18 Temmuz 2014

Diana'nın Talihsiz Mirası

YAZI: SUZY MENKES

 
Soldan sağa: Cambridge Düşesi Catherine, Buckingham Sarayı'nda bu ay düzenlenen garden partide. Prenses Diana, öldüğü yıl olan 1997 de. İspanya Kraliçesi Letizia, Madrid'deki Prado Müzesi'ne yaptığı ziyaret sırasında – bu onun kraliçe olarak tek başına gerçekleştirdiği ilk resmi etkinlik.
 
Avrupa krallıklarının prensesleri imajları konusunda obsesif olmak zorunda bırakılıyorlar.
 
Tacını yeni takan İspanya Kraliçesi Letizia'nın meleklere benzeyen kızlarının yanında bembeyaz, papazları andıran kıyafetiyle çekilen fotoğrafına bakıyorum ve neredeyse ağlamak istiyorum.  Kral Felipe VI nın tahta çıkış töreni değil beni duygulandıran. Karısının elbisesini de kimin tasarladığını inanın hiç merak etmiyorum.
 
İçimde yalnızca günümüzün tüm Avrupa prensesleri için hissettiğim hüzün, bu genç kadınların hepsi mavi kandan olmaları nedeniyle değil aşk ile seçilmiş zeki ve akıllı bireyler ancak maalesef kalabalıklar tarafından elbise askısı gibi algılanıyorlar sadece.
 
Bahsi geçen prenseslerin on on yıldır üzerinde çalıştıkları toplumsal konular, üstlendikleri görevler değil de kıyafetleri,  vücutları, burun estetikleri ya da başka ıvır zıvırları hakkında konuşmayı daha çok seviyor insanlar.
 
Bu noktada suçu Diana'da buluyorum, kendi hatası değil tabii de, geriye kalan mirası böyle. Galler Prensesi AIDS ile mücadele, kara mayınlarının temizlenmesi, lösemili çocukların tedavisi gibi son derece önemli konularda  büyük katkılar sağlayan çalışmalar yaptı ancak bu başarılardan çok karizmatik kişiliği ile tanımlandı. Ve özellikle nasıl görünüp, nasıl giyindiğiyle.
 
 
Resim: Solda: 1985 te Galler Prensesi “Mahçup Diana” Avustralya ziyaretinde. Sağda: “Özgüvenli boşanmış kadın” Diana, 1994 te Londra'daki Serpentine Gallery'de Vanity Fair partisine katılırken. O meşhur, siyah “intikam elbisesi”, Prens Charles'ın televizyonlarda eşini aldattığını itiraf ettiği gece için özellikle giyilmiş muhteşem bir darbeydi.
 
Diana, aristokrat, vasat eğitimli, sevgi ve desteğe ihtiyaç duyan bir kadındı ancak giysileriyle mesaj vermeyi çok iyi becerebilen bir zekaya sahipti. “Mahçup Di” den, genç anneye, ezilmiş ve hakarete uğramış eşten özgüvenli boşanmış bir kadına ve nihayetinde bir süperstara dönüşümünün her evresini, görünümüyle son derece başarılı bir şekilde sergiledi.
 
Yaşasaydı, bu yıl 1 Temmuz'da, 53 yaşında bir babaanne olacak bu şefkatli ve hayır işlerine baş koymuş güzel kadının talihsiz mirası, kendinden sonraki prensesleri aynalara bağımlı kıldı. Hepsi, ekranlar ve gazete fotoğraflarının nabzına göre şerbet vermeyi üstün bir kabiliyetle başaran Diana'nın izinden yürümeye çalışarak görünümlerine odaklandılar. Hedefleri ise imkansız: Yeni Lady Di olmak.
 
 
Resim: Prenses Grace ve Monako Prensi Rainier III, düğün törenlerinde, krallığın başkentindeki Saint Nicholas Katedrali'nde, 1956.
 
Eleştirmenlerin yerden yere vurduğu Grace of Monaco filmini seyrettiğimde, prenseslikle starlık durumunun bir arada olması konseptinin, gerçek bir yıldız-prenses hikayesine dayandığını farkettim, Grace Kelly'nin 1956 da Monako Prensi Rainier'le evlenmesiyle başlayan bir süreçti bu. O zamanlar, saltanatın sunumu Hollywood stili yapılıyordu tabii, ipekler, mücevherler ve gösterişli saçlarla zamanın ruhuna uygun bir standart tesis ediliyordu.
 
Günümüzde ise her tür imaj akıllı telefon kameraları vasıtasıyla görüntüleniyor, Letizia, bu hafta içinde Madrid'de Prado Müzesi'ne kraliçe sıfatıyla ilk resmi ziyaretni gerçekleştirirken son derece formda görünüyordu. Ancak Ürdün Kraliçesi Rania gibi Letizia 'yı da gerçek hayatta tanımış biri olarak söylüyorum, her ikisi de TV kameralarına vermeleri gereken silüetler için uygulamaya mecbur bırakıldıkları zoraki diyetler yüzünden zayıf, çelimsiz, minik kuşlara benziyorlar.
 
 
Resim: Soldan sağa: 1999 da Ürdün Kraliçesi olan Rania, Abdullah II ile 1993 e Amman Kraliyet Sarayı'ndaki düğünlerinde, Bruce Oldfield gelinliğiyle. Rania'nın günümüzdeki görünümü.
 
Kraliyet düğün albümlerindeki fotoğrafları ile bugünkü hallerini karşılaştırın, ne kadar değiştiklerini göreceksiniz, vücut şekilleri, yanakları, burunları... Bu, henüz kırk yaşına yeni girmiş genç kadınların, acımasız kameralar için kendilerini yeniden şekillendirmelerinden başka bir şey değil.
 
 
Hollanda Kraliçesi Maxima ve Belçika Kraliçesi Mathilde, bu ayın başlarındaki bir törende beraber poz veriyorlar.
 
Günümüzün tüm genç kraliyet mensupları, Danimarka Prensesi Mary, Norveç Prensesi Mette-Marit ya da yeni taç giymiş olan Hollanda Kraliçesi Maxima, farklı oranlarda da olsa hep zayıf ve formdalar. Tıknaz figürler artık geçmişte kalan kuşağa ait, güvercin kıvamındaki Hollanda Kraliçesi Beatrix ya da İngiltere'nin Ana Kraliçesi gibi.
 
Kate Middleton da bu yeni jenerasyonun en mühim figürlerinden şüphesiz. Sportif yapılı üniversite öğrencisinin önce zayıf ve narin bir prensese, ardından, geçen sene Ağustos ayında oğlu Prens George'un doğumu sonrasında hamilelik kilolarını henüz atmamış genç anneye ve nihayet bugünkü süper zayıf haline dönüşümünü, bütün dünya fotoğraflarla takip etti, gerçek hayatta ise Kate, kürdan gibi bir kadın.
 
 
Soldan sağa: Bu ayın başlarında çekilen bir fotoğrafta Cambridge Düşesi, resmi Alexander McQueen kıyafetiyle. Prens William'ın yardım amaçlı polo müsabakasını izlerken kot pantolonu ile rahat bir şıklıkta.
 
 
Cambridge Düşesi, giysilerin diliyle bir duruş ve karakter yaratmak için zekasını öne çıkarmaktan çekinmiyor, o da tıpkı eşi Prens William gibi İskoçya'daki St Andrews Üniversitesi'nden mezun.  Bir gün Alexander McQueen couture kıyafeti ertesi gün ise Zara'dan alınmış hazır giyim spor giysisiyle net bir şekilde mesaj veriyor: “Kraliyet ailesinden olabilirim ancak ben hala sade ve sıradan Kate'im.”
 
Davranış ve başarılardan ziyade giysilere odaklı hale gelen ilginin sorumlularından biri de, kuşkusuz, akıllı telefonlarının lenslerinden insanları gözleyip blogosferde kulak tırmalayıcı eleştiriler yağdıran insanların tahrikiyle eleştiri kervanına katılan bizler, yani moda editörleriyiz.
 
 
Resim: Soldan sağa: Güney Afrika'lı yüzücü Charlene Wittstock, 2011 de Monako Prensi Albert II ile evlenmeden önce. Bu ay başlarında Monte Carlo'da görüntülenen hamile Monako Prensesi Charlene.
 
Bütün bu prenseslerin, Güney Afrikalı yüzücüyken Monako prensesi olan Charlene'den tutun, Tazmanya doğumlu Danimarka prensesi Mary'ye ve aristokrat Belçika Kraliçesi Mathilde'ye kadar hepsinin destekledikleri ve gönüllü olarak çalıştıkları dünya çapında önemli projeler var. Oysa onların bu yanlarını değil de gardroplarını konuşmak galiba daha kolayımıza geliyor.
 
Mesela Letizia bir sürü yardım faaliyetinde görevli, bunlar arasında nadir hastalıkların tedavisi için araştırmalar ve Dünya Sağlık Örgütü'nün beslenme programı bulunuyor. Monako prensesi Charlene, çocuklarla ilgili bir çok programın ve güvenli su kaynakları çalışmalarının öncüsü. Danimarka prensesi Mary, Danimarka Kanser Vakfı'nın başı, aynı zamanda nadir hastalıkların tedavisi araştırmalarını destekliyor.
 
Kendi ülkelerinde bu çalışmaları bilinse de dünya çapında onlar hakkında yapılan yorumlar, Karl Lagerfeld'in Kate için söylediği “Mary'nin küçük kardeşi sanki” sözleri çerçevesinde dönüyor.
 
 
Resim: Kate Middleton, oğlu ve tahtın varisi Prens George ile, Danimarka prensesi Mary kızı Prenses Josephine ile, ikisi de kraliyet mensubu olarak benzer görüntüler sergiliyorlar.
 
Başka haberlere göz atacak olursak, Charlene ve Monako Prensi Albert'in ne zaman ailelerini genişleteceklerine dair sürgit yapılan yorumlar şu sıralar yerini Charlene'nin ikiz bebek bekleyip beklemediği merakına bıraktı.
 
Ah annelik! Modern monarşinin hala sıkı sıkıya bağlı olduğu gelenek, kraliyet ailesine gelin gelen her kadının kaçınılmaz kaderi ve en önemli amacı hala. Ezelden beri böyle bu, mutlaka bir ya da iki çocuk sahibi olmak zorundalar. Her prensesin görevi tahta bir asil bir de yedek varis doğurmak ve saltanatın devamını sağlamak.
 
Ancak günümüzün selfie ve instagram dünyasında çocuk doğurur doğurmaz prensesin mecbur olduğu bir şey daha var: sihirli bir değnek değmişçesine hamilelikten önceki fiziğine geri dönmek, tıpkı Hollywood starlarında olduğu gibi. Kameralara zayıf ve formda görünmek artık bir obsesyon onlar için.
 
 
Resim: Soldan sağa: 1997 de genç İsveç Prensesi Victoria ve bu ay çekilen bir fotoğrafta bir anne olarak, kızı Prenses Estelle ile birlikte.
 
Bulimia hastalığıyla savaşmış olan Diana dışında yeme bozukluğu olduğunu itiraf eden tek kraliyet mensubu İsveç Prensesi Victoria, 1997 de anoreksiyaya yakalanmıştı. Şimdilerde genç bir anne olarak oldukça sağlıklı görünüyor belki de bu sağlıklı görüntünün sebebi tahtın varisinin kendisi olması, saltanata evlilik bağıyla dahil olmamasındandır.
 
Dedikodulara ögre Latizia da anoreksik. Günümüzdeki kuş kadar zayıf görüntüsü ile evlilik öncesindeki o sağlıklı televizyon programcısı Letizia Ortiz Rocasolano arasındaki fark çok bariz zaten.
 
 
Resim: Solda: 2004, İspanya Prensesi Letizia, Kral Felipe VI ile evlendiği yıl. Sağda: İspanya Kraliçesi olmadan bir kaç gün önce.
 
Fransız kraliyet ve aristokrat çevrelerin dergisi Point de Vue'nun 10 yıldır baş editörlüğünü yapan Colombe Pringle, yeni prensesleri yakından takip ettiği bu yıllarda nasıl da dramatik şekilde değiştiklerine şahit oldu. Ona, bu genç aristokratların, görünümlerine neden bu kadar takıntılı olduklarını sordum.
 
“Hepsi de film yıldızları gibi olmak istiyorlar, fotoğrafların insanı şişman gösterdiğinin de farkındalar,” diye yanıtladı beni.
 
Pringle'a göre bu genç kraliyet mensupları kendilerini büyük bir toplumsal değişimin parçası olarak görüyorlar. 
 
“Herkes için yeni bir deneyim bu kuşak,” diyor, “Dergilerin yalnızca “It” çantalardan bahsettiği, Cannes'ın kırmızı halı töreninden ibaret olduğu bir çağdayız. Bu genç kadınlar kulaklarında elmas küpeler taşıyan elbise askıları gibiler.”
 
Dergiyi geleneksel aristokrat yayını olmaktan çıkarıp daha entelektüel ve politik bir  çizgiye oturtan Pringle, Carla Bruni'nin Fransa'nın First Lady'si olmaktan çıkıp adeta Bulgari mücevherlerinin mankeni haline dönüşümünü gözlemlemiş biri. Hatta Kate Middleton'un serbestçe salınan saçlarını Head & Shoulders şampuan reklamına benzettiğini itiraf ediyor.
 
O halde, bu, damarlarında mavi kan dolaşmadığı halde orta sınıftan gelip yükselen prensesleri nasıl bir gelecek bekliyor?
 
 
Resim: Asturya Prensesi ve tahtın varisi Leonor pembe kıyafetiyle, yanında mavi elbise giymiş olan kız kardeşi Sophia, anneleriyle beraber babalarının İspanya Kralı olarak tahta çıkışını izliyorlar.
 
Avrupa krallıkları tarihinin en büyük ve önemli değişimi artık ilk doğan çocuğun, kız ya da erkek olmasına bakılmaksızın tahtın varisi oluşu. 
 
Mutlu bir tesadüf sonucu, Prens George dışında tüm Avrupalı prensesler ilk çocuk olarak kız bebeklere sahip oldular. Dolayısıyla şimdilerde yalnızca sekiz yaşında olan  İspanya Prensesi İnfanta Leonor bir gün kendi kanından gelen hakla kraliçe olacak, İsveç Prensesi Estelle, Norveç Prensesi ve taht varisi Mette-Marit'in kızı olan Prenses Ingrid ve Hollanda Kraliçesi Maxima'nın kızı olan Prenses Catharina-Amalia da öyle. 
 
Peki bu, bu küçük kızlar büyüyüp özgüvenli kraliçelere dönüşerek, nasıl göründükleri değil de neler başardıklarıyla anılmalarını  mı sağlayacak?
 
İşte bu, gerçek bir prenses masalı olurdu kuşkusuz.
 
 
Resim: Soldan sağa: Prenses Alexia, Prenses Ariane ve ablaları, tahtın varisi Prenses Catharina-Amalia, babaları Hollanda Kralı Willem Alexander, anneleri Kraliçe Maxima ve büyük anneleri, eski kraliçe Beatrix ile.
 
 
Çevirmen: Kader Çekerek

İlgili Başlıklar