09 Mayıs 2015

Cannes Ön Gösterimi

Emmanuelle Bercot, hem açılış filmini hem de başka bir yarışma filminde oynayan ilk kadın sinemacı.
 
1. Açılış filmi bir kadın yönetmenden
Jüri başkanı Jane Campion’ın sinema sektöründe çalışan kadınların cinsiyetçiliğe maruz kaldığını vurgulamasından tam bir yıl sonra, Cannes Film Festivalinin açılışını, kadın yönetmen Emmanuelle Bercot’nun imzasını taşıyan La Tête Haute yapıyor. Film 68 yıllık festivalin açılış tarihindeki ikinci kadın yönetmen vakası. İlki, 1987’de Diane Kurys’in yönettiği A Man in Love idi. 
 
2. Jüri başkanı koltuğu iki kişilik
Kariyerlerinin başında, 1991’de, Roman Polanski’nin başkanlığını yaptığı Cannes jürisinin Barton Fink ile Altın Palmiye’ye layık gördüğü Coen Kardeşler, bu yıl festivalin jüri başkanları olarak karşımızda. Cannes Film Festivali tarihinde ilk kez jüri başkanı koltuğunda iki kişi oturuyor. Coenler’in yorumu ise harikulade: “Daha önce hiçbir şeyin başkanı olmamıştık.”
 
3. Natalie Portman ilk göz ağrısıyla festivalde
Kamera önünde büyüyen Natalie Portman’ın, ilk yönetmenlik hakkını ülkesi İsrail’de geçen biyografik bir öyküden yana kullanması, kabul etmeli ki, hayli iddialı bir hamle. A Tale of Love and Darkness, İsrailli yazar Amos Oz’un çocukluk ve gençlik yıllarını perdeye taşıyor. İyi haber, Portman’ın Krzysztof Kieslowski filmlerinin görüntü yönetmeni Slawomir Idziak ile çalışması. Kötü haber, oyuncu/yönetmenlerin bilinen en büyük zaafının esiri olması ve yönettiği filmde oynaması.
 
4. Kısa film yarışmasında bir Türk filmi
Geçen yılki Altın Palmiye heyecanından sonra bu yıl da Cannes’da bir başka heyecan yaşıyoruz. Ziya Demirel’in Salı adlı filmi, dünyanın en prestijli kısa film ödülüne aday gösterilen dokuz yapımdan biri. İlk dokuza girebilmek için, festivale tam 4550 kısa film gönderildiği açıklandı. Hatırlarsanız, 2012’de Türkiye’den L.Rezan Yeşilbaş, Sessiz ile kısa film yarışmasının galibi olmuştu.
 
 
5. Marion Cotillard bu kez ödüle uzanabilir mi?
Son üç yıldır En İyi Kadın Oyuncu ödülüne teğet geçen Marion Cotillard, bu yıl Macbeth ile şansını deniyor. Cotillard’ın, hem perdede hem de sahnede daha önce defalarca canlandırdığı Lady Macbeth yorumu merakla bekleniyor. En İyi Kadın Oyuncu ödülü için şansı yüksek olan diğer adaylar; Carol ile Cate Blanchett, Mia Madre ile Margherita Buy,  La giovinezza veya The Lobster ile Rachel Weisz, Louder Than Bombs ile Isabelle Huppert ve Sicario ile Emily Blunt.
 
 
6. 50’lerde geçen lezbiyen aşk hikayesi: Carol
Todd Haynes ne zaman sihirli değneğini 50’lerin Amerika’sına değdirse, altından unutulmaz kadın karakterler çıkıyor. Altın Palmiye adaylarından Carol, 13 yıl önce yönettiği Far From Heaven’ın aynadaki aksi gibi. Blanchett’i huzursuz bir evliliğe hapsolmuşken, genç bir kıza gönlünü kaptıran Carol Aird rolünde izliyoruz. Neslinin en yetenekli oyuncularından Rooney Mara ise Carol’a tutulan Therese Belivet rolünde. Karakterler tanıdık geldiyse ekleyelim. Film 1952’de yayımlanan Patricia Highsmith romanı The Price of Salt’dan uyarlandı.
 
7. İngilizce’ye rağbet var
Cannes Film Festivalinin en sık karşı karşıya kaldığı eleştirilerden biri, gittikçe “Amerikanlaştığı”, Avrupa’dan uzaklaştığı yönünde. Anlaşılan o ki, Amerikanlaşan tek şey festival değil. Bu yılın Altın Palmiye adaylarından beşi, İngilizce filmler çeken yabancı yönetmenlere ait. İtalyan Matteo Garrone, Yunan Yorgos Lanthimos ve Norveçli Joachim Trier, ilk İngilizce filmleriyle yarışmada. Quebec’li Denis Villeneuve ve İtalyan Paolo Sorrentino’nun ise bu ilk vukuatları değil.
 
8. Kırmızı halı onları bekliyor
Cannes, bir film festivali olduğu kadar bir moda gösterisi aynı zamanda. Öyle ki bazı oyuncuların filmlerdeki performanslarından çok kırmızı halıdaki seçimleri merak konusu. Bu yıl Cannes’ın Kırmızı halısına çıkarma yapacak isimler arasında; Catherine Deneuve, Charlize Theron, Isabelle Huppert, Isabella Rossellini, Marion Cotillard, Rachel Weisz, Cate Blanchett, Emma Stone, Salma Hayek, Emily Blunt, Naomi Watts, Jane Fonda, Léa Seydoux, Rooney Mara, Anaïs Demoustier, Natalie Portman, Diane Kruger gibi oyunculara rastlıyoruz.
 
 
9. Selfie’lere son!
Cannes Film Festivali direktörü Thierry Frémaux, festivalin programını açıklarken, Kırmızı halıda selfie çekilmesine bir son verilmesi yönünde, ricayla karışık ilginç bir uyarıda bulundu. Ne kadar ünlü olursanız olun, bu uyarıdan sonra Kırmızı halıda selfie çekerken fotoğraflanırsanız, görgüsüzlüğünüzden dem vuran bir dolu manşetle baş etmek zorundasınız. Selfie’lerin Kırmızı halı akışını yavaşlattığını, programın aksamasına neden olduğunu, ayrıca gülünç ve grotesk manzaralar yarattığını söyleyen Frémaux, dostça bir hatırlatma daha yaptı: “Hiçbir fotoğrafta selfie’lerde olduğu kadar çirkin çıkamazsınız.”
 
 
10. Yarışmanın heyecanlandıran filmleri
Yedi yıldır uzun metraj çekmeyen Hsiao-Hsien Hou’nun The Assassin’i kalp atışlarımızı hızlandırıyor. Dogtooth’un yönetmeni Yorgos Lanthimos’tan distopik bir bilimkurgu (The Lobster) izlemek nasıl olur, tahayyül bile edemiyoruz. Béla Tarr’ın asistanı László Nemes’in ilk filmi Son of Saul ile devler arasında nasıl bir mücadele vereceği, ciddi merak konusu. Paolo Sorrentino’nun ikinci La Grande Bellezza vakası La Giovinezza, Todd Haynes’in güzelim filmi Carol, ilk iki filmiyle kalbimizde taht kuran Joachim Trier’nin yeni filmi Louder Than Bombs ve Gus Van Sant’ın sert ilk dönemine dönüş yaptığı Sea of Trees ise bünyelerde heyecan fazlası yaratıyor.  
 
 

Selin Gürel

 

ETİKETLER: CANNES FİLM FESTİVALİ , CANNES 2015 , SANAT , SİNEMA