02 Mart 2019

Dior 2019-20 Sonbahar/Kış Defilesinde Neler Yaşandı?

YAZI: İNAN KIRDEMİR

Dior

Fotoğraf: Vogue.com.tr

Dior 2019-20 Sonbahar/Kış defilesinin başlamasına neredeyse bir saat var ama Rodin Müzesi’nin etrafındaki tüm kafeler, restoranlar tıklım tıklım dolmuş. Editörler, influencer’lar, ünlüler ve dahası... Herkes Dior’un ilk kadın kreatif direktörü olan Maria Grazia Chiuri’nin son koleksiyonu için erkenden gelmiş. Davetliler arasında konuşulan tek bir konu var, o da 2017 yılında feminist söylemlerle görevine başlayan Grazia Chiuri’nin bu kez nasıl bir mesaj vereceği? Giderek artan kalabalığı gördükçe uzun kuyrukların oluşmasından korkmuyor değilim. Neyse ki kusursuz işleyen bir güvenlik ve kontrol sürecinden geçiyoruz. Defile alanına ulaşmamız on dakikayı bile bulmuyor. Müzenin içinden geçip bahçesine çıktığımda defile için özel inşa edilen kutu görünümlü bir binaya giriyorum. Binanın dış ve iç duvarlarında kadın figürlerinden tasarlanmış harfler, yani skenografiler gözüme çarpıyor. 

Dior

Fotoğraf: Vogue.com.tr

Koleksiyon hakkında ön bilgi edinmek için oturacağım yerde duran kitapçığı incelemeye başlıyorum hemen. Daha ilk sayfasında 19 Şubat'ta aramızdan ayrılan Karl Lagerfeld'e ithafen yazılmış bir not dikkatimi çekiyor. Yanılmıyorsam Lagerfeld'i yazılı bir şekilde anan tek modaevi Dior. Sırf bu ince hareketinden dolayı bile takdiri hak ediyor.

Dior

Fotoğraf: Armando Grillo/Gorunway.com

Bir sonraki sayfada Grazia Chiuri'nin koleksiyon ilhamını 50'lerde, özellikle 2. Dünya Savaşı'ndan sonra İngiltere'de oluşan, kadınların eşitlik mücadelesinde önemli bir rol oynayan Teddy Girls'lerden aldığını öğreniyorum. Prenses Margaret'in 1951 yılında giydiği ilk Dior elbisesinin de esin kaynağı olarak kullanıldığı yazıyor. Tasarım olarak değil tabii, prensesin dönemin şartlarına göre aykırı duruşunu ve özgür ruhunu temsil eden bir sembol olarak. Tam okumaya devam edecekken ışıklar kapanıyor ve ani bir sessizlik oluşuyor. Birkaç saniye sonra podyumun başlangıç noktasında bir kadının İtalyanca şiir okuduğuna tanıklık ediyoruz. Defile bitiminde anlıyorum ki, şiiri okuyan kadın, bahsettiğim skenografilerin yaratıcısı İtalyan sanatçı Tomaso Binga. Okuduğu şiir ise yüksek dozda feminizm içeriyor.

 

Dior

Fotoğraf: Armando Grillo/Gorunway.com

Binga'nın bu defilede hem sanatıyla, hem varlığıyla yer alması Dior'un feminizm kavramına, kadınların eşitlik mücadelesine ciddi anlamda kafa yorduğunu gösteriyor. Tıpkı Meksika Devrimi'nde tarihe geçen escaramuza'lar gibi, Binga da sanat tarihi açısından tanınması, okutulması hatta örnek alınması gereken biri. Sanat dünyasındaki ataerkil sisteme meydan okuyabilmek adına 1970'lerde ürettiği her eseri erkek imzasıyla sunuyor. Bir nevi farkındalık yaratmak istiyor. Başarıyor da...

Benzer bir farkındalık Dior'un 2019-20 Sonbahar/Kış koleksiyonundan podyuma çıkardığı ilk parçasında da mevcut. Ünlü feminist yazar ve aktivist Robin Morgan'ın kitabı 'Sisterhood Is Global'ı slogan olarak duyuran bu tişörtü her kadının üzerinde görmek istiyor insan. 

Dior

Fotoğraf: Armando Grillo/Gorunway.com

Koleksiyondaki genel dokuyu özetlemek gerekirse biraz haute couture, biraz hazır giyim karışımı diyebiliriz. Grazia Chiuri'nin önceki tasarımlarıyla karşılaştırdığımızda 2019-20 Sonbahar/Kış sezonu günlük hayatta giyilebilecek parçaların sayısını ikiye katlıyor. Ayakkabılardan kemerlere, çantalardan özel işlenmiş eteklere, Dior kadını taşıdığı anlamlı mesajın hakkını üzerindeki kıyafetlerle veriyor. Sunduğu deri parçalar ise tek kelimeyle yenilikçi ve kusursuz. Özellikle kısa kollu, blazer görünümlü deri cekete ve desenli deri eteğe sahip olursanız ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Fakat o zamana kadar 'Sisterhood Is Global' mesajını sindirip kadın-erkek eşitliği konusunda harekete geçmeniz ve sesinizi çıkarmanız mühim! 

Dior 2019-20 Sonbahar/Kış Koleksiyonu

ETİKETLER: DİOR , MARİA GRAZİA CHUİRİ , 2019-20 SONBAHAR/KIŞ , ROBİN MORGAN , FEMİNİZM , PARİS MODA HAFTASI , TOMASO BİNGA