Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


Akdeniz… Unutulmaz bir yaz tatili için daha güzel neresi olabilir? Birbirinden büyülü kıyılara, koylara, adalara sahip bu mavi sularda bize çoktandır kaybettiğimiz tadı tuzu ve umudu vermeye hazır beş farklı adaya, Hydra, Malta, Menorca, İbiza ve Capri’ye doğru yola çıkıyoruz.
Hydra ya da uzun yıllar yaşadığı adaya ithaf ettiği şiirinde, “Ay’ı izlemek için çok güzel bir yer” diye seslenen Leonard Cohen’in kullandığı adıyla Ydra... Bir yanı Mora Yarımadası’na diğer yanı sonsuz denize bakan bu kayalık Yunan adasında da diğerlerinde sizi çeken şeyler hakim elbet: Yüzebileceğiniz en berrak deniz, çam ağaçları, limon kokuları, balıkçı tekneleri, ahşap sandalyeli restoranlar, beyaza boyalı evler, şapeller, arnavutkaldırımlı sokaklar… Kimler geçmemiş ki bu sokaklardan… Henry Miller, Lawrence Durrell, Leonard Cohen, Giorgos Seferis, Sophia Lauren ve daha niceleri tüm ilkelliğine rağmen onun cazibesine yenik düşmüş ve yazları ona teslim olmuş. Adanın motorlu hiçbir taşıta izin vermeyen yapısı, bugün de sükunet arayanları kendine çekiyor. Hydra’da kumsal yok. Bunun yerine çam kokulu koylar, girintili çıkıntılı kayalıklar var. Havalimanı, yüksek katlı binalar, büyük oteller de yok. Sokaklar tekerlekli araçların geçemeyeceği kadar dik ve kayalara oyulmuş basamaklardan oluşuyor. Ulaşımın katır ve eşeklerle sağlandığı, mis gibi havanın ciğerlerinize dolduğu, sessizliğin ruhunuza işlediği basit bir yazlık hayatı düşünün. Amfi tiyatroyu andıran yapısıyla fotojenik liman yaz aylarında milyarderlerin şaşaalı yatlarıyla dolsa da Hydra’da hayat her daim olması gereken doğallığında. Tıpkı Cohen’in dediği gibi: “Burada hiçbir şey gözü rahatsız etmiyor.”

Ne yapmalı: Bütün gün deniz, güneş, siesta! Biraz da sanat. Hydra’nın son yıllardaki popülaritesi yaz aylarında yoğunlaşan sergi ve etkinliklerden kaynaklanıyor. Sanatçıların bohem havasına yoğun ilgi gösterdiği adada Hydra Book Club, DESTE Foundation of Contemporary Art, Hydra School Projects ve Old Carpet Factory gibi enstitülerde düzenlenen sanat ve edebiyat aktivitelerine göz atın.
Nerede kalmalı: Eski bir sünger fabrikasından otele dönüştürülen Bratsera ve bir zamanlar Rus kontu Orloff ’un yaşadığı 18. yüzyıldan kalma taş evde konuşlanan Orloff Hotel, radarımıza takılanlardan.

George Bernard Shaw, Malta için “Dünyanın en güzel taş yığını” tanımlamasını yaptığında olumsuz bir şeyden bahsetmiyor, aksine, adanın ilk bakışta kayalık ve çorak görünen coğrafyasına rağmen, tarihi ve kültürel zenginliğine duyduğu hayranlığı ifade ediyordu. UNESCO Dünya Mirası ilan edilen, barok katedralleriyle ünlü başkent Valetta dahil bu tropik Akdeniz takımadası -Malta, Gozo ve Comino- ortaçağdan getirdiği güçlü karakterini titizlikle koruyor. Heybetli kaleleri, köyleri ve kasabaları 4 bin yıllık tarihi anlatan hikayelerle dolu; “sessiz şehir” olarak anılan eski başkent Mdina, Malta soylularının sarayları ve antik Roma kalıntılarıyla büyülü; adayı çevreleyen sular dünyanın en iyi ikinci scuba dalış noktası; Peter’s Beach gibi bakir plajları ise bir şezlongdan dahi yoksun derecede ıssız. Bu yüzden, onu tanımlarken bazen hızlı bazen yavaş; bazen yenilikçi bazen geleneksel diyebiliriz. Tüm bunlar arasında kusursuz bir denge kuruyor Malta. Burada dilerseniz kendinizi gündelik hayatın hareketliliğine bırakabilir dilerseniz kalabalık sahil şeridinden uzaklaşarak takımadanın küçük üyeleri Gozo ve Comino’ya sığınabilirsiniz. Akdeniz’in tam kalbinde konuşlandıklarından, hepsinde neredeyse dört mevsim yaz. Temmuz ve ağustosta günler uzun, sıcak ve kurak. Plajlar Avrupa’nın en temizleri. Kültürel hayat zengin ve derin. Hem Akdeniz’in koynunda yaz tatili yapmak hem de kültürel bir mola vermek isteyenler için Malta, oyunun yeni “hikaye anlatıcısı”.

Ne yapmalı: Gezin, tozun, tadın! Bağımsızlığını ilan ettiği 1974’e kadar pek çok ülkenin kolonisi olan Malta’da İngiltere’den Osmanlı’ya, İtalya’dan Fas’a ve Portekiz’e uzanan zengin bir mutfak kültürü var. İyi bir “gastronomi safarisi” planlayarak bu Akdeniz adasının tadına varın!
Nerede kalmalı: Malta, 2026’da turizmin yükselen yıldızı ilan edildi. Kitlelerce keşfedilmemiş, bakir destinasyon arayışlarının ve art arda açılan lüks otellerin bunda katkısı çok. Halıları için efsane diyebileceğimiz İngiliz The Rug Company’nin Maltalı ve Ugandalı sahiplerinin, 1700’lü yıllarda inşa edilmiş tarihi bir köşkte açtıkları Casa Bonavita, adanın en yenisi ve görkemlisi.

Akdeniz’in dünya sanatına yön veren bohem adası hakkında öyle çok şey söylenir ki hangisine kulak vereceğinizi şaşırırsınız. Ama belki de onu en iyi anlatan cümlenin de belirttiği gibi, “İbiza sadece bir ada değildir; bir ruh halidir”. Zıtlıkların bir arada barınabildiği, sokaklarında, kulüplerinde ve kumsallarında sabaha kadar partileyenler kadar yavaşlamaya, yogaya, meditasyona alan bulabilenlerin ruhsal arayışını tamamladığı bir coğrafya burası. Ve belki de doğası kadar insan kalabalığı esas çekici olan. Zira bugün dünyaca ünlü DJ’lerin çaldığı gece kulüplerinden çok önce İbiza’da sanatçılar, tasarımcılar, hippiler, zanaatkarlar, ruhunu ve özgürlüğünü arayanlar vardı. Adanın eşsiz mavisinde ilham bulanlar bugün İbiza’ya sahip olduğu ruhu verenler. Assouline’den çıkan Ibiza Bohemia adlı kitabın sayfaları da tam olarak bunu anlatıyor. Örneğin; yaklaşık kırk yıldır burada yaşayan, Yves Saint Laurent için çalışmış 82 yaşındaki Parisli Elen Jordano, “Dünyanın başka hiçbir yerinde böylesine inanılmaz bir insan topluluğu görmedim. İşte İbiza’nın olayı da bu” diyor. Vali Boutique’in yaratıcısı, model ve tasarımcı Laura Castro, “1920’lerden beri İbiza’ya alternatif bir kitle geliyor. Ressamlar, sanatçılar, Beatnikler ve hippiler” diye ekliyor. Kolombiyalı dansçı Viridiana Calvo, “Adanın kendine has bir havası var; ne de olsa burası dişi bir ada. Güzel kadınlarla dolu ve onlar burada Homeros ve İlyada dönemlerinden beri varlar” diye noktayı koyuyor. Kısacası, 2026’nın en popüler adaları arasında yer alan İbiza, sizin için doğanın yanı sıra birbirinden yaratıcı, ilham verici insanla tanışabileceğiniz mükemmel bir buluşma noktası olabilir.

Ne yapmalı: Manyetik alana girin! Dans, yoga ve meditasyonla dolu İbiza günlerinizden birinde mutlaka Es Vedrà’yı ziyaret edin ve enerjinizi değiştirin. Burası Kuzey Kutbu ve Bermuda Şeytan Üçgeni’nden sonra dünyanın manyetik alanı en güçlü üçüncü noktası. Fenikelilerin aşk ve bereket tanrıçası Tanit’in evi, Homeros’un Odesa destanında denizcileri büyüleyen sirenlerin memleketi. Fazla söze ne hacet…
Nerede kalmalı: Bu ay kapılarını açacak Nômade Temple Ibiza, adanın kuzeyinde, çam ormanları ve kayalık falezlerle çevrili, sakin Portinatx bölgesinde yer alıyor. Doğayı yaşam alanına geri kazandırma felsefesiyle kurulmuş olması ve İbiza’nın gizli mağaralarından ilham alan bir spa ve wellness yaklaşımı sergilemesi dikkat çekici.

Poc a poc… Menorca’da söylendiği şekliyle “yavaş yavaş”. Adanın tüm felsefesini yansıtan bir ifade bu. İspanyol Balear’larının en az bilineni ve hiç değişmeyeni. Adını duymamış olabilirsiniz. Bu iyiye işaret. Ama mutlaka tanışmalısınız. Onu nasıl anlatmalı? İbiza’dan sessiz, Mallorca’dan sakin. İnsanların hiçbir şey için acelesi yok. Kimse koşturmuyor, herkes ya yürüyor ya yüzüyor. Yaşları bir asıra dayanmış teyzeler, amcalar dimdik ayakta, her sabah metal saplı, yosun tutmuş merdivenlerden denize bırakıyor kendini. Gençlerde araba ya da motosiklet yerine birer kayık, gitmek istedikleri yere kürek çekiyor. Belki de Avrupa’nın longevity adası denebilir Menorca için. Ömrüne ömür katmak isteyenlerin bu yaz tercihi olduğunu duyunca şaşırmıyoruz. 1990’lı yıllarda UNESCO Biyosfer Rezervi ilan edilen Menorca, bu sayede aşırı yapılaşmanın ve turizmin önüne geçmeyi başarıyor. Kilometrelerce uzanan hilal şeklindeki kumsallardan “cala” adı verilen kayalık ve turkuaz koylara saklanan plajların çoğuna sıkı bir hiking macerası sonrası ya da denizden ulaşım var sadece. Adanın kıyı şeridi tamamen çam ağaçlarıyla çevrili. Büyük limana bakan yüksek bir kayalık üzerinde yükselen başkent Mahon, Georgian tarzı malikaneleri ve kökleri 13. yüzyıla uzanan kilisesiyle zamanda asılı kalmış gibi. Denizden biraz içeri doğru ilerlediğinizde, ucu görünmeyen yemyeşil vadilerde organik tarım ve bağcılık yapan çiftlik evleri ya da lüks eko otellere dönüştürülmüş tarihi finca’lar doğayla kucaklaşmak isteyenleri bekliyor.

Ne yapmalı: Hiçbir şey yapmama ve her şeyi yapma sanatını aynı anda icra edin! Denize açılın ve bunu llaüt, yani Balear Adaları’nın geleneksel ahşap balıkçı teknesiyle yapın. Fenikelilere kadar uzanan bir geçmişe sahip bu tekneler, geniş gövdeleri sayesinde Akdeniz’in dalgalı sularında bile son derece dengeli.
Nerede kalmalı: Adanın en yenileri Son Ermità ve Binidufà. Menorca’nın doğasıyla kusursuz bir uyum içinde, 800 hektarlık özel bir arazide, titizlikle restore edilmiş iki ayrı 18. yüzyıl çiftlik evinde (finca) hizmet veriyor. Adanın en bakir ve doğal alanlarından biri kabul edilen bölge, gizli koylara erişim sunuyor.

İtalyanların dillere pelesenk olmuş “dolce vita” yani “tatlı hayat” teriminin vücut bulmuş hali Capri Adası. Onun için söylenen güzel sözlerden hangisinden bahsetmeli? Audrey Hepburn, “Mutluluk Capri’de geçirilen bir gündür” diyor. Truman Capote, “Capri’de bir büyü var; bu büyü, soluduğunuz havada gizli” buyuruyor. Giorgio Armani “Capri, sonsuza dek kalbime kazınmış, biricik ilham perim” diye tanımlıyor yıllarını geçirdiği bu güzel adayı. Lenin bile Maksim Gorki’yi ziyaret için geldiğinde, “Capri insana her şeyi unutturur” yorumunda bulunuyor. Napoli’den feribota bindiğinizde heyecan basıyor ve karşıdan yaklaşmaya başlayınca gördükleriniz karşısında, bir yerlerden mutlaka denizkızlarının çıkıp geleceğine inanıyorsunuz. Capri işte sizi böyle kendine çekiyor. Engebeli coğrafyası, lüks butikleri ve Mavi Mağara’nın (Blue Grotto) ışıldayan, kristal berraklığındaki sularıyla Roma İmparatorluğu döneminden bu yana ünlü bir tatil destinasyonu olan bu küçük ada, gizli saklı plajları, sıcacık insanları, denize inen daracık sokaklarıyla fazlasıyla Akdenizli; samimi sofralarda sunulan basit yemekleriyle fazlasıyla lezzetli; mavi-beyaz çizgili plaj şemsiyeleriyle fazlasıyla ikonik; jet-set konuklarıyla fazlasıyla şöhretli. Bir dönem sayıları onbinleri bulan günübirlik ziyaretçiler, ucuz restoranlar ve satıcılar nedeniyle bu şöhretini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalsa da son yıllarda hizmete giren yeni, lüks oteller ve restoranlarla görkemli hatıralarına geri dönmeyi başardı Capri. Özellikle balayına çıkmayı düşünenler, 2026 yazında hayallerinin ötesinde günler geçirebilecekleri bu adaya demir atabilir.

Ne yapmalı: Deniz, güneş ve spagetti! Ve tabii biraz da alışveriş. Kişiye özel hazırlanan el yapımı Capri sandaletler her zaman tarih yazmıştır. Jackie Kennedy’ninkileri tasarlayan Da Costanzo ve Canfora en iyi adresler.
Nerede kalmalı: Napoli Körfezi ve Tiran Denizi’nin panoramik manzarasına hakim J.K.Place Capri, muhteşem manzaralı odaları, kayalıkların üzerinde konumlanan yüzme havuzu, adanın büyüsünü yansıtan mavi ve beyaz renklerle dekore edilen süit odalarıyla aklımızda yer edenlerden.


