Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Düğün günü zaman hızla akıp gider; geriye ise onu nasıl hatırladığınız kalır. Fotoğrafçı Gökalp Koparan, ânı sadece belgelemekle kalmayan, onu yeniden yaşanacak bir hikayeye dönüştüren yeni nesil bakışıyla öne çıkıyor.
Düğün günü, duyguların birbirine karıştığı o eşsiz eşik… Biraz kaos, biraz telaş, bolca heyecan. Her şeyin aynı anda yaşandığı, zamanın hızla akıp gittiği bir gün. O ânın içinde, “carpe diem” diyerek sadece hissetmeye odaklanırsınız; ancak gün sona erdiğinde, çoğu zaman geriye parçalar halinde hatırlanan anlar kalır. İşte tam da bu yüzden, düğün sonrası yapılan sohbetler kadar, o günü yeniden kuran fotoğraflar ve videolar belirleyici hale gelir. Çünkü bazı anlar, yaşandığı kadar hatırlanma biçimiyle de değer kazanır.
Düğün fotoğrafı artık yalnızca bir günü belgelemekten çok daha fazlasını ifade ediyor. Bugünün görsel dünyasında, bir kare yalnızca estetik bir kompozisyon değil hafızayı, duyguyu ve zamanı taşıyan bir anlatı aracına dönüşüyor. Geleneksel gelin-damat pozlarının yerini, akışın içinden doğan, yaşanan ânı olduğu gibi yakalayan kareler alırken; fotoğrafçıların rolü de yeniden tanımlanıyor. Artık mesele fotoğraf çekmenin yanı sıra hikayeyi hissetmek, sezmek ve görünmeyeni görünür kılmak.

Gökalp Koparan ve kurucusu olduğu Puçi Wedding Story, bu dönüşümün en güçlü temsilcilerinden. Onun yaklaşımında fotoğraf, teknik bir üretimden çok sezgisel bir dile dönüşüyor. “Fotoğraf benim için keyifli bir yolculuktu” diyor. “Zamanla derinliğini fark ettiğim, üzerine koya koya ilerlediğim uzun bir yol. Çok tekrar ettim. O tekrarın içinden bir tarz çıktı.” Koparan’ın düğün fotoğrafçılığına yönelmesi de bu arayışın bir parçası. “Başta bu kaosu ve yüksek enerjiyi yönetme fikri beni cezbetti” diye anlatıyor. “Zamanla bu iş, sadece çekmekten çıkıp estetikle birlikte akışı da yönetmeye dönüştü.” Bugün geldiği noktada ise hâlâ aynı merakla ilerlediğini ekliyor: “Bunca yıl ve tecrübeden sonra ‘oldum’ demek bir yana… Hâlâ düzeltebileceğim şeyler buluyorum.”
Gökalp Koparan’ı klasik düğün fotoğrafçılığından ayıran en önemli unsur, başından beri yöneldiği farklı anlatılar. “Çekmekten keyif aldığımız, çok da geleneksel olmayan kutlamaları hedefledik” diyor. Sabahında trüf toplanan, öncesinde plaj partisi yapılan ya da gece DJ setleriyle uzayan düğünler… Çamlıhemşin’de Fırtına Deresi kenarında, köpeğiyle nikaha giren bir çift ya da İtalya’da bağların ortasında kurulan bir masa. “Zamanla insanlar klasik düğünden çok, yaşayan, kendine ait hikayeler istemeye başladı.”

Bu yaklaşım, Puçi Wedding Story’nin dilini de belirliyor. “Bizim için sadece görüntü değil o görüntünün yıllar sonra ne hissettireceği önemli” diyor Koparan. “Çekimde bir denge var. Kimini yönlendirirsin… Kimini olduğu gibi bırakırsın.” Aslında mesele tek bir kare değil: “Bazen çekmeyerek bile o ânın oluşmasına alan açmak gerekir. Çünkü mesele tek kare değil. Bütün hikaye.”
Peki o “görünmeyen” anlar nasıl yakalanıyor? Koparan bu soruya oldukça net bir cevap veriyor: “Onu yakalayamazsın. Sadece olacağını sezersen, doğru yerde beklersin.” Kendi tabiriyle alesta: “Her an hazır olmak. Tüm ekibin aynı anda, aynı yerden bakabilmesi.” Ve ekliyor: “Kalbe dokunan kareler, çoğu zaman planlanan değil sezilen anlardan çıkar.” Kusursuzluk ve gerçeklik arasındaki denge ise onun işinin belki de en belirleyici noktası. “Kusursuzluğu hazırlanırken önemserim. Çekim ânında aramam.” Çekim öncesinde günün akışı, ışığın yönü, alternatif planlar zihinde defalarca kurgulanıyor. Ancak gün geldiğinde kontrol etmekten çok, yön vermek devreye giriyor. “Ve gerektiğinde bırakırız” diye ekliyor. Çünkü bazen en güçlü sahne, tam da planlanmayan o kırılma anında ortaya çıkıyor. Nikahta yüzüğü getirmesi beklenen bir çocuğun yolunu değiştirmesi, bir babanın son anda gözlerini kaçırması… “Gerçek olan, çoğu zaman kusursuz olandan daha güçlüdür.” Bugün düğün estetiğinin giderek birbirine benzemesi en büyük eleştirilerinden biri. “Her insan, her düğün farklı. Ama görüntüler birbirine benziyor. O yüzden doğal kalmak önemli. Aynılıktan çok sıkılırım.” Sosyal medyanın etkisini ise daha dengeli bir yerden okuyor: “Estetik seviyeyi yükseltti. İyi fotoğrafçıları görünür kıldı. Ama ben hep bir vitrin gibi kullandım; insanların hızlıca bakıp fikir sahibi olduğu bir alan.”

Yıllar içinde değişen en önemli şeylerden biri de çalışma biçimi. “Üretmek… Üzerine düşünmek… iyi dinlenmek de işin parçası.” Bugün güçlü bir ekiple çalışmanın ona sağladığı özgürlüğü şöyle anlatıyor: “Bazen sahnenin içindeyken bir anda geri çekilip uzaktan bakabiliyorum. Bunu yapabilmek için arkanda kusursuz işleyen bir sistem olması gerekir.” En güçlü karelerin nerede ortaya çıktığı sorusunun cevabı ise aslında oldukça net: “İnsanlar gerçekten oradaysa… rahatsa ve o ânı yaşıyorsa. Kimsenin nasıl göründüğünü düşünmediği anlar en kalıcı olanlardır.”
Destinasyon düğünleri ise bu hikaye anlatımının en geniş ve en katmanlı sahnesi. “Birkaç güne yayılan, yaşayan bir hikaye gibi” diyor. Tek bir güne sıkışmayan bu deneyim; karşılama davetlerinden plaj partilerine, uzun akşam yemeklerinden gece boyunca süren kutlamalara uzanan bir akış yaratıyor. İnsanlar birlikte vakit geçirmek, paylaşmak ve o ânın parçası olmak için bir araya geliyor. Bu da fotoğrafın dilini doğal olarak dönüştürüyor.

İtalya’nın küçük kasabalarında bağların arasında kurulan sofralardan Fransız Rivierası’nın denizle iç içe sahnelerine; Avrupa’nın tarihi başkentlerinden Ege ve Yunan adalarının yalın ama güçlü atmosferine uzanan bir rota… Bazen Karayipler’de bir adada Amerikalı bir çiftin hikayesi, bazen Marakeş’te farklı bir kültürün ritmi ya da Taylandlı bir çiftin çok katmanlı töreni. “Her yeni yer seni yeniden düşünmeye zorluyor. Işığı, mekanı, insanları yeniden okumak zorundasın.”
Son olarak çiftlere verdiği öneri ise oldukça net: “Doğru ve güven veren ekiplerle çalışın. Sonra bırakmayı bilin.” Çünkü ona göre asıl mesele şu: “O gün nasıl göründüğünü unutursun ama ne hissettiğini unutmazsın.”


