Haftalık E-Bülten
Moda dünyasında neler oluyor? Yeni fikirler, öne çıkan koleksiyonlar, en vogue trendler, ünlülerden güzelllik sırları ve en popüler partilerden haberdar olmak için haftalık e-bültenimize kaydolun.


İstanbul’da direksiyona geçip Halkidiki’nin turkuaz koylarına uzandığınız rota, Kassandra’nın hareketli atmosferinden uzun Yunan sofralarına, yolun kendisini tatilin bir parçasına dönüştürüyor.
“Yunanistan tatili” dendiğinde akla önce adalar geliyor. Oysa İstanbul’dan direksiyona geçip birkaç saat içinde bambaşka bir yaz ritmine erişmek de mümkün. Sınır kapısında ne kadar bekleyeceğinizi önceden kestirmek zor olsa da Halkidiki, yaklaşık sekiz saatlik bir yolun sonunda turkuaz koyları, uzun sofraları ve birbirinden tamamen farklı karakterlere sahip üç yarımadasıyla karşınıza çıkıyor. Üstelik otomobille gitmenin en güzel tarafı, tatilin daha varış noktasına ulaşmadan başlayabilmesi. Gün konusunda bir kısıtlamanız yoksa, aynı rota rahatlıkla bir road trip’e dönüşebilir. Alexandroupoli ya da Kavala’da bir gece geçirmek, Selanik’i seyahatin başına veya sonuna eklemek mümkün. Böylece İstanbul-Halkidiki arasındaki mesafe aşılması gereken bir yol olmaktan çıkıp Kuzey Yunanistan boyunca ilerleyen bir keşfe dönüşüyor.
Halkidiki’de alacağınız ilk karar, nerede kalacağınızdan önce nasıl bir tatil istediğinizle ilgili olacak. Haritada Ege Denizi’ne doğru uzanan üç parmak gibi görünen Kassandra, Sithonia ve Athos birbirine yakın olmalarına rağmen oldukça ayrı karakterlere sahip. Batıdaki Kassandra, üçü arasında en hareketli olanı. Beach club’lar, restoranlar, oteller ve gece hayatı açısından seçenekler burada daha fazla. Ortadaki Sithonia’da ise manzara değişiyor. Çam ormanlarının arasından ulaşılan küçük koylar, daha az yapılaşmış sahiller ve yavaş bir tempo öne çıkıyor. Eğer tatilden beklentiniz iyi bir deniz, kitap ve mümkün olduğunca az program yapmaksa, Sithonia daha doğru adres olabilir. En doğudaki Athos ise diğer ikisinden bambaşka bir yer. UNESCO Dünya Mirası listesindeki Aynoroz manastır topluluğuna ev sahipliği yapan yarımadanın büyük bölümü özel idare altında ve ziyaret koşulları oldukça sınırlı; kadınların manastır bölgesine girmesine izin verilmiyor. Bu nedenle Athos kıyılarını görmek isteyenler için tekne turları iyi bir alternatif.

Fotoğraf: Alamy
Gündüzlerden gecelere devam edilen, daha yüksek enerjili bir yaz istediğimiz için seçimimizi Kassandra’dan yana kullandık. Ancak burada nerede kalacağınızı belirlerken yarımadanın kendi içindeki farklılıkları da hesaba katmak gerekiyor. Afytos taş evleri, dar sokaklarıyla Yunan adası hissi vermeye en çok yaklaşan yerlerden biri; romantik akşamlar ve uzun yemekler için iyi bir adres. Kallithea daha şehirli ve hareketli, aynı zamanda gece hayatının da merkezi. Pefkochori kıyı boyunca uzanan restoranları, barları ve güneydeki güzel plajlara yakınlığı sayesinde, hareketten kopmadan yüzmeyi önceliklendirenlere uygun. Biraz daha dinginlik arayanlar Possidi ve Nea Skioni’ye; beach club’lara yakın ama geceleri daha huzurlu olan bir üs isteyenler ise Paliouri tarafına bakabilir.
Bizim Kassandra’daki merkezimiz Pefkochori oldu. Yaz aylarında oldukça canlı olan kasabanın asıl avantajlarından biri, yarımadanın güneyindeki güzel koylara kolayca ulaşılabilmesi. Pefkochori’den güneye doğru ilerlediğinizde Glarokavos, Paliouri ve Chrousso hattı birbirine yakın alternatifler sunuyor. Özellikle Xenia adıyla da anılan Chrousso, sığ ve berrak suyuyla öne çıkan plajlardan. Kassandra’nın başka taraflarında da, yüzmek için iyi seçenekler var; Possidi, Kryopigi, Afytos ve Sani çevresi bunlardan bazıları. Burada akılda tutulması gereken detay, haritada yakın görünen noktaların pratikte her zaman o kadar yakın olmaması. Yaz trafiği ve yarımadanın yol yapısı nedeniyle 15-20 kilometrelik bir mesafe tahmininizden uzun sürebiliyor. Sabah plaja ulaşmak için her gün 30-40 dakika otomobil kullanmak istemiyorsanız konaklama seçerken gitmeyi planladığınız sahilleri de hesaba katmakta fayda var.

Fotoğraf: Alamy
İlk gün tercihimizi Pefkochori’ye yakın Xenia’dan yana kullandık. Burada isteğinize göre daha salaş bir plaj düzenini de, beach club’ları da seçebilirsiniz. Bölgenin popülerleşmesiyle birlikte işletmelerin önemli bir kısmında rezervasyon sistemi devreye girmiş durumda. Bu noktada eski Yunan rahatlığının biraz geride kaldığını hissetseniz de bütçenize ve tatil anlayışınıza uygun bir yer bulmak hâlâ kolay. Bazı beach club’larda oturduğunuz sıra ve konuma göre minimum harcama miktarı değişiyor. Ancak önünüzde uzanan berrak su ve gün boyu masaya söyleyebileceğiniz yemekler kısa sürede bütün bu detayları unutturuyor.
Ertesi gün Halkidiki kıyılarını keşfetmenin en eğlenceli yollarından biriyle tanıştık: küçük bir tekne kiralamak. Yunanistan’da 30 HP’ye kadar motora sahip belirli tekneler kaptanlık ehliyeti olmadan kiralanabiliyor. Kiralama öncesinde kullanım, güvenlik kuralları ve gidebileceğiniz alanlar anlatılıyor; ardından dümenin başına siz geçiyorsunuz. İlk dakikalardaki “Riskli mi?” hissi kısa sürede yerini oldukça keyifli bir kaptanlık tecrübesine bırakıyor. Bu tekneler hız veya performanstan çok kolay kullanım üzerine kurulu; gaz kolu ve dümen mantığını kavradıktan sonra sakin havada alışmak zor değil. Elbette denizde otomobil kullanır gibi davranmak mümkün değil: Kiralama şirketinin belirlediği güzergah, hava koşulları ve güvenlik talimatları gün boyunca belirleyici olmalı.
Teknenin en güzel tarafı, programınızı kendiniz oluşturabilmeniz. Pefkochori ve Paliouri çevresinden kiralanan teknelerde gidilebilecek alan işletmeye göre değiştiği için yola çıkmadan önce size verilen haritaya bağlı kalmanız gerekiyor. Ancak izin verilen sınırlar dahilinde Glarokavos ve Paliouri çevresindeki koylarda durmak, karadan ulaşamayacağınız noktalarda yüzmek ve kalabalıklaşan bir yerden istediğiniz anda ayrılmak mümkün. Tek bir plajla yetinmek yerine aynı gün birkaç koy görmek, Halkidiki kıyılarına tamamen başka bir açıdan bakmanızı sağlıyor.
Üçüncü gün rotamızı Glarokavos tarafındaki Casa Mersedes’e çevirdik. Burası Bodrum ve Çeşme’deki klasik beach club formatına sahip; sosyal medyaya uygun dekorasyonu, geniş menüsü ve DJ performanslarıyla daha hareketli bir gün geçirmek isteyenlere hitap ediyor. O gün su yine Halkidiki’nin o belirgin turkuaz tonlarındaydı. Müzik, yemek ve yüzme arasında gidip gelirken saatlerin nasıl geçtiğini anlamadığınız o klasik yaz günlerinden birini yaşamak için harika bir yer.

Fotoğraf: Alamy
Halkidiki’de gündüzleri merkezde deniz varsa akşamları da kesinlikle yemek var. Üstelik Kassandra’da birkaç kilometrelik mesafe bile sizi bambaşka atmosferlere götürebiliyor. İlk akşam rotamız Afytos’tu. Taş evleri, dar sokakları ve denize yukarıdan bakan konumuyla kasaba, Kassandra’nın diğer noktalarından ayrılıyor. Bütün günü sahilde geçirdikten sonra burada dolaşmak tatilin ritmini değiştiriyor. Yemek için seçtiğimiz restoran, orijinal yazılışıyla Bούκα (Vouka) oldu. Geleneksel Yunan mutfağını daha çağdaş bir yorumla ele alan restoran, klasik taverna anlayışından biraz ayrılıyor. Afytos’ta alternatif de çok: Sousourada modern Yunan mutfağı için, Strouboulis geleneksel taverna ve deniz mahsulleri için, Thea Thalassa ise manzaranın da yemeğin bir parçası olması için akılda tutulabilecek adreslerden.
İkinci akşam Kallithea’daki Dias Restaurant’taydık. İlk bakışta, sosyal medyadaki popülerliği nedeniyle insanda hafif bir “turist tuzağı mı?” şüphesi uyandırabilecek yerlerden. Ancak büyük porsiyonları ve klasik Yunan yemekleriyle, bu düşünce kısa sürede kayboluyor. Dias’a gitmenin asıl nedeni ise gün batımına hakim konumu. Ege’ye yukarıdan bakan masalarda güneşin batışını izlemek gecenin önemli bir parçasına dönüşüyor; dolayısıyla biraz erken gitmek en doğru zamanlama.
Son gece daha salaş bir yer istedik ve Pefkochori sahilindeki Bakalis Restaurant, bize tam olarak bunu verdi. Aynı bölgede, rahat bir akşam geçirmek için Ouzeri Tsapari ve kıyıdaki Paralia Aeollos da alternatifler arasında. Zaten birkaç günün ardından Halkidiki’nin gastronomik özetini yapmak gerekirse deniz mahsullerine doyacağınız bir seyahat demek yanlış olmaz. Izgara balıklar, kalamar, karides, mezeler ve masada sürekli dolaşan tabaklar… Yunanistan’da sevdiğim ve Türk sofra kültürüyle benzer bulduğum yemek düzeni bu: Herkesin kendi tabağına kapanmasından çok, sofranın paylaşılması.
Halkidiki’nin en güçlü tarafı, tatili tek bir formüle bağlı kalmadan yaşayabilmeniz. Otomobille gelmenin avantajı da bu noktada daha fazla hissediliyor; konakladığınız kasabayla sınırlı kalmadan yarımadanın farklı noktalarını görebiliyorsunuz. İstanbul’dan çıkıp sekiz saat direksiyon başında olmak istemeyenler içinse Selanik’e uçup havalimanından araç kiralamak, aynı özgürlüğü sağlayan daha kısa bir alternatif. Selanik Havalimanı’ndan Kassandra’nın girişine ulaşmak yaklaşık bir saat sürüyor.
Dönüşte hangi sınır kapısını kullanacağınızı ise çok önceden kesinleştirmemekte fayda var. Özellikle yaz aylarında yoğunluk saatten saate değişebiliyor. Sosyal medya grupları ve güncel yolcu paylaşımları hangi kapıda ne kadar sıra olduğuna dair fikir verebiliyor. Sabah çok erken ya da akşam daha geç saatleri seçmek zaman zaman avantaj sağlasa da sınır geçişini kolaylaştıracak kesin bir formül yok; biraz planlama, biraz da şans gerekiyor.
Bizim Halkidiki’miz, Pefkochori’de başlayıp Xenia’nın turkuaz sularında, küçük bir teknenin dümeninde, Afytos’un taş sokaklarında ve uzun deniz mahsulleri sofralarında şekillendi. İstanbul’a dönerken içimde, tek bir plaj ya da restoranın değil, bütün rotanın bıraktığı his kalmıştı.


