01 Temmuz 2018

Yüzümüz Neden Geleceğimiz Olmasın?

YAZI: NİCOLA MOULTON

 liz collins vogue türkiye mart 2016

Fotoğraf: Liz Collins / Vogue Türkiye Mart 2016

Gelecek yüzümüzden okunuyor, hepimiz farkındayız bunun. Apple’ın geçen yılın sonlarında çıkardığı yüz tanıma kilitli iPhoneX henüz hayatımıza girmeden önce bile, yüzümüzü daha önce hiç yapmadığımız kadar çok inceliyor, fotoğraflıyor ve değiştiriyorduk. (Başparmak kilidi artık yeterince güvenli olmadığı için, bu telefondaki kamera 30 bini aşkın görünmez noktayı birleştirip analiz ederek yüzün “derinlik çizelgesini” ve kızılötesi imajını oluşturuyor.) 

Yüz, yeni sosyal değer haline geldi. Gıptayla bakılan gün batımı görsellerini artık unutun. Araştırmalara göre, Instagram’a koyulan yüz fotoğrafları, hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun yüzde 38 daha fazla beğeni ve yüzde 32 daha fazla yorum alıyor. Sosyal medyanın anlamlı insan ilişkileri kurma yetimizi etkilediği hiç durmadan konuşuluyor olabilir ama sevdiğimiz bir çehre gördüğümüzde istem dışı bir duygusallığa kapıldığımızı gösteren kanıtlar da oldukça fazla. Aşk-nefret ilişkisi yaşadığımız sosyal ağ devi Facebook’un adında bile “yüz” (face) kelimesi geçiyor. Bizleri en iyi yüzümüzle görünmeye davet etmiş olmasaydı acaba aynı derecede rağbet görür müydü?

Tüm bunlar kozmetik şirketlerinin kulağına şiir gibi geliyor. Makyaj ürünü satışları patlama yaptı ve bu artışın nedeni muhteşem rujlar ya da parıltılı göz farları değil. “Mükemmelleştirici ürünler”, yani Instagram’da kendi görüntümüze baktığımızda saplantı derecesinde eleştirdiğimiz detayları düzeltme ihtiyacı sonucu ortaya çıkan kapatıcılar, fırça ve sünger gibi kaşlara yönelik ürünler ve aletler, satışlardaki patlamayı tetikliyor.

Öyle görülüyor ki, yüzümüz gelecekte güvenlik şifremizden çok daha fazlasını çözecek

Peki yüzümüz neden geleceğimiz olmasın? Yüzümüzü kullanarak ifade edemeyeceğimiz hemen hemen hiçbir şey yok. Duygularını anlatmak için kelime yerine emoji kullanmayı tercih ettiğini söyleyen Y kuşağının üçte birlik kesimine sorabilirsiniz. Aslında emojiler göz kırpmanın, şaşkınlığın ya da gülümsemenin grafik simgesi değil de ne ki? Emoji devriminden önce (devrimciler için emoji var mı?!) mutluluk, şaşırma, kızgınlık, üzüntü, korku ve iğrenmeden oluşan altı farklı yüz ifadesi olduğunun düşünülmesi tesadüf değil. Artık bilimciler, “üzüntülü şaşırma” ve “sevinçli iğrenme” gibi spesifik yüz ifadelerini ekleyerek bu sayıyı 21’e yükselttiler. (Boş vaktinizde uygulamaktan çekinmeyin). 

Öyleyse yüzlerimizin birer kartvizit, birer dijital tokalaşma -bir tür tanışma ve güven oluşturma aracı- haline gelmesi çok normal. Yüzler kişisel ama aynı zamanda kamusal. Benzersiz bir yapısı var ama makyajla, filtrelerle; sahte korku ifadesiyle buruşturarak ya da kaşları kuşkucu bir şekilde kaldırarak ihtiyaca göre ifadesini değiştirebiliyoruz. Ve yüzler hep göz önünde. Yakından ve uzaktan tanınıyor. Hali hazırda uygulamada olduğu üzere, yüzümüz bir kimlik kartı olmak için de kusursuz. Öyleyse yolculuğa çıktığımızda üzerimizde kredi kartı, ehliyet, hastalık geçmişi ve pasaport taşımanın anlamı var mı? Her şey yüzümüzden okunabilirken...

Yeni iPhone gösteriyor ki, gelişkin yüz tanıma teknolojisinin dört yol ağzındayız. Yüz tanıma tarayıcılarının havaalanlarında kullanılmaya başlamasıyla birlikte birkaç yıl önce hayata geçti bu teknoloji. Hantal çalışan bu makinelerde, kurumuş cilt ve yorgun yüzle floresan lambaların ışığına maruz kalmak da ne fena... Instagram’la işbirliği yapıp bitap düşmüş yolcuların görünümleri konusunda kendilerini daha iyi hissetmelerini sağlayacak bir filtre geliştirmeleri gerekiyor belki de. Yüzümüzün topoğrafyasını –özgün kemik yapısını– belirleyerek işleyen bu makinelerin aşırı kolajen ve dolgu kullanımından etkilendiğine ve bazı gümrüklerde yüze yapılan müdahalelerin bildirime tabi tutulmasının düşünüldüğüne dair söylentiler dolaşıyor.

18-06/27/11-isabel-marant_025_v3cmyk.jpg

Fotoğraf: Liz Collins / Vogue Türkiye Mart 2016

Yakın bir gelecekte, alışverişe çıktığınızda da kararlı bir yüz ifadesi takınmanız gerekecek. Çin’de kullanılmaya başlanan “smile to pay/gülümse ve öde” teknolojisinde bir kameraya bakıyorsunuz, makine banka detaylarınıza erişiyor ve ödeme işlemi gerçekleşiyor. Amerika’da denenen yeni bir uygulamada ise mağazalardaki güvenlik kameraları videonuzu çekiyor ve iletişim bilgilerinize erişilerek size mağazada ilgilendiklerinize benzer ürünlerin reklamı iletiliyor.

Öyle görülüyor ki, yüzümüz gelecekte güvenlik şifremizden çok daha fazlasını çözecek. Tıbbi araştırmalar şu anda o kadar ilerledi ki, Face2Gene gibi makinelerin yüzü analiz ederek 4 bin civarında az rastlanır genetik sorunun tanısını koyabildiği öne sürülüyor. Tıp bir yana, artık bilgisayarların eşcinsel mi yoksa heteroseksüel mi olduğumuzu ve ne yönde oy kullandığımızı anlayabilecek aşamada olduğu da öne sürülüyor. Stanford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, biri eşcinsel diğeri heteroseksüel iki erkek fotoğrafı gösterilen insanların yüzde 61’i kişilerin cinsel tercihleri konusunda doğru tanı yaparken, bilgisayarlar yüzde 81’lik başarı göstermiş. Ancak algoritmaların kullanılabilirlikten uzak olduğunu söyleyenler de var. Ayrıca bu tür teknolojilerin, örneğin insan hakları ihlalleri yaşanan ülkelerde yaygınlaşması endişe verici. Bu tür özellikleri ayırt etme yetisi, en hafif deyimiyle problematik olur. “İki ucu keskin bıçak” diyor Wired’in dijital editörü James Temperton. “Zira yüz tanıma rahatlık açısından etkili olduğu kadar, gözetim açısından da etkili.”

Sizin için en doğru şeyin ne olduğu hususu neden bir insanın değil de bilgisayarın kararına bırakılsın?”

Peki yüzün sadece estetik olmaktan çıkıp imza ve parmak izi gibi işlevsel bir özellik kazanması, ona yaklaşımımızı nasıl etkileyecek? Yüzümüze dair algımızı değiştirecek mi? Yüz ifadelerimiz farklılaşacak mı? Makyajı azaltacak mıyız, yoksa artıracak mıyız? (Apple’ın açıklamasına göre, yüz tanımlama işlemi makyajdan ve hatta şapka, eşarp, gözlük, kontak lens ve güneş gözlüğünden etkilenmiyor). Daha deneysel bir özellik kazanacağımıza kuşku yok. Deneme ve yeni bir tarz benimseme olanağı veren yapay zeka, güzellik sektörüne tüm diğer sektörlerden daha hızlı giriş yaptı. Meitu, tüm dünyada 1 milyarı aşkın cihaza indirilen uygulamasıyla endüstrinin lideri. Elde çizilmiş animasyon efekti veren en son filtresi, Jimmy Fallon, Kate Beckinsale ve James Corden’in kendi fotoğraflarına uygulayıp paylaşmalarının ardından viral hale geldi. Şirketin genel müdürü Frank Fu’ya göre, “Müşteriler, teknolojinin avantajını kullanan ve telefonlarından faydalanarak ürünleri deneme olanağı veren yaşam tarzı ve güzellik markalarını giderek daha çok tercih edecekler”. Bu arada yapay zeka teknoloji şirketi ModiFace ile işbirliği yapan Smashbox, ekranın hangi kısmına daha fazla yoğunlaştığımızı görmek için göz izleme teknolojisini kullanan ilk güzellik markalarından biri olacak.

Size hangi makyajın uyacağını söyleyen güzellik uygulamalarındaki sorun ise “güzelin” ne olduğu konusunda bir noktada yargı yapılıyor olması.  "Bunların gerisinde yatan teknolojiyi dikkate almak gerekiyor” diye konuşuyor Temperton. “Kim oluyor da size en yakışan şeyin ne olduğunu söyleyebiliyor? Sizin için en doğru şeyin ne olduğu hususu neden bir insanın değil de bilgisayarın kararına bırakılsın?”

Kesin olan şey şu: Artık yüzümüzün hiç olmadığı kadar fazla ilgiye ihtiyacı var

Yüz tanıma teknolojisinin yaygınlaşmasıyla birlikte, günde yüzlerce kez görüntülenmenin sonucu olarak dış görünüşümüzden daha az endişe duyar hale geleceğimize dair güçlü bir argüman da var. Elbette tersi de doğru olabilir. Kim korkunç fotoğraflarının dijital arşivlerde sonsuza kadar kalmasını ister ki? Yüz tanıma, fotoğraflarda nasıl durduklarıyla fazla ilgilenmeyen erkekleri bir kez daha kadınlara karşı kayıran bir başka teknoloji değil mi? Belki de “artırılmış gerçeklik” yüz hatlarımızı benimsemeye başlayacağız ve yüzümüzü sadece güzellik anlamında düşünmeyi bırakıp onu dijital cihazlarımızın bir uzantısı, telefonlarımız ve tabletlerimizin insani ara yüzü olarak görmeye başlayacağız. 

Yüzü fotoğrafladıktan sonra gözeneklerin, kırışıklıkların ve lekelerin ürkütücü bir şemasını üzerine yerleştiren makyaj aynası HiMirror’u denediğimde tam da bunu düşünüyorum. Şimdi biliyorum ki, kırışıklıklar konusundaki eksiğimi (sadece 11 tane, teşekkürler, ki cildimin ancak 0.28’ini oluşturuyorlar) sayısı 1135 olan genişlemiş gözenek sayımla kapatıyorum. (Cihazı denemek için benimle gelen on yaş büyük arkadaşımda yarısı kadar gözenek çıkınca, ‘benden çok daha fazla lazer terapisi’ aldığı için böyle olduğunu söylüyorum homurdanarak...)

Kesin olan şey şu: Artık yüzümüzün hiç olmadığı kadar fazla ilgiye ihtiyacı var. Ama gençlik peşinde koşan saplantılı bir tarzda değil, bizi temsil etmek gibi benzersiz yeteneğinin farkında olan ve aynı zamanda bize başkalarının yüzünde dürüstlük arama olanağı veren tarzda bir ilgi olması gerekiyor bunun. Bir imzanız olur belki ya da bir vurgulayıcı... Cildinize parlaklık veren yüz kremi, yüze kararlı bir ifade kazandıran cesur bir kırmızı ruj ya da gülünce ortaya çıkan bir gamze... Sahte haberler ve müdahale edilmiş gerçeklik dolu dünyamızda, yüzümüz güvenebileceğimiz tek şey belki de.

ETİKETLER: BAKIM , SAĞLIK , TEKNOLOJİ , CİLT BAKIMI