16 Eylül 2014

Londra Moda Haftası: Dördüncü Gün

YAZI: SUZY MENKES

TOM FORD: SEKSİ MUZİPLİĞE GERİ DÖNÜŞ

Siyah korseler ve üzerinizden kayan gümüş rengi üstler? Seks, sabo terlikler (clogs) ve rock’ n’ roll?

Tom Ford derin ve çekici sesiyle “Eğlence” diye açıklıyor.

Tom’un süper seksüel 90’lı yıllarına geri döndük. Platform ayakkabılar ve etek gibi gözüken İspanyol paçalarla içine biraz da 70’ler katılmış. Kabartılıp dağıtılmış saçlar, modellere rockçı havası veriyor.

Tom Ford’un kıyafetleri, kimseninkine benzemez. Londra moda takviminde gizem dünyasından gelmiş yabancı bir adam olarak ortaya çıkıyor ve tahrik edici, sanki rehin dükkanına ait kıyafetlere seyirci bulabiliyor. Ancak, kıyafetler o kadar iyi kumaşlardan yapılmış ve o kadar ustaca tasarlanmış ki bir çeşit seksüel couture tarzı yarattığını söylemek doğru olurdu.

Her şey cuk diye oturdu derdim ama hayır, her şey tıpkı baldırın bir kısmını belli belirsiz açıkta bırakan bir jartiyer çorabı gibi yerine oturmuştu.

Metalik, pembe, yeşil çiçekli siyah fonlu İspanyol paçalarla bir miktar ılımlılık da eklenmişti.  

Bu defile, baştan çıkarmanın hızlı treni gibi. Siyah ve gümüş parıltılı bir elbise ılımlı olabilecekken üst kısmında sadece göğsü saran rugan deriden şerit var. 

Dürüst olmak gerekirse, Gucci’nin Tom Ford’lu günlerine benziyor. İşte tasarımcının yaptığı da bu. Kendi süper zengin müşterilerini iyi tanıyor. Ve şu açık ki, yaşlanan rockçıların genç ve seksi eşlerinin ve yok gibi elbiseler görme isteğinin yarattığı bir piyasa var. 

Defileyi değerlendirecek olursam gerçekten de eğlenceliydi ve Tom Ford’un mesajı bütün dünyaya tıpkı bir şey gibi yayılacak… Seks oyuncağı gibi. 

 

BURBERRY’NİN BÖCEKLİ DÜNYASI:

Burberry Koleksiyonu’nda böceğin büyük etkisini hissetmemek imkansızdı. Podyumdaki halının üzerinde kocaman harflerle “Insect” (Böcek) yazısı ve kocaman bir böcek bulunuyordu. 

Renklerde de böceklerle ilgili garip tonlar vardı: Uçuk bir elbisede uğurböceği kırmızısı, pullar ve payetlerde örümcek sarısı, aksesuarlardaysa Mısır’a özgü bir böceğin parıltılı metalik yeşili kullanılmıştı.

Defilede ilk sergilenen etekler sinekleri yakalamak için kullanılanlara benzeyen ağ örgülerden yapılmaydı ve katman katmandı. Eteklerin üstüne de vücuda tam oturan kot ceketler giydirilmişti.  Ayakkabı olarak da bugünlerin en revaçta olanı vardı: Sneaker’lar. Ceketlere ve Sneaker’lara da ürkünç böcek renkleri hakimdi.

Tıpkı Christopher Bailey’in seçimine uygun bir şekilde, James Bay’in canlı olarak söylediği duygulu şarkılar, defileye şiirsellik ve çekicilik kattı. 

Peki bütün bunların Burberry markasıyla alakası neydi? Koleksiyonda, o ünlü Burberry desenlerine dair hiçbir şey yoktu. Onun yerine, böcek hikayesini devam ettirebilmek için yağmurlukların bel kısmına kanatları andıran tüller eklenmiş ve  omuz kısımlarına arı çizilmişti.

Her ne kadar Kate Moss, Cara Delevingne gibi “Hadi eğlenelim!” tarzı mankenler, aktris Naomie Harris ve fotoğrafçı Mario Testino gibi önemli isimler defileye gelmiş olsalar da Burberry defilesi sadece seyirciler izlesin diye yapılmış bir defile değildi. 

Ama bir yandan da, Youtube’la bir işbirliğine girilip bu “Kuşlar ve Arılar” defilesi gösterilse nasıl olurdu diye düşünmekten kendimi alamadım. Renkler! İhtişam! Güzel böcekler! Christopher Bailey’e bu kadar kapsayıcı bir koleksiyon hazırladığı ve böcekleri sevimli gösterebildiği için tam not.

 

CHRISTOPHER KANE: USTASINA NOSTALJİK BİR SAYGI DURUŞU

Sahne arkasında, defileyi adadığı ustası ve arkadaşı Profesör Louise Wilson’ın sözü açılınca “O konuda konuşmayalım.” diyor.

Bu sene ustasının ani ölümünün ardından, Central Saint Martin’s College of Art and Design’a gittiği yıllardaki çalışmalarının bulunduğu fotoğraflara rastladığını anlatıyor.

Fotoğraflarda kızkardeşi Tammy, kendi mutfaklarında oluşturduğu halat iplerden elbiseye modellik ediyor.

Hocası Wilson’ın bütün öğrencilerine söylediğine emin olabileceğiniz bir şey varsa o da, “Hep ileri git, sınırlarını zorla ve asla geri bakma.”dır. Bu defilede ağıtsal bir hava hissetmek mümkün olabilirdi, bütün moda dünyasında sevilen ve hayranlık duyulan Louise’i asil bir şekilde anmak gibi. 

Ancak onun yerine, Chrisopher’ın geçmişinde kalan renkli halat iplerle ilgilenmek gibi çocuksu şeylerle meşgul olduğunu görüyoruz. Halatlar, bazı usta terzi işi görünümler için veya kısa elbiselerde vücudun hatlarını belli etmek için kullanılmış. Ama Kane’in eski işlerindeki o gizli seks ve sapıklık etkisini görmeyi boşu boşuna beklemişim. Acaba halatlar, cinsel kölelik fantezilerine bir gönderme miydi? Yok, olamaz, çünkü elbiseler öyle bir gönderme için fazla hanım hanımcıktı. Belki de tülle beraber aşağıya inen kumaş boynuzlar bir çeşit fetişist mesajdı? Bilemiyorum.

Renklerde coşku yoktu, farklı bir rengin kurnazca kullanımına da rastlanmıyordu. Defile için dağıtılan bilgilendirme kağıdında Kane, şarap rengi üniformasından esinlendiği renkler kullandığını yazmış. Cidden mi? Kendi İskoç geçmişinden daha ilginç bir şeyler çıkaramaz mıydı?

Elbette ki, Christopher Kane kendi standartlarını çok yükseltmiş bir tasarımcı olarak kötü bir koleksiyon ortaya koyamazdı. Sonlara doğru, parlak kumaşlarda, dar parıltılı bir halat ipinin zekice yerleştirildiği biçimli elbiseler vardı. Kering Grubu’ndan kocası François Henri Pinault’la beraber ön sırada oturan Salma Hayek ince bir zevkle tasarlanmış siyah dantelden kırmızı ve beyaz halat ipli elbiseye onaylayarak bakıyordu.

Christopher’ın sönük hissetmesi için her türlü sebep vardı. Bu koleksiyonunu, tasarımcı için bir geçiş dönemi ve Louise Wilson’a saygı duruşu olarak düşünelim.  Ama yukarıdan, o dobra tarzıyla Kane’e ve diğer sevdiği tasarımcılara şöyle seslendiğine eminim: “Artık bunları aş ve devam et! Hoşçakal!” 

 

ERDEM’İN BOTANİK ZEKASI

Erdem, bol yapraklı koleksiyonuyla ilgili konuşurken “Viktorya döneminde dünyayı dolaşarak botanik üzerine çalışanları düşünüyordum da biraz çılgınlarmış.” diyor. Koleksiyonunda zarif dantel elbiseleri ve orman bitkileri desenlerini bir araya getirmesi onu, kendi sözcükleriyle, “geliştirmiş.” 

Bu hafiflik, özgürlük ve macera hissi çok güçlü hatta sihirli bir koleksiyon ortaya çıkarmış ve vahşi orman tarzı, Erdem’in klasik hanım hanımcık stilini ortadan kaldırmış. 

Her şey tazeliğe gönderme yapıyor: düz sandaletlerin bağcıkları örümcek ağı gibi bacaklara tırmanıyor ve topuklar mütevazı bir yükseklikte. Podyumdaysa, tıpkı tasarımcının hayalgücünü işgal ettikleri gibi, tahtadan sahneyi işgal eden yeşil çalılıklar görüyoruz. Defilede, çoğunlukla elbiseler vardı. Elbiselere baskılar hakimdi ya da eteklerin bel kısımlarına aşağıya doğru dökülen bitkiler eklenerek üç boyutlu etkiler katılmıştı. 

Diğer olağandışı kıyafetler arasında, adeta bir çayıra benzeyen cam yeşili tüylü ceket, ya da daha şiirsel olarak, bir kış bahçesi penceresinden görünen yeşilliklerin olduğu elbise vardı. 

Gereğinden fazla mı karmaşık ve ormansıydı? Hiç de bile! Erdem yeşil bitkilerle siyah asil elbiseleri çok güzel dengelemişti. Bu yeşilliğin arasına serpiştirilmiş nakışlı pamuk kumaştan elbiseler de vardı, tıpkı Viktoryen çağda seyahatinden yeni dönmüş bir gezginin terasında oturup ormanın sihrini düşünürken giydiği türde. 

 

Çeviren: Kardelen Berfin Kobyaoğlu

 

ETİKETLER: BURBERRY , SUZY MENKES , TOM FORD , ERDEM , CHRİSTOPHER KANE