Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.
Sabahın ilk ışıklarında yoga ritüelleri, fibermaxxing tutkusuyla hazırlanmış mükemmel öğünler... Daima fit bir vücut, pürüzsüz bir cilt. Başarılı bir kariyer ve mutlu bir ilişki… Siz de sosyal medyada bu mükemmel yaşamları görmekten sıkıldınız mı? Bir zamanlar merakla takip ettiğiniz influencer’ları artık samimi bulmuyor hatta birer birer takipten çıkıyor musunuz? Dijital dünyanın yeni çağına hoş geldiniz: Mükemmel hayatları scroll etme dönemi geride kaldı. Bugünlerde samimiyeti ve kusurları kutluyoruz. Instagram ve TikTok’un yüksek prodüksiyonlu #GRWM videoları bir adım geri çekilerek yerini gerçekçi, içten içeriklere bırakıyor.
Kusurları kutlamaya giden yol, aslında mükemmel olana adadığımız yıllardan geçiyor. Influencer pazarı ise bunun merkezinde. Vaktinde ilham verdikleri düşüncesiyle telefon ekranlarına kondurduğumuz isimler, zaman içerisinde markalardan yükselen ilgi ile birer reklam panosuna dönüştü. Büyük prodüksiyonlar içerik üretim süreçlerine dahil oldu, samimiyet dozajı gün geçtikçe düştü, kameranın süzgecinden geçen bu hayatlar birbirinden ayırt edilemez hale geldi: Aksamayan sporlar, sadık kalınan diyetler, başarılı kariyerler ve mutlu ilişkiler. Kimimiz “Neden ben bu kadar düzenli bir hayat yaşayamıyorum?” diye kendini suçladı, kimi daha verimli bir yaşama motivasyon olsun diye vlog’lar çekmeye başladı. Nihayetinde çoğumuz anladık: İzlediğimiz mükemmel hayatlar birer prodüksiyon ürünüydü, bize gerçek hikayeler lazımdı. Yapay zekanın yükselişi de kusurlarda bulduğumuz huzuru beklenmedik bir manevrayla besledi. Uzun tireleri (—), standart dili ve hatasız grameri ile yapay zekanın ele aldığı sözümona mükemmel metinler yayın dünyasını sardı. Hangi yazarın gerçek hangisinin yapay olduğunu ayırt etmek için hataların peşine düştük. Çünkü The Guardian’dan Alex Reszelska’nın kaleme aldığı gibi “makineler çağında kusurlu yazılara tutunmalıydık; bu hatalı değil insana özgü bir nüanstı.” Şimdilerde kültür de yeni destinasyonunu bu ışıkta belirliyor; filtresiz finsta hesapları ikinci baharını yaşıyor, kişisel mi kişisel Substack bültenleri ise altın çağını.
Finsta’nın ne olduğunu bilmeyenler için açıklayalım: Fake ve Instagram kelimelerinin birleşiminden doğan bu ikincil hesaplar, sıklıkla sosyal medyanın “mükemmellik” kriterine uyumlanmaktan yorulanların seçtiği bir medyum. Filtresiz, gerçek hayattan, kendine has içeriklere ev sahipliği yapan bu hesaplar gizli modda kullanılıyor; zahmetsiz, anı olsun diye çekilmiş fotoğraflardan oluşan bir arşiv görevi görüyor. 2010’larda genç jenerasyonun sadece yakın arkadaşlarıyla paylaşmak üzere başlattığı finsta akımı, bugün özellikle müzik ve moda dünyasında ciddi bir karşılık buluyor.
Finsta 2.0 çağının popüler kültürdeki ilk örneklerinden biri, Lana Del Rey ile ortaya çıktı. 2021 yılında radikal bir kararla resmi Instagram hesabını kapatan Del Rey, bir süre sonra @honeymoon adındaki finsta’sı ile platforma geri dönüş yapmıştı. @honeymoon, alışık olduğumuz ünlü görünümlerinin aksine Del Rey’in müzik yaratım süreçlerini, kişisel hayatından anları doğrudan paylaştığı, kendine ait dijital bir odaydı. Zaman içerisinde bu hesap, sanatçının ana Instagram profiline dönüşse de farklı isimler geleneğe sahip çıktı. Brat albümü ile iki yaz önce sosyal medyayı kasıp kavuran Charli XCX, albümün tanıtım sürecinde @360_brat adında açtığı finsta hesabını yakınlarda yayımladığı Music, Fashion, Film için @b.sides olarak yeniden adlandırdı. Resmi Instagram hesabında marka işbirlikleri, yeni projeleri ve profesyonel fotoğraflar öne çıkan Charli’nin gizli modda kullandığı @b.sides’da ise arkadaşları, yaratım süreci ve parti hayatına dair anlar yer alıyor. Hesabın gizli oluşu, sevenleri için bir özel kulüp hissi yaratırken aynı zamanda onlara Charli’yi sadece sahne önünde değil, arkasında da görme şansı sağlıyor.
Charli’nin yakın arkadaşları başta olmak üzere bu aralar çoğu ünlü finsta’lara pek sevdalı. Oyuncu Rachel Sennott, @treaclyproductions ve şarkıcı Troye Sivan @royeriban adında ikincil hesaplar kullanıyor. Addison Rae @freedomandcontrol adıyla paylaşıma devam ediyor, KATSEYE ise @notfit4main ile sosyal medyanın mükemmel kriterlerine uymayan doğal anlar paylaşıyor.
Kimi yayınların “finsta rönesansı” diye tanımladığı bu süreç, sadece pop dünyasıyla da sınırlı değil. İşin bir de moda boyutu var. Pierpaolo Piccioli’nin Balenciaga’sı, haziran başında @keeppprolling kullanıcı adıyla marka anlatısını bir finsta üzerinden samimiyete taşımaya karar verdi. Modaevinin ilham panolarından tasarım öykülerine (bazen de Sarah Pidgeon’ın selfie’lerine) uzanan bu hesap, Balenciaga’nın içeriden erişim sunduğu tek medyum olarak da kalmadı. Finsta’sından yaklaşık bir ay sonra bir de Substack bülteni ile karşımıza çıkan modaevi; Piccioli’den özel notlar ve Balenciaga’ya dair özel sohbetleri şimdi sevenlerin e-posta kutusuna ulaştırıyor. Moda otoritelerinin ihtişamlı duvarlarını ve ayrıcalıklı kulüp hissini şeffaf paravanlarla takas eden bu yöntem, samimiyetin lüksün geleceğinde bulduğu karşılığa şahane bir örnek. Zira lüks tüketime önceki jenerasyonlara kıyasla daha mesafeli olan Z kuşağı için bir numaralı alışveriş motivasyonu, duygusal bağlardan yola çıkıyor. Modanın bir dönem takındığı ayrıcalıklı, neredeyse dışlayıcı tavrın ise bu düzende sağ kalması neredeyse imkansız hale geliyor.
İşin aslı, Balenciaga e-bülten manevrasını almadan önce Türkiye’de bir tasarımcı çoktan modaseverlerle bu yöntemle konuşuyordu. Türk modasının önde gelen isimlerinden Mehtap Elaidi’den bahsediyoruz: Bir yılı aşkın süredir Substack üzerinden takipçileriyle kimi zaman koleksiyonlarına dair özel notlar paylaşan, kimi zamansa ona ilham olan müdanasız kadınları anlatan tasarımcı, platformu bir süre keyifle takip edip ardından kendi anlatısına katmaya karar vermiş. “Metinlerin de görseller kadar etkin olduğu, hikayelerin daha derinden ilerlediği bir platformun varlığı çok hoşuma gidiyor” diyor Elaidi. Ekibiyle beraber hikayelerini sıklıkla farklı platformlardan paylaşıyorlar. Tam da bu sebeple Substack’i de erkenden medyumlarına dahil etmişler. Tasarımcı, sosyal medyanın toplum üzerindeki etkilerini önemsediğini de vurguluyor. “Varlığını kabul ettiğiniz konularda yönetimin de size geçtiğine inanırım. Bu yüzden farklı sosyal medya mecralarında kendi kontrolümüz dahilinde var olmanın çok önemli olduğunu düşünüyorum” diyor. “Bir markanın, yolunun kesiştiği insanlarla samimi ve şeffaf bir iletişim kurmasının şart olduğuna inanıyorum. Özellikle bir tasarımcı markasından bahsettiğimizde markanın, arkadaki kişiyle hikayelerini anlatması önemli. Koleksiyonun ardındaki dünyanın, bu dünyanın tasarımlara dönüşme sürecinin aynı samimiyetle aktarılması gerekiyor.” Elaidi’ye göre Substack gibi bültenler, diğer platformlardan daha farklı, daha şeffaf bir zeminde bunu sağlıyor.
Kusursuzluklardan, ulaşılamaz imajlardan kaçındığımız bu dönemde Substack ve samimi medyumlar; modanın yüksek duvarlarında geçirgen bir yapı. Elaidi de aynı fikirde: “Substack moda otoritelerini ulaşılabilir kıldığı kadar anlaşılabilir bir noktaya da oturtuyor, bence bu çok değerli.” Bir tasarıma dair kumaş kullanımı, kup, desen ve dikiş kalitesine kadar uzanan öyküyü takipçilere aktarmanın; tasarımı da daha değerli hale getirdiğine inanıyor. Tabii, samimiyet faktörü hâlâ baki: “Platformun bana bu kadar cazip gelmesi biraz da benim kelimelerle kurduğum ilişkiden kaynaklanıyor. İster ben yazayım ister bir başkasının satırlarını okuyayım, yazmak ve okumak her zaman beni başka yerlere taşıyor.”
Moda ve kültür, uzun süredir ışıltılı imajlarda ilerleyen yolda direksiyonu kusurlara, samimiyete ve gerçek hikaye anlatıcılığına kırıyor. Spot ışıklarının altında takip ettiklerimiz, şimdilerde bizi sahne arkasına davet ediyor. Kimi zaman kişisel notlardan oluşan bir bülten kimi zaman prodüksiyondan uzak kareler ile aslında önemli bir mesajın da taşıyıcısı hepsi: Kültürün geleceği, otantik seslere destek oluyor. Prodüksiyon şirketleri ve AI’ın yarattığı hatasızlık düzleminde insanlığın başarı kadar başarısızlıkla da şekillendiğini hatırlamak bu noktada belki de en değerli kazanım. Anlayacağınız neden sabah beşte spor salonuna gidemediğinizi ya da eksik protein tükettiğinizi sorguladığınızda, kendinize daha şefkatli yaklaşmaya çalışın. Instagram’da bir paylaşım yapmaya çekindiğinizde kendinize bir finsta edinin, yazdıklarınızı paylaşmaya dair şüphe duyduğunuzda da bir Substack bülteni başlatın. Nihayetinde gerçek hayat, ajandalar ve planlara daima uyumlanamıyor ve size bu durumlarda yalnız hissettirmeyecek örneklerin sayısı, önümüzdeki günlerde daha da artacak gibi görünüyor.


