.

Yirmi yılda ilmek ilmek ördüğüm kariyerimi bırakıp tam zamanlı anneliğe geçiş yapmam 2014 yazına rastlar. O yıl, kırk iki yaşında yemek yapmasını öğrendim. Evdeki yatılı bakıcıdan ayrıldım, tüm ev işlerini en iyi bildiğim şekliyle proje halinde ele aldım. Bu yüzden acemi olsam da, zamanı on beş dakikada üç çeşit yemek yapabilecek kadar iyi kullanabildim. Sabah kahvaltılarını kendim hazırladım, her sabah omlet, taze sıkılmış portakal suyu ve süt. Akşamdan tabakları, çatal ve bıçakları masaya koyarsanız, süt, yumurta ve kaşar buzdolabında aynı yerde bulunursa inanın beş dakika bile sürmüyor mükellef bir kahvaltı hazırlamak. Kızımı servise bindirdim, servisten aldım, sık sık okula gittim, arkadaşlarının anneleri ile dost oldum. Başka bir hayatı keşfettim ve çok da mutlu oldum. Tam zamanlı anneliği bir yıldan fazla doya doya yaşadım.

Çalışma hayatından alışkanlıkla evde de işleri efektif şekilde ayarladığım için, sonrasında bir sürü zamanım kalıyordu. Üstelik yeniden üretken olmak istiyordum. Kahve sohbetlerinden birinde, bir arkadaşım YenidenBiz’den bahsetti. YenidenBiz, çalışmaya bir sebeple ara veren on yıl ve üstü tecrübeye sahip kadınları iş hayatına kazandırma amacıyla kurulan bir sivil toplum kuruluşu. Burada kadınlara iş hayatına hazırlamak için eğitimler verildiğinden, onlara katılmamın bana çok faydası olacağından bahsetti. 2015’in sonlarıydı.

İnternetten yenidenbiz.com adresine girdim, kaydoldum. İlk eğitimde genel koordinatörümüze gönüllü çalışmak istediğimi söyledim. Anket dağıtma, anket toplama, bunların excel’e girilmesi gibi bir sürü iş verdi bana. Halbuki ben, üst düzeylerde çalışmış ve çok büyük projelere imza atmış bir iş kadınıydım. Herhalde en son yirmi yıl önce bu ve benzeri işler yapmıştım! Önce bu duygumu paylaşmak istedim sonra vazgeçtim. Hayatımı o dönemde yeniden yapılandırıyordum. Geçmişteki unvanlarım ve sorumluluklarım geçmişte kalmıştı. Şimdi bulunduğun ortama uyum sağlayıp bana verilen her görevi layığıyla, profesyonel hayattaki gibi yapma zamanıydı. Büyük iş küçük iş demeyip yine tutkuyla yaptığım her işe yüreğimi koydum.

Benden daha iyi okullarda okumuş, daha üst düzey pozisyonlara gelmiş, bir yerde ara vermek zorunda kalmış harika kadınlarla YenidenBiz vesilesi ile tanıştım. Profesyonel hayatın dışında da bir hayat olduğunu ve çok değerli işlerin yapıldığını fark ettim. Motivasyonum yükseldikçe kapıların önümde birer birer açıldığını gördüm.

Şimdi liderlik eğitimleri vermek için yoğun bir programdan geçiyorum. Kendimi yeni kulvarlarda büyük bir tutku ve heyecanla geliştirmeye çalışıyorum. Diğer taraftan özel bir şirkette bağımsız yönetim kurulu üyesi olarak görev alıyorum. Geleceğe dair kariyerimle ilgili yeni projeler üzerinde çalışıyorum. Milano’dan döneli tam iki yıl oldu. Evde her şey yolunda; kızım ve eşimle çok yol kat ettik, ayrı yaşadığımız dönemde sarsılan ailemizi toparladık. Tekrar tutkuyla çalışmaya hazırım ancak artık benim de hayatımla ilgili kurallarım var, en başında da şu geliyor: Mutlaka kocam ve kızımla aynı evde yaşarım.

ETİKETLER: AYŞE ÇOLAK , VOGUE BAKIŞ