23 Ağustos 2020

İç Sesin Derinlerinde

YAZI: ESRA BEBEK

20-08/20/vogue_emreg_cmyk_15-1597920217.jpgFotoğraf: Emre Güven, Moda editörü: Naz Bileydi Yenigün

Gandhi’nin şu ünlü sözü ile başlamak istiyorum bugün. Hindistan bağımsızlık hareketinin öncüsü olarak bilinen efsanevi lider şöyle diyor: “Söylediklerinize dikkat edin; düşüncelere dönüşür, düşüncelerinize dikkat edin; duygularınıza dönüşür, duygularınıza dikkat edin; davranışlarınıza dönüşür, davranışlarınıza dikkat edin; alışkanlıklarınıza dönüşür, alışkanlıklarınıza dikkat edin; değerlerinize dönüşür, değerlerinize dikkat edin; karakterinize dönüşür, karakterinize dikkat edin; kaderinize dönüşür...”

Sözler, düşünceler, duygular, davranışlar ve alışkanlıklar tıpkı bir zinciri andıran iç içe geçmiş halkalar gibi bir araya gelerek gerçeğimizi oluşturuyor. Hiç düşündünüz mü gün içinde en çok konuştuğumuz kişi olarak kendimize neler fısıldıyor, hangi hikayeleri anlatıyoruz? İç sesimin varlığını fark ettiğimde 20’li yaşlarımdaydım, geç veya erken gibi bir tanımlamaya varmadan bana ne söylediğini anlayabilmek için günlük tutmaya başladığımı hatırlıyorum. Belki de o günden bugüne uzanan farkındalık yolcuğumun ilk basamaklarını çıkıyordum, yol uzundu…

Zihin, beden ve ruh bütünlüğü hakkında yapılan birçok araştırmaya göre, her gün zihnimizden 1000’lerce düşünce geçiyor ve dahası bu düşüncelerin %60’ı olumsuz nitelikte.

Zihinden geçirdiğimiz bu düşünceler iç sesimize şekil verirken; yaşamımızda aldığımız kararları, ilişkilerimizin niteliğini, kendimizle olan bağımızı ve tabi ki mutluluk seviyemizi etkiliyor.

Bilim adamları negatif düşünce ve deneyimlerin bedenimizin daha fazla kortizol hormonu salgılamasına neden olduğunu vurgularken; stres seviyemizi de artırarak bizleri savaş ya da kaç mekanizmasına sürüklediğinin altını çiziyor. Bugün biliyoruz ki, negatif deneyimler pozitif olanlara oranla; duygusal beyinde daha fazla yer kaplayarak bilinçaltı kodlarımıza işliyor.

İç sesimizin tonuna yön veren bu düşünceler belki de güzel bir ilişki yaşamamız veya yıllardır hayalini kurduğumuz o işe başlamamızın önündeki en büyük engel…

Kanadalı yazar Robin S. Sharma’nın da söylediği gibi; zihin mükemmel bir uşak ancak oldukça gaddar bir efendidir. Zihni bize verilen bir lütuf olarak kullanmayı seçerek, negatif duygu ve düşüncelerin peşinde sürüklenmek yerine günlük rutinlerimize olumlamalar katmayı pek ala tercih edebiliriz. Her sabah uyandığınızda aynada kendinizle göz göze geldiğiniz o an, durup, iç sesinizin bitmek bilmeyen karmaşasından uzaklaşarak kendinize “İyi ki varım!” demeye hazır mısınız? Evrene yayılan titreşimin gücüne ve yaşamınıza çekeceğiniz mucizelere inanamayacaksınız… 

Kuantumcuların bakış açısına göre, iç açıcı bir haber daha var ki; yepyeni bir dünya kurgulama potansiyeline sahip olan bizler, hangi düşünce ve duygunun peşinden gitmeyi seçersek onu yaratıyoruz.

Ve bunun için elimizde gerçek ötesi romantik bir güç var ki o; hayal kurabilme becerimiz…

Dış sesleri biraz kısıp iç sese yön vermek için önerilerimiz ise şöyle;

Her sabah güne meditasyon ile başlayın, kendinizi dinlediğiniz farkındalık seansının sonunda hayal kurmak için 5 dakika daha ayırın ve kendinizi yaşamınızda gerçekleşmesini en çok arzu ettiğiniz bir olayı yaşarken izleyin, o yüksek frekanslı duyguda 5 dakika daha kalmayı deneyin. Niyet ve duyguyu buluşturun, mucize yanı başınızda!

Ayrıca, Dr. Andrew Newberg ve Mark Robert Waldmen imzalı “Words Can Change Your Brain” isimli kitabı edinerek satırlar arasında bir yolculuğa çıkmalısınız, gözlerinize inanamayacaksınız.

Her sabah kendinizle ilk göz göze geliş anının muzicesine tanıklık edin ve bir olumlamayla bu kıymetli zamanı taçlandırın! Çünkü “Buna değersin, buna değerim, buna değeriz.”

ETİKETLER: YAŞAM , İYİYAŞAM , WELL-BEİNG , VOGUEİNSTAGRAM