Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Haftanın öne çıkan moda haberlerini derledik.
Bottega Veneta, markanın imzası olan intrecciato örgü tekniğine sahip beş çanta tasarımından oluşan ilk çanta portre serisini tanıtıyor. İtalyancada “bana ait olan” anlamına gelen Il Mio, eşyalara verilen değere ve onlarla kurulan bağa odaklanıyor. Bu nedenle kampanyadaki çantalar, yalnızca birer aksesuar olarak değil, günlük hayatın bir parçası haline gelen ve bağ kurulan nesneler olarak ele alınıyor. Her çanta, markanın yüksek işçiliğe verdiği önemi yansıtarak el işçiliğiyle üretiliyor ve kullanıcısıyla birlikte değerlenmesiyle dikkat çekiyor.
Serideki beş çanta, Bottega Veneta’nın marka mirasını yansıtıyor. Andiamo tasarımının daha kompakt bir ölçekte yorumlanarak zarif ve çağdaş bir form almasıyla üretilen Mini Andiamo, dinamik ve rahat bir ruh taşıyor. LaurenClutch ve Madison, modaevinin imza çanta tasarımları arasında yerini alarak seride kültürel geçmişi ve şehir hayatını temsil ediyor. Çantalar arasındaki Baby Campana, 2004 İlkbahar koleksiyonunda sunulan ve marka arşivinde yer alan bir tasarımın yeniden yorumlanmış versiyonu. Yazın ilerleyen dönemlerinde Baby Campana ile satışa sunulacak Baby Barbara Tote ise kreatif direktör Louise Trotter tarafından yaratılan yeni bir tasarım olarak öne çıkıyor.

Max Mara, 75 yıllık moda mirası ve marka yolculuğunu Şanghay’da gerçekleşen 2027 Resort defilesi ve The Max! sergisiyle kutluyor. Modaevinin terzilik geleneği, toplumsal dönüşümlere uyum sağlayan ve teknolojiyle evrilen çağdaş anlayışıyla bir araya geliyor. Şanghay’daki Long Museum’da gerçekleşen 2027 Resort defilesinde markanın geçmişten gelen imza stil kodları yeniden yorumlanıyor ve “Max Mara Nedir?” sorusunun etrafında şekilleniyor. Defile, bu defa tüm Max Mara kadınlarından ilham alıyor ve her kadının içinde var olan kahramanı temsil eden çok katmanlı bir ana karakter oluşturuyor.
75 yıllık zanaatkarlık, The Max! sergisiyle modaevinin arşivini dokuz bölümde aktarıyor. Kurucu Achille Maramotti’nin ilk tasarımlarından markanın ilk fabrikasına kadar Max Mara mirasını oluşturan her detay, on yıllık periyodlarla yakından inceleniyor. 75. yıl özelinde sergide dikkat çeken parçalar arasında arşivden seçilen üç ikonik mantonun güncellenmiş hali de yer alıyor. Meridian, Millenia ve Metric mantoları yalnızca tasarımlarıyla değil, unutulmaz kampanyalarıyla da marka geçmişinde yer edinmiş parçalar. Şimdiyse yeni üretim teknikleri ve modern dokunuşlarla daha hafif ve rafine bir form alıyorlar.

Fotoğraf: @cultoftwins
Cult of Twins, feminen ve maskülen çizgiler arasında kurulan dengeyle kadın ruhunun zıtlıklarından besleniyor. Hem gizemli hem görünür olmayı mümkün kılan tasarımlar, markanın tasarım dilini yansıtıyor. Bu tasarım dilinin temelini oluşturan başka bir değer ise üretim anlayışında yatıyor. Cult of Twins ürünleri, sınırlı sayıda üretiliyor ve trendlerin ötesine geçerek zamansız formlar yaratmaya odaklanıyor.
Markanın ilk koleksiyonu hazır giyim, dış giyim ve özel üretim deri ve kürk parçalardan oluşuyor. Ancak kullanılan deri ve kürkler, üretim fazlası ya da atıl durumdaki materyallerden seçilerek yeniden değerlendirmeyi mümkün kılıyor. Böylelikle mevcut kaynaklar dönüşürken, parçaların daha uzun ömürlü kullanılmasına imkan sağlanıyor. Deri trençkotlarda vatkalı siluetler öne çıkarken kürk ceketlerde sade yaka formları tasarımlara yenilik getiriyor. Beklenmedik detaylarla zenginleşen tasarımlar, sessiz ama kalıcı bir etki yaratmayı amaçlıyor.

1996 yılında Jonny Johansson ve ACNE kolektifinin Stockholm’deki yaratıcı çevrelere kırmızı dikiş detaylı 100 adet ham jean dağıtması üzerine bir markaya dönüşen Acne Studios, bu sene otuzuncu yılını kutluyor. Jonny Johansson bugün hâlâ markanın kreatif direktörlüğünü yapıyor ve Acne Studios, İskandinav modasının en başarılı markalarından biri. Bu başarı ise bağımsız basılı yayın Acne Paper’ın 21. sayısında, Autoportrait temasıyla kutlanıyor.
İlk başta bir dergi olarak yayımlanan, 2021 yılından beri kitap baskısıyla yayın hayatına devam eden Acne Paper’ın 18 Haziran’da yayımlanan yeni sayısı, yalnızca geçmişe dönmeyecek. Sayı, aynı zamanda modaevinin kimliğine içten bir bakış sunarak otoportresini inşa ediyor. Markayı şekillendiren sanatçılar, yazarlar, mimarlar, müzisyenler ve uzun yıllardır markayla çalışan kişiler bir araya gelerek kolektif bir marka portresi kuruyor. Aynı zamanda farklı disiplinler, fikirler ve kültürel etkileşimler bir araya gelerek bu sayının merkezine oturuyor.
Yaklaşık otuz yıl önce Sex and the City’nin Carrie Bradshaw’u, “Bu bir çanta değil, bir Baguette” diyerek Fendi’nin Baguette çantasıyla adeta özdeşleşen bir karakter haline geldi. 90’ların minimalist ruhuna bir tepki olarak tasarlanan Baguette, küçük formuna rağmen iddialı görünümüyle moda sahnesinin ikonik aksesuarlarından biriydi. Bugün ise Sarah Jessica Parker, Baguette’in güncellenmiş formunu tanıtan kampanyanın başrolü olarak markayla tekrar bir araya geliyor.
Kreatif direktör Maria Grazia Chiuri, 26424 adıyla Baguette’i modaevinin stil kodlarına sadık kalarak güncelliyor. Orijinal siluetine sadık kalan çantada artık kişisellik öne çıkıyor. Marka, modelleri kullanıcıların istedikleri gibi kurgulayabileceğini vurgularken bir ifade biçimi olarak yansıtılıyor. Kampanyada, Sarah Jessica Parker’ın yanı sıra Iris Law, Sophie Thatcher ve Jessica Alba gibi markayla güçlü bağları olan isimler de yer alıyor.

Tasarımlarında Türk kültürüne ve mirasına göndermelerde bulunan Les Benjamins, bu defa Türkçe hip-hop müziğin unutulmaz isimlerinden Killa Hakan ile yeni bir koleksiyonda buluşuyor. Sokak kültürü, müzik, dostluk ve sınırları aşan kültürel bağları modayla aynı eksende buluşturan koleksiyon, Gastarbeiter mirası etrafında şekilleniyor. Avrupa’ya göç eden işçi kuşağının köklerini hep yanında taşımasının ruhunu ve kültürel mirasını tasarımlara taşıyor.
Kapsül koleksiyondaki parçalar genel olarak siyah, beyaz ve antrasit tonlarında sunulurken Killa Hakan’ın sokak kültüründen beslenen enerjisiyle şekilleniyor. Günlük giyim parçaları, bandana ve şapka gibi aksesuarlardan oluşan seçki, sokak modasının kültürel yanından besleniyor. Tasarımcı Bünyamin Aydın, Killa Hakan ile işbirliklerinin Türk hip-hop mirasını bir moda koleksiyonuna taşımanın kendisi için gerçek bir kültürel hazineyi yeniden yorumlamak anlamına geldiğini aktarıyor.

Moeva, 2026 İlkbahar/Yaz koleksiyonunda 1970’lerin Côte D’Azur kıyılarındaki özgür ve sofistike yaşam tarzından ve havuz başındaki huzurlu anlarından besleniyor. Aynı zamanda La Piscine filminin Fransız Riviera’sındaki ikonik atmosferi, Côte D’Amour’un sofistike parçalarında tekrardan hayat buluyor. Plaj ve resort giyimi İtalyan esnek kumaşlar ve yüksek kaliteli materyal kullanımıyla markanın uzun ömürlü ve zamansız tasarım anlayışını yansıtıyor.
Koleksiyondaki parçalarda siyah, beyaz ve Riviera mavisi renk paleti, altın metal aksesuarlar, dokulu yüzeyler, saten ve hafif transparan metalik örgülerle bir araya gelerek feminenliği güçlü bir sadelikle yükseltiyor. Vücut formunu belirginleştiren mayo ve bikini tasarımları; pareolar, kaftanlar, örgü tasarımlar ve maksi elbiselerle tamamlanabiliyor.
Jacquemus, Valensole’den Hawaii’ye sıra dışı defile lokasyonlarıyla her zaman sezona unutulmaz bir iz bırakıyor. Geçtiğimiz İlkbahar/Yaz sezonu defilesini Fransa’daki Versailles Şatosu’ndaki L’Orangerie’de gerçekleştirerek, sanat ve tarihi koleksiyonuyla harmanlamıştı. Modaevinin Le Bonheur isimli 2027 İlkbahar/Yaz defilesinin ise 29 Haziran’da Korsika’daki kayalık bir adada gerçekleşeceği duyuruldu.