07 Mart 2015

Çekmeceler Size Meydan Okuyor

Bırakın kadın cinselliğini; ya mahrem ya da neredeyse yok saydığı kadın-erkek cinselliğini bile kalın yorganlar altında, kapalı kapılar ardında, gece lambasına çevrilen kameranın yavaş yavaş odağını yitirdiği anlarda ve tamamıyla erkeğin hakimiyetinde yaşayan Türk sineması, özellikle kadın cinselliğine dair daha önce keşfedilmemiş diyarlara yolculuk eden Çekmeceler’den sonra bir süre kendine gelemeyecek gibi görünüyor.
 
 
İlk filmleri Zenne’de toplumun erkeklik algısı ve beklediğini alamıyorsa büyük bir mesele haline getirdiği cinsel kimliğin ifşası konularını yine gerçek bir hikayeden esinlenerek perdeye taşıyan ve hayli ilgi çeken yönetmenler M. Caner Alper ve Mehmet Binay, bu kez gerçek bir hikayenin kahramanı olduğuna inanmak istemeyeceğimiz bir kadınla, Deniz ile tanıştırıyor bizleri. Deniz’in 25 yıla yayılan sıra dışı hikayesi boyunca, hem onun hem de çevresindekilerin çekmeceleri tek tek açılıyor, içeride birikmiş ne varsa etrafa saçılıyor. Ama bu tek taraflı bir alışveriş değil. İzleyici olarak bizler de, oturduğumuz yerden, biraz da şaşkınlıkla, eteklerimizdeki taşları dökmeye başlıyoruz. Tamamıyla kendi içimizde ve sadece kendimize… Hem, Çekmeceler’in tek misyonu yüzleştirmek değil.
 
Küçük bir kız çocuğunun iki bacağının arasına sıkıştırılan namus kavramı, evlerin en rahat koltuklarına kurulan ve “kadınları”nı en sadık köleleri yapan kral babalar, “kutsal anne” dayatmasına haddini bildiren ve asla anne olmaması gereken anneler, söz konusu namus olduğunda entelektüelliğin kolayca sıyrılan sahte ambalajı, erkeklik organının zavallı varlığıyla bahşettiği o tuhaf huzur-özgüven-üstünlük üçgeni, baba-kız ilişkisinde hayranlıkla korkunun, şefkatle şiddetin birbirine karıştığı karanlık dehlizler, annenin yokluğuyla büyüttüğü, durup dinlenmeden görmezden gelen varlığıyla yara yapıp, kanattığı o tekinsiz boşluk hissi…Bunların her biri ve kelimelere dökülmesi güç olan bir o kadarı daha, Çekmeceler’in mönüsünde.
 
 
Alper-Binay ikilisinin Zenne’den fersah fersah öteye demirleyen yönetmenlik gösterisi, Ece Dizdar, Taner Birsel, Tilbe Saran ve Nilüfer Açıkalın’ın karakterlerinin ruh hallerindeki küçük nüansları bile perdede görünür kılan, sarsıcı performansları ve filme baştan sona sinmiş yapım kalitesi, bu mönüye eşlik ediyor.  
 
Hazır yerli sinema geleneğini neye uğradığını şaşırtan, böyle cüretkar ve ayrıksı bir örnek sinemalarda sizi beklerken, hiç durmayın. Gidin ve bir filmle dertleşme deneyimini yaşayın. Önce o anlatsın, sonra siz anlatın. 
 
Selin Gürel     

 

ETİKETLER: SİNEMA , SANAT , KADIN , ECE DİZDAR