Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Gwendoline Christie, Met Gala 2026’da Giles Deacon imzalı görünümü ve kendi yüzünden ilham alan çarpıcı maskesiyle moda ile sanat arasındaki sınırı bulanıklaştırıyor; referanslarını Sargent’tan sürrealist fotoğrafçılığa uzanan çok katmanlı bir estetikte buluşturuyor.
Gwendoline Christie’nin uzun yıllardır birlikte olduğu partneri, İngiliz tasarımcı Giles Deacon’ın işlerine duyduğu hayranlık yeni değil. “Giles’la daha ilişkiye başlamadan önce bile Met Gala’da onun tasarımlarını giymek istiyordum; bu da yaklaşık 13 yıl öncesine denk geliyor,” diyor Vogue’a. “Yani bu anın gelmesi uzun sürdü.”
Bu akşam, Game of Thrones ve Wednesday yıldızı, kalbine yakın hissettiği üç sanatçıya saygı duruşu niteliğindeki çarpıcı bir Giles Deacon tasarımıyla 2026 Met Gala’ya katıldı. İlk ilham kaynağı, Deacon için de uzun süredir referans olan ressam John Singer Sargent. Christie’nin sözleriyle onun “zarafeti” ve “akıcı çizgisi”, elbisenin daralan belinde ve balık formundaki eteğinde kendini gösteriyor.
Bir diğer ilham, İngiliz sürrealist fotoğrafçı Madame Yevonde. Christie, 1930’lar ve 40’lardaki öncü çalışmalarını Central Saint Martins’te okuyan bir arkadaşına yardım ederken keşfettiğini anlatıyor: “Fotoğraflarına hayran kalmıştım,” diyor. Üstelik yakın zamanda Yevonde’un kendisinin uzak bir akrabası olduğunu da öğrenmiş. (Keskin elmacık kemikleri ve etkileyici bakışlarda bu benzerliği görmek mümkün.)
Bir diğer referans ise New York’lu karşı kültür fotoğrafçısı Ira Cohen. Onun “halüsinatif, bozulmuş” imgeleri, elbise boyunca çapraz şekilde uzanan renkli şeritlere ilham vermiş.
Ancak görünümün en çarpıcı detayı, Christie’nin kırmızı ya da bu yılki haliyle yemyeşil halıda taşıdığı kendi yüzünün maskesiydi. Bu maske, 1997 Turner Ödülü sahibi ünlü İngiliz sanatçı Gillian Wearing tarafından yaratıldı. Christie görünümün her aşamasında aktif rol aldı. Moda ve kültür tarihine dair bilgisi gerçekten etkileyici; Claude Cahun ve Elizabeth I’in “Rainbow Portrait”ı gibi referansları sıralıyor ancak maskenin fikri aslında Deacon’dan çıkmış. Deacon, “Gillian’ın işi çok özgün ve büyüleyici; hafif rahatsız edici bir güzelliği var ve ben buna bayılıyorum,” diyor.
Christie ise şöyle ekliyor: “Hayatta yavaş yavaş şunu fark ediyorum; bazen imkânsızı istemek işe yarıyor. Ortak arkadaşlarımız var, Gillian’a ulaştım ve hemen kabul etti. En sevdiğim yanıysa tek bir anlama gelmemesi: Sadece bir maske değil, sadece bir ayna değil. Bir kalkan mı? Bir ifade mi?” Oyunculuk gücüyle Christie, bu çok katmanlı yorumu halıda kusursuz şekilde taşıdı. Deacon da bunu şöyle ifade ediyor: “Gwendoline ile bir persona yaratmak ve harekete alan açmak her zaman çok eğlenceli. ‘Moda sanattır’ fikrini çok daha kişisel bir yere taşıyor.”
Görünümün bir diğer önemli parçası ise Deacon’ın efsanevi şapkacı Stephen Jones ile birlikte tasarladığı iddialı başlıktı. Devekuşu ve sülün tüylerinden oluşan bu tasarım, elbisenin tonlarını yansıtacak şekilde ustalıkla boyanmıştı. Renk paleti bilinçli olarak aynı aralıkta tutulurken (özellikle Titian’ın sevdiği “göl kırmızısı” tonu öne çıkıyor) kumaşlar katman katman, elde uygulanmış ve yer yer elde yırtılmış dokuların birleşimiydi: “Georgette’ler, şifonlar, double duchess satenler, saten organzalar, ipek tül ve daha ağır file tüller… Tüm bu unsurları bir araya getirerek süreci hem görünür hem hissedilir kılmak istedim,” diyor Deacon.
Buna rağmen ikili, referansların birebir kopya gibi görünmemesine özellikle dikkat etmiş. Christie, “Hepsini elbisede görebilirsiniz ama biz çok net bir şekilde özgün bir şey yaratmak istedik,” diyor. “Moda yenilikle ilgili ve biz de bunu hedefledik. Bir şeyi yeniden üretmek istemedik.”
Christie’nin modaya olan doğal hakimiyeti kısmen Deacon ile ilişkisine dayanıyor. Deacon’a göre “çok kendine özgü bir bakış açısı var ve bir şey yaratmanın karmaşıklığını gerçekten anlıyor.” Ancak bu aynı zamanda sektördeki güçlü ilişkilerinden de besleniyor. Kim Jones ve John Galliano gibi tasarımcılarla olan dostluğu (Galliano ile 2024’te Maison Margiela couture koleksiyonunda yaptığı işbirliği hâlâ konuşuluyor) ve stilist Katie Grand ile yakınlığı bu sürecin bir parçası. Bu geceki görünümün “kreatif direktörlüğü” için de Grand ile çalıştı; makyajda ise Pat McGrath ekibinden Jenny Kuchera imzayı attı.
Deacon, Jones, Grand ve McGrath ile birlikte Christie’nin adeta kendi “moda Avengers” ekibini kurduğunu söylemek mümkün. Ancak Christie’ye göre asıl büyü, bu iş birliklerinin arkasındaki ilişkilerde yatıyor: “Bunlar gerçekten hayranlık duyduğum ve ilham aldığım insanlar. Bu gece moda ile sanat arasındaki ilişkiyi kutluyoruz ve bu görünüm tam olarak bunun karşılığı.”